Enter your email Address

  • Anasayfa
Salı, Mayıs 19, 2026
Berû Ajans
  • Analiz
  • Dijital Medya
  • Ekoloji
  • Ekonomi
  • Gençlik
    • Genç Kadın
    • Genç Kalemler
    • Üniversite
  • Güncel
  • Kültür-Sanat
  • Özel Dosya
  • Röportaj
  • Spor
  • Teknoloji
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Gör
  • Analiz
  • Dijital Medya
  • Ekoloji
  • Ekonomi
  • Gençlik
    • Genç Kadın
    • Genç Kalemler
    • Üniversite
  • Güncel
  • Kültür-Sanat
  • Özel Dosya
  • Röportaj
  • Spor
  • Teknoloji
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Gör
Berû Ajans
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Gör
Anasayfa Analiz

Organize Şiddetin Hedefindeki Genç Kadınlar: Kürdistan’da Bir Süreklilik

9 Mayıs 2026
in Analiz, Genç Kadın, Genç Kalemler
0
Organize Şiddetin Hedefindeki Genç Kadınlar: Kürdistan’da Bir Süreklilik
Share on FacebookShare on Twitter

Kürdistan’da genç kadınlara yönelik şiddetin münferit olmadığı, tarihin içinden gelen ve bugün de işlemeye devam eden organize bir yapının ürünü olduğu apaçık ortadadır. Rojin Kabaiş, Wan Gölü kıyısında bulundu. Gülistan Doku’nun bedeni hâlâ aranıyor. Farklı isimler, farklı yıllar; fakat mekanizma aynı, coğrafya aynı, kurgulanan son aynı.

Dönemin AKP Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’ın, Gülistan Doku vakasıyla ilgili Meclis’te sarf ettiği ‘Bütün aşk intiharlarını Meclis’e mi taşıyalım?’ sözü şaşırtıcı değildir. Aksine bu ifade; Kürdistan’daki genç kadınlara yönelik organize şiddetin bir özeti ve bu gerçeklerin neden ısrarla görmezden gelindiğine dair somut bir işarettir. Rojin Kabaiş, Rojwelat Kızmaz, Gülistan Doku ve nicesi; sanılanın aksine yalnızca bir adalet eksikliği veya güç odaklarının sistematik sömürüsü değil, aynı zamanda kurumsallaşmış ve organize bir şiddet pratiğinin dışavurumudur. Mevcut ataerkil yapı ve geleneksel aile baskısının yanı sıra, bölgedeki organize yapıların yol açtığı kadın kırımı; genç kadınları hedef alarak onları gelecek ideallerinden ve yaşam alanlarından koparmaktadır. Gittikçe derinleşen bu sorun Kürdistan’daki kadınları geleceklerinden ve ideallerinden koparıp bölgedeki eril tahakkümü ve statükoyu yeniden üretmektedir. Sistemli bir hal alan bu kayıpları, cinayetleri ve bunların özellikle genç kadınları nasıl hedef aldığını kavrayabilmek için; bölgedeki zorla kaybetme geleneğinin tarihsel ve siyasal arka planını analiz etmeliyiz.

Kürdistan’da Zorla Kaybetme Geleneği

Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde kurulan JİTEM; 1995’ten bu yana kayıplarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri gibi bir direniş odağının ve toplumsal hafızanın oluşmasına sebebiyet vermiş bir organizasyondur. Öyle ki bu organizasyonun faaliyetleri; bölgedeki pek çok köyün boşaltılmasına, zorunlu göç dalgalarına ve binlerce sivilin yaşamını yitirmesine yol açmıştır. Özellikle 90’lı yıllarda zirve noktasına ulaşan bu sistematik şiddet politikası sonucunda; 1990-2011 yılları arasında işlenen toplam faili meçhul cinayet sayısı 1.901’e ulaşmıştır. Bu cinayetler o kadar organize, sistemli ve pervasızdı ki; Beyaz Toros gibi nesneler bu kirli organizasyonun simgesi haline geldi. Kürdistan’ın en işlek yerlerinde, gün ortasında işlenen cinayetlerin failleri ise mutlak bir cezasızlık zırhıyla korundu.

