Zekiye Alkan, 25 Şubat 1965’te Gümüşhane’nin Kelkit ilçesinde dünyaya gelir. Çocukluk ve gençlik yıllarının bir bölümünü Erzincan’da, bir kısmını İzmir’de geçirir. Başarılı bir öğrencidir; üniversite sınavında üst sıralarda yer alarak Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazanır.
Amed’e gelişi, onun hayatında bir dönüm noktası olur. 1980’lerin sonu, Kürdistan’da serhildanların yükseldiği, özellikle Nisêbîn ve Cizîr hattında halkın kitlesel olarak ayağa kalktığı yıllardı. Kürdistan’da gelişen bu halk serhildanları, Zekiye üzerinde belirleyici bir etki yapar.
Zekiye Alkan, arkadaşlarıyla yaptığı bir sohbette Amed’deki köy ablukaları, kadınlara yapılan işkencelerden bahseder. Askerlerin köyleri ablukaya aldığını, bebekleri kadınlara verip ‘alın emzirin’ dediklerini, kadınlar tam emzirdiklerinde de bebekleri geri çekip, ’bunlar da büyüyünce terörist olacak’ diyerek işkence ettiklerini ve bunlara şahit olduğunu anlatır.
Bu süreç, onun için bir tanıklıktan öte, derin bir sorgulama ve kopuş sürecidir. Devletin uyguladığı baskı ve imha siyaseti üzerine kafa yorar ve bu durum onu bir tutum almaya yöneltir. Çevresine yaşadıklarını ve tanık olduklarını anlatır. Bu süreçte cezaevlerindeki siyasi tutsaklara ilaç temin ettiği, politik bağlarının da bu dönemde derinleştiği biliniyor.
Bu arada Zekiye Alkan, Erzincan’da kaldığı yıllarda bir süre Türkiye solu ile de hareket eder. Daha çok Devrimci Yol çevresinde yer alır. Daha sonra İzmir’de lise okurken de bu sempatisi devam eder. Kürt özgürlük hareketiyle tanışması ve içinde yer alması ise Amed’e üniversite okumaya gittikten sonra başlar.
1989 Newroz’unda, yani eyleminden bir yıl önce, arkadaşlarıyla oturduğu bir sırada aniden cebindeki tüm kağıtları çıkarıp yakar. Arkadaşları nedenini sorduğunda onlara şu cevabı verir: “Kendi Newroz’umu kutluyorum. Çünkü Newroz ateş yakılarak kutlanır.” Böylece ilk Newroz ateşini birkaç kağıt yakarak tutuşturur ve bu duygusunu, ateşin anlamını arkadaşlarıyla paylaşır.
Kürt kadınların öncülüğünde Kürdistan’ın birçok yerinde gelişen serhildanlar, yüreği Newroz ateşiyle çarpan Zekiye’yi derinden etkiler. O da aynı asi ruha sahip, Kürt kadınının bu başkaldıran ruhunun bir parçası olmak ister. Bir yandan Nisêbîn serhildanları, diğer yandan Mazlum Doğan’ın büyük eylemi onu derinden etkiler. Yapacağı eylemle, Mazlum Doğan’ın yaktığı ateşten bir kıvılcım olmak ister.
1990 yılına gelindiğinde Newroz yasaklıydı. Baskı yoğundu. Serhildanlar bastırılmaya çalışılıyordu. Bu koşullarda Zekiye, nasıl cevap olunabileceğini kendi pratiğiyle ortaya koymak ister. Eyleminden önce söylediği “Ateş sadece çalı çırpıyla değil, insan bedeniyle de yanar” sözü bu arayışını açıkça ifade ediyor.
Zekiye Alkan, 21 Mart 1990’da Amed’in Sûr ilçesi Urfa Kapı civarında bedenini ateşe vererek ölümsüzleşir. Kürt halkının özgürlük mücadelesi tarihinde büyük bir anlam ifade eden eylemini gerçekleştirdiğinde henüz 25 yaşındaydı.
Bedenini ateşe verdikten sonra ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılır. 30 Mart 1990 sabahına kadar yaşar. Yaşamını yitirmeden önce, eyleminin bireysel bir karar olduğunu ve Türkiye ile Kürdistan’daki baskıları protesto etmek amacıyla gerçekleştirdiğini ifade eder.
Zekiye Alkan’ın eylemi kısa sürede duyulur ve büyük bir yankı yapar. 1990’lı yıllarda Newroz’un kitleselleşmesi, serhildanların genişlemesi ve özellikle kadınların özgürlük mücadelesinde daha görünür hale gelmesinde etkisi belirleyicidir. Onun eyleminin, Kürt kadın özgürlük mücadelesinde çok önemli ve yol gösterici bir yer tuttuğu söylenebilir.
Zekiye Alkan, bu yönüyle gerçekleştirdiği eylemiyle Newroz’un yeniden anlamlandırıldığı bir dönemin unutulmaz sembollerinden biri haline geldi. Her Newroz’da saygıyla anılan Zekiye Alkan, Newroz’u Newroz yapan kadınlardan biridir.
Ali Güney










