Meksika’nın güneydoğusundaki kadim topraklarında sömürülen ve yoksullaştırılan bir halk; aynı zamanda tarihleri boyunca direnmiş onurlu bir halk. Öncüleri Zapata’nın hep bir isyan ve çığlık olduğunu, onu takip edeceklerini söyleyip dağlara çıkarak direnenler…
Yarı yerli yarı Avrupa kökenli olan Emiliano Zapata, 20. yüzyılın başlarında yerli halkı topraklarından eden Diaz diktatörlüğü ile sorunları barışçıl ve demokratik yollarla çözmek için yoğun bir şekilde çalışır; ama çabaları sonuç vermez ve susması için askere alınır. Kısa süre sonra firar eden Zapata, köylülerin tarlalarına el konulduğunu görünce 80 kişilik bir silahlı güç oluşturur. Büyük toprak ağaları tarafından el konulan tarlaları geri alıp halka devreder. Halk, komite ve meclislerle topraklarını korur ve bu dönemde Zapata, köylülerin haklarını savunan bir lider konumuna gelir.
Meksika’nın güneyinde ayaklanmalar artınca rejim, direnişi kırmak amacıyla şiddetle halkın üzerine gider. Zapata sorunları yine diyalogla çözme yanlısı olsa da sonuç alamayınca köylü halktan bir gerilla hareketi oluşturur; bu şekilde bir çeşit öz yönetim direnişi başlar.
1911 yılında Madero liderliğindeki Meksika Devrimi gerçekleşir; diktatör Diaz istifa edip ülkeyi terk etmek zorunda kalır. Zapatistalar, Madero’dan toprak reformunu bekler; ancak Madero başkan olduktan sonra halktan kopar ve beklentileri karşılamaz. Bundan sonra Zapata ve yoldaşları, toprakların köylülere eşit bir şekilde dağıtılmasını öngören Ayala Planı’nı oluşturur. Burada artık “devrim” sözcüğü geçer; halkın gasp edilen toprak ve sularına silahıyla sahip çıkması, yerel köylerin kendi öz yönetim hukukuna göre özgürce yaşaması ve mülkiyetin toplumsallaşması hedefleri somutlaştırılır.
Zapatistaların üzerine yemin ettiği plan açıklandığında gerilla hareketinde 20 bin savaşçı vardır. Zapata bu süreçte de müzakere için çabalar; ancak devletin adım atmadığını görünce bu sefer askeri eylemlere yoğunlaşır. 1919 yılına kadarki dönem kimi zaman sakin, kimi zaman çatışmalı geçer; ama halk bu süreçte yeni yaşamını kurmaya ve düzenlemeye devam eder. 1919 yılında, darbeyle gelmiş yeni rejimin kendi içinde çelişkiler yaşadığını duyan Zapata, kendine yakın gördüğü bir subay ile iletişime geçmek ister. Ancak bunu duyan General Gonzales’in emriyle hareket eden Albay Guajardo, 10 Nisan 1919’da Zapata’yı kalleşçe bir pusu ile katleder.
Zapata’nın vurulmasından sonra halkın mücadelesi uzun süre zayıf kalır; el değiştiren yönetim halkı yine köle gibi çalıştırır. Daha sonra “Birileri bir yerden başka bir yere gidebilsin diye var olan bu yolun ta kendisiyiz biz. Herkesin yolunun bir başlangıcı, bir de sonu vardır; ama yolların ya da bizim başlangıcımız ve sonumuz yoktur. Her şey herkese, kendimize hiçbir şey. Yol biz olduğumuz için devam etmeliyiz,” diyen bir avuç direnişçi, 17 Kasım 1983 yılında Meksika’nın kuzeyindeki FLN (Ulusal Kurtuluş Güçleri) üyeleri Chiapas yerlileriyle birleşerek EZLN’yi (Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu) kurarlar. İlk başta Marksist-Leninist bir örgüt olarak kurulsa da Chiapas dağlarındaki yerli halkın binlerce yıllık kültürüyle harmanlanarak kendine has, hiyerarşi karşıtı bir kimliğe bürünür.
Zapatistalar, hareketlerini kurduktan sonra dağlarda on yıl süren gizli bir hazırlık dönemi geçirirler. Taleplerini dile getirecekleri yasal yollar kapandığında ise başka bir yol denemek zorunda kalırlar. 1 Ocak 1994 gece yarısı; Meksika, ABD ve Kanada arasında imzalanan NAFTA anlaşması yürürlüğe girer. Buna karşılık yeni yılın ilk ışıklarıyla Zapatistalar; 500 yıllık sömürünün son bulmasını, kendi yönetim ve yaşam tarzlarını oluşturmak istediklerini söyleyerek Meksika hükümetine savaş ilan ederler. Aynı zamanda bu ayaklanmayla birlikte, kadınların komutanlık düzeyinde temsil edildiği ve ‘Kadınların Devrimci Yasası’ ile cinsiyet eşitliğinin güvenceye kavuştuğu yeni bir dönem başlar.