Bu insanlık suçlarının sistemsel derinliği; günümüze kadar direnen Cumartesi Anneleri’nin mücadelesinde ve hâlâ çocuklarının ya da eşlerinin akıbetini soran binlerce insanın adalet arayışında açıkça görülmektedir. ‘Terörle mücadele’ adı altında Kürt halkının iradesi kırılmak istenmiş, bu süreçte mücadeleyle hiçbir bağı olmayan küçük çocuklar dahi bu şiddet sarmalının hedefi olmuştur. 90’lı yıllarla sınırlı kalmayan bu sistematik durum, 2004 yılında 12 yaşındayken 13 kurşunla katledilen Uğur Kaymaz cinayetinde de kendini göstermektedir. Uğur Kaymaz’ın öldürüldüğü Mardin Kızıltepe, tam da JİTEM’in 22 faili meçhul cinayete imza attığı mekândır.

Günümüze kadar uzanan bu organizasyonel yapı, hukuki çerçevede ne kadar ‘dayanaklı’ kılındıysa da gerçek adalet hiçbir zaman tesis edilmedi. Bugün hâlâ bu örüntünün bir devamı olarak, savaş politikalarının yoğunlaştığı Şırnak, Dersim, Wan ve Colemêrg gibi kentlerde; failin asker, polis veya jandarma olduğu pek çok cinayet, tecavüz ve fuhuş çetesi aracılığıyla Kürdistan’daki genç kadınlar sistematik olarak hedef alınmaktadır. Bu sebeple Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş gibi vakalar bir suçtan öte, onlarca yıllık bir devlet şiddeti geleneğinin ve bu geleneği mümkün kılan cezasızlık kültürünün günümüzdeki yansımalarıdır.

Neden Genç Kadınlar?

Bu sorunun cevabı tek boyutlu olmamakla birlikte, Kürdistan’daki kadınların taşıdığı çifte kimlik gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır. Kürt kimliğinin yanı sıra ataerkil düzeni sorgulayan özneler olarak bu kadınlar; hem ulusal hem de cinsiyete dayalı iki ayrı iktidar eksenine aynı anda meydan okumaktadırlar. Bu meydan okuma, onları salt bir birey olmaktan çıkarır ve kültürü taşıyan, dili yaşatan, belleği aktaran ve dönüştüren bir özneye dönüştürür. Kürt kadını, bir birey olmanın ötesinde, mevcut iktidar yapıları için stratejik bir tehdit unsuru olarak kodlanmaktadır. Bu bağlamda, hem Gülistan’ın hem de Rojin’in üniversite öğrencisi genç kadınlar olması kritik bir önem taşır. Kendi ayakları üzerinde duran, eğitimli bir Kürt kadını; asimilasyon politikaları açısından ‘alarm verici’ bir öznedir. Çünkü kadın, asimilasyon zincirinin en dirençli halkası; kültürü, dili ve kolektif belleği kuşaktan kuşağa aktaran temel taşıyıcıdır. Kürt kimliği, hakim ulusal birlik anlayışı içerisinde bir ‘tehdit unsuru’ olarak kodlanırken; eğitimli genç Kürt kadını, bu kimliği hem kuşaklar arası taşıyan hem de modern bir bilinçle yeniden inşa eden merkezi bir figürdür.

Bir Silah Olarak Cinsel Şiddet

Kadın bedeni üzerindeki tahakküm yöntemleri ve cinsel şiddet, Kürdistan’daki genç kadınlara özgü münferit bir durum olmamakla birlikte; dünyanın her yerindeki eril şiddetle aynı kaynaktan beslenmekte ve burada aynı sistemli mantıkla icra edilmektedir. Tarihsel ve küresel bir örüntü olan bu eril hegemonya sorunu, Kürdistan’da da kronik bir biçimde ve derinleşerek karşımıza çıkmaktadır. Tarihsel süreç boyunca kadın bedeni; savaşlarda adeta fethedilmesi gereken bir toprak parçası veya el konulacak bir mülkiyet gibi görülerek doğrudan hedef alınmıştır. İşgalci eril zihniyet, kadın bedenine saldırarak aslında hedef aldığı toplumun iradesini kırdığını ve onu yenilgiye uğrattığını varsayar. Bu bağlamda tecavüz, bir saldırıdan ziyade sistematik bir ‘işgal aracı’ olarak işlev görür. Nitekim savaşlarda esir alınan erkeklere uygulanan en ağır işkence yöntemlerinden biri de eşi, sevgilisi veya kızı gibi yakınındaki kadınlara yönelik tecavüz tehdididir. Bunlar ulusal politikanın bir parçasıdır, stratejiktir.

Gülistan Doku ve Cezasızlık Döngüsü

Kürdistan bu örüntünün dışında değil, içindedir. Ancak buradaki cinsel şiddeti özgün kılan şey, failin çoğu zaman devlet üniforması taşımasıdır ve bu üniformanın, şiddeti değil failleri korumasıdır. Yıllar içinde dosyaya giren yeni beyanlar ve teknik veriler intihar ihtimalinin ötesinde bir zorla kaybetme veya cinayet şüphesini gözler önüne serse de, devletin ilgili mekanizmaları ısrarla Gülistan Doku’nun şüphelilerinin üzerine gitmekten kaçınmıştır. Gülistan Doku davası bu yüzden bir cinayet davası olmanın ötesinde özel savaş doktrininin kadın bedeni üzerinden işletilen kolunun şiddet, örtbas, kurumsal koruma ve cezasızlık döngüsünün bir üniversite öğrencisinin bedeninde yeniden üreyen somut belgesidir. İlk günden itibaren “intihar” çerçevesine sıkıştırılan Gülistan Doku vakası; dönemin Dersim Valisi’nin oğlu hakkında yürütülen iddialara rağmen, valilik makamının gölgesinde ilerleyen ve adli bir soruşturmadan çok sistematik bir “dosya kapatma” mekanizmasına dönüşen bir süreç hâline geldi. Arama çalışmalarının başında dönemin Dersim Valisi Tuncay Sonel vardı. Yani soruşturmayı yöneten el, aslında baş şüphelinin babası olan kişinin eliydi. Sistemin nasıl işlediğini anlamak için bu tek cümle yeterliydi. Gittikçe büyüyen fakat titizlikle gizlenen dosya; cinsel şiddetten şüpheli gebelik iddiasına kadar uzanan, her halkası ayrı bir suçla örülmüş devasa bir örtbas zincirine işaret ediyordu. Altı yıllık yalan rüzgarının sonunda nihayet gözaltına alınan Tuncay Sonel’in sarf ettiği, ‘Ben devletin valisiyim, emniyette ifade vermem’ sözleri; 90’lardan bu yana kurulan sistemin kendini ele vermesiydi. Failleri koruyan üniformanın, bu kez sözlü olarak ama aynı pervasızlıkla yeniden sahnelenmesiydi.

Direniş ve Öz Savunma

Kürdistan’da genç kadınlara yönelik şiddetin münferit olmadığı, tarihin içinden gelen ve bugün de işlemeye devam eden organize bir yapının ürünü olduğu apaçık ortadadır. Rojin Kabaiş, Wan Gölü kıyısında bulundu. Gülistan Doku’nun bedeni hâlâ aranıyor. Farklı isimler, farklı yıllar; fakat mekanizma aynı, coğrafya aynı, kurgulanan son aynı. Bu tablo karşısında yalnızca yıkım değil, aynı zamanda onlarca yıllık bir direniş var. 1995’ten bu yana her Cumartesi Galatasaray Meydanı’nda hafızayı diri tutan Cumartesi Anneleri’nden devralınan bu miras; bugün TJA (Özgür Kadın Hareketi) şahsında tüm kapatma kararlarına, KHK’lere ve bitmek bilmeyen gözaltı operasyonlarına rağmen dimdik ayakta duruyor. Kürdistan’daki kadınlar, kuşatılan meydanlarda ve barikatların önünde ‘Jin, Jiyan, Azadî’ sloganını sadece bir slogan değil, bir yaşam savunması olarak haykırıyor. Aileler, her gün yeni tehditlerle kuşatılmış bir hayat sürseler de çocuklarının adaleti için tek bir geri adım bile atmıyorlar. Kürdistan’daki bu sistematik örüntü mutlaka belgelenecek, karanlıkta bırakılan tüm isimler ve failler bir gün gün yüzüne çıkarılacaktır. Son söz, her zaman olduğu gibi yine direnişe ait olacaktır. Çünkü bu coğrafyada kadınlar; yalnızca ‘kaybedilen’ birer kurban değil; bulmak için yürüyen, unutturmamak için haykıran ve her şeye rağmen yeni bir yaşam kurmaya devam eden öznelerdir.