Zapatistalar, Aralık 1995’ten itibaren askeri kuşatma ve dış baskılara rağmen bir tür özerklik yaratmayı başarırlar. Merkezi talepleri olan yerli halkların otonomisi için 1996’da imzalanan San Andres Anlaşması’na bu hakkı yerleştirirler; ancak Meksika Kongresi bu anlaşmayı kanuna çevirmez. 2000 yılında seçilen yeni Cumhurbaşkanı Vicente Fox’un “15 dakikada çözeceğim” dediği çözüm beklentisi de boşa çıkar. Meksika hükümeti ve ordusunun 2000’li yılların başına kadar yoğunlaşan operasyonlarına rağmen Zapatistaların etkisi azalmak yerine daha da artar. Bunun üzerine Ağustos 2003’te, San Andres Anlaşması’nı tek taraflı uygulayacaklarını deklare ederek “İyi Hükümet Konseyleri”ni ve “Caracoles” (Salyangozlar) adını verdikleri bölgesel merkezleri kurarlar.
2001’de, Komutan Yardımcısı Marcos ve 25 Zapatista komutanı, halktan yüzlerce delege ile Meksika’nın yeni yönetimiyle sorunları barışçıl yolla çözmek üzere Mexico City’ye yürürler. Böylece Hidalgo’daki Tepatepec Meydanı’nda yeni bir efsane başlar. Uzun bir süre boyunca bölgeye tek bir damla yağmur düşmemişken, Marcos’un konuşmaya başladığı an yağmur bastırır.
Yerli olmayıp yerlilerin kavgasına insanlık adına öncülük ettiğini ve bunu tarihi bir görev olarak kabul ettiğini belirten ve bugün unvanını “İsyancı Kaptan” olarak taşıyan Marcos; bu yürüyüşün “toprak renkli” insanların yürüyüşü olduğunu, bu insanların Meksika ülkesinden hem onurlu bir hayat sürmek hem de birer vatandaş olarak tüm haklardan faydalanabilmek için adalet talep ettiklerini söyler. Ne yazık ki yüzbinlerin katıldığı bu yürüyüş de karşılık bulmaz. Hükümet verdiği sözlerin birçoğunu yerine getirmez ama: “İsyancılar birbirini arar. Birbirine doğru yürür… Kendilerini tanımaya… ve yorucu yürüyüşlerini sürdürmeye başlarlar; şu an gerektiği gibi, yani mücadele ederek yürümek,” diyerek mücadeleye katılanların sayısı artar.
Dünyanın öbür ucundaki Zapatistalar ile Kürt özgürlük hareketi birçok açıdan birbirine benziyor. İki hareket de sorunların yerel boyutlarını hesaba katarak kapitalist modernite dışında bir alternatif yaratma iradesini ortaya koymuştur. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın örgütlenmeyi öz savunmanın temeli olarak görmesi gibi, Zapatistalar da herkese nerede olursa olsun “mutlaka örgütlenin” çağrısı yapar. Marcos’un halkın anlayacağı, yaşama dair kullandığı dil, Öcalan ve arkadaşlarının Kürt halkını kazanmasındaki üslubuyla benzerlik taşır. Aralarında binlerce kilometre olsa da Zapatistalar ve Kürtler, insanlığın özgürlük öyküsünü eş zamanlı yazıyorlar.
Bugün ise Zapatistalar; tüm zorluk ve kısıtlamalara rağmen Chiapas’ın dağlık bölgelerinde kendi okulları, sağlık merkezleri ve tarım kooperatifleriyle otonom yaşamlarını sürdürüyorlar. 2023 yılının sonunda yaptıkları değişiklikle, “İyi Hükümet Konseyleri”ni feshedip daha demokratik ve tabandan örgütlenen “Yerel Özerk Hükümetler” (GAL) modeline geçerek mücadelelerini sürdürüyorlar. Bununla tıpkı Kürt özgürlük hareketinin paradigma ve örgütlenme sisteminde yaptığı değişimler gibi direnişi sürekli güncelleme kabiliyetlerini gösteriyorlar. Zapatistalar, böylece modernitenin küresel krizlerine karşı yeni direniş biçimleri ve yapılanmalar geliştirmeye devam ediyorlar.
“EZLN’nin ilk köklü eylemi, dinlemeyi ve konuşmayı öğrenmektir,” diyor Zapatistalar. Halklarının özgür bir yaşam istediğini biliyor ve bugün bunun için mücadele etmeye devam ediyorlar. Hedefleri bir hükümeti düşürmek veya iktidar olmak değil; kendi bölgelerinde özerk sistemlerini korumak ve özgürce yaşamak istiyorlar. Don Kişot’un Alonso Quijano’sunun “Deliydim ama şimdi akıllandım” sözüne karşı; Marcos’un deyimiyle, “Bu deliliğin içinde olmalı ve asla akıllandığımızı söylememeliyiz” inancı ile mücadele ediyorlar.
Melisa Kaya