   Birgül Daş

Önceki Haber

Amedspor Kutlamalarına Katılan 3 Kişiye Tutuklama

Sonraki Haber

 ‘Ölümümle Binlerce Kürt Uyanacak’

Berû Ajans Editor

Berû Ajans Editor

Sonraki Haber
 ‘Ölümümle Binlerce Kürt Uyanacak’

 'Ölümümle Binlerce Kürt Uyanacak'

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Trend
  • Yorumlar
  • Sonuncu
Toprak Renkli İnsanların Özgürlük Yürüyüşü: Zapatistalar

Toprak Renkli İnsanların Özgürlük Yürüyüşü: Zapatistalar

5 Mayıs 2026
Dijital Çağda Mücadele ve Gençlik

Dijital Çağda Mücadele ve Gençlik

28 Nisan 2026
Gülistan Doku Soruşturması: Köprüyü Gören Kamera Kayıtları Silinmiş

Gülistan Doku Soruşturması: Köprüyü Gören Kamera Kayıtları Silinmiş

11 Mayıs 2026
Dijital Panoptikon: Gönüllü Tutsaklık

Dijital Panoptikon: Gönüllü Tutsaklık

3 Mayıs 2026
Gülistan Doku Soruşturması: Köprüyü Gören Kamera Kayıtları Silinmiş

Gülistan Doku Soruşturması: Köprüyü Gören Kamera Kayıtları Silinmiş

0
Amedspor Şampiyonluğu Kutluyor

Amedspor Şampiyonluğu Kutluyor

0
Amedspor Kutlamalarına Katılan 3 Kişiye Tutuklama

Amedspor Kutlamalarına Katılan 3 Kişiye Tutuklama

0
ODTÜ’lü Öğrencilere Operasyon: Çok Sayıda Gözaltı

ODTÜ’lü Öğrencilere Operasyon: Çok Sayıda Gözaltı

0
Gülistan Doku Soruşturması: Köprüyü Gören Kamera Kayıtları Silinmiş

Gülistan Doku Soruşturması: Köprüyü Gören Kamera Kayıtları Silinmiş

11 Mayıs 2026
Amedspor Şampiyonluğu Kutluyor

Amedspor Şampiyonluğu Kutluyor

10 Mayıs 2026
 ‘Ölümümle Binlerce Kürt Uyanacak’

 ‘Ölümümle Binlerce Kürt Uyanacak’

10 Mayıs 2026
Organize Şiddetin Hedefindeki Genç Kadınlar: Kürdistan’da Bir Süreklilik

Organize Şiddetin Hedefindeki Genç Kadınlar: Kürdistan’da Bir Süreklilik

9 Mayıs 2026
Twitter Youtube Telegram Facebook Instagram

KATEGORİLER

  • Analiz
  • Anket
  • Bilim
  • Dijital Medya
  • Ekoloji
  • Ekonomi
  • Genç Kadın
  • Genç Kalemler
  • Gençlik
  • Güncel
  • Kültür-Sanat
  • Özel Dosya
  • Röportaj
  • Spor
  • Tarih
  • Teknoloji
  • Üniversite

© 2024 BERÛ AJANS - TÜM HAKLARI SAKLIDIR!.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Gör
  • Analiz
  • Dijital Medya
  • Ekoloji
  • Ekonomi
  • Gençlik
    • Genç Kadın
    • Genç Kalemler
    • Üniversite
  • Güncel
  • Kültür-Sanat
  • Özel Dosya
  • Röportaj
  • Spor
  • Teknoloji

© 2024 BERÛ AJANS - TÜM HAKLARI SAKLIDIR!.