Karmatiler, eğitim ve örgütlenme tarzlarıyla komün çalışmalarında üzerinde durulması gereken önemli bir harekettir. Yaklaşık 200 yıllık bir süre boyunca varlık göstermiş olan karmati hareketi, bölgenin en büyük toplumsal hareketlerinden biridir.
Karmati ismi hakkında en yaygın kabul, Karmati hareketin kurucusu olan Hamdan bin Eş’as El-Karmat’ın lakabı olan Karmat’tan geldiğidir. Hareket mensuplarının birbirlerine Arapçada yoldaş, arkadaş anlamına gelen ‘Refiq’ hitabıyla seslenmeleri hareketin karakterine dair önemli bir veridir.
Hamdan Karmat, Küfe bölgesinin Baş Daîsi olarak atandıktan sonra bölgede kendi öğretisini yaymak amacıyla üç kişilik bir ekip kurar. Bunlardan ilki hareketin “filozofu ve beyni” olarak tanınan Abdan’dı. Abdan, Belagat-ül Safa (Kardeşliğin Hitabeti) adında yedi ciltten oluşan bir kitabı kaleme almıştır. Bu kitapta kurulmak istenen komünal toplum düzeninin nasıl olacağı, bu düzene ulaşmak için insanların nasıl bir kişiliğe sahip olması gerektiği, bu amaçla toplum ve bireylerin eğitiminin nasıl yapılacağı ve genel olarak Karmati hareketinin dünyaya bakış açısının ne olduğu anlatılmaktadır.
Ekip içerisindeki ikinci isim olan El Cenabi, hareketin Hamdan Karmat’tan sonra gelen ikinci önderi düzeyindedir. Üçüncüsü ise Hamdan Karmat’ın öğrencisi olan Zikreveyh El Dendani’dir. Daha çok İran topraklarında hareketi tanıtmak ve yaymak için görevlendirilmiş ve bu alanlarda çalışma yürütmüş bir öncüdür.
Irak’tan Yemen, Mısır, Şam ve Afrika’daki halklara kadar Ortadoğu baştanbaşa bu komünal halk örgütlenmesi etrafında şekil almıştır. Örgüt yapısı üçer kişilik komitelerden oluşan ve üstten alta doğru uzanan bir örgüt modeli olarak ortaya çıkıyordu.
Örneğin Hamdan’a bağlı olan üç kişiden biri olan Abdan da kendine bağlı üç kişilik bir komite oluşturmuş ve bunları Küfe’nin değişik alanlarına öğretiyi yaymaları amacıyla göndermiştir. Hareketin kendisini yeterince geliştirdiği kanısına ulaşan Hamdan Karmat taraftarlarına Küfe yakınlarındaki Mühtemâbâz köyünü Dar’ül Hicre (hicret evleri) olarak inşa etmelerini salık verir.
Bunun üzerine Karmatiler için günümüzün komün evleri ve akademilerine karşılık gelen mekânlar kurulmaya başlanır. Bu mekânlar hem toplumun yaşam mekânları hem de hareketin kadrolarının eğitilip örgütlendirildikleri temel mekânlar olarak dönemin devrim ocakları rolünü görmüşlerdir.
Yine halk içerisinde Mecalis’ül Teğziye (Beslenme Meclisleri) ismiyle düzenledikleri tartışma platformlarında halkın çok değişik konular hakkındaki sorularına tartışma yöntemiyle cevaplar veriliyordu.
Örgütlenme konusunda Karmatiler halklar ve inançlar arasına hiçbir ayrım koymazken, her etnik kökene ve dine göre bir propaganda faaliyeti yürütüyorlardı. Bir alana gönderilen bir Daî’nin ilk görevi, gideceği alanın toplumsal özelliklerini çok iyi bilmek ve tanımak olmaktaydı.
Yine en temel bir toplumsal kesim olarak kadınların toplum içerisindeki etki düzeyleri hissedilir derecede artmıştı. Kadınlar her türlü toplumsal faaliyet içerisinde erkeklerin yanında yer alıyordu. Çocuklara da ayrı bir yer tanınmaktaydı. Özellikle çocukların eğitim konuları bizzat hareketin Daî’leri tarafından yerine getirilmesi gereken en önemli görevlerden birisiydi.
Karmatiliğin gelecek perspektifini Yemenli bir Karmati Önderi olan Hasan Bin Mansur şu sözlerle dile getiriyordu:
“Gün gelip beklenen Mehdi zuhur ettiğinde, aslan ile boğa aynı havuzdan su içecek, çoban koyunlarını kurtlara teslim edip gidebilecektir. Kötülüğün yerini iyilik alacak, sapıklıklar sona erecek, sahibine hakkı verilecek ve insan doğduğu günkü gibi eşit ve özgür olacaktır.”
Karmatiler dayandıkları felsefi yaklaşım ve toplumsal zemine uygun bir ekonomi anlayışını da toplum içerisinde geliştiriyorlardı. Kurdukları Dar’ül Hicre kurumlarında ilk önce halktan sahip oldukları mal ve giyeceklerinden beşte birini toplumsal ortaklığa sunmaları istenmiştir. Bu karar ortak mülkiyet sistemine geçişin bir ara aşaması oluyordu.
Bir süre sonra da ülfet sistemi getirilmiştir. Ülfet, insanların mallarını tek bir merkezde toplayarak birbirlerine karşı maddi üstünlük sağlamadıkları ve mallarını ortaklaştırdıkları sistemin adı olmaktaydı. Bununla toplumda özel mülkiyete son verilmiş oluyordu.
Zaten Karmati hareketine komüncü özelliğini veren en temel anlayış, özel mülkiyete son verilerek toplumsal mülkiyetin gerçekleştirilmesidir. İnsanların kılıç, ok ve yay gibi silahları dışında hiçbir bireysel eşyası yoktu.
Üretim imece usulü gerçekleştiriliyordu. Herkes tarlaların ekim ve biçiminde ortak çalışıyor, ürün ortak dağıtılıyordu. Besi hayvanları ortak bir biçimde besleniyor, ürünleri ortak kullanılıyordu. Toplumdaki her kesim, üretimin bir yerinde bir biçimde çalışmalara dâhil oluyordu.
Toplumda herkes gücü kadar ve yeteneği çerçevesinde çalışıyor ve ihtiyacı kapsamında ve oranında üründen yararlanıyordu. Üretimde ortaya çıkan ürünler halk evi de denilebilecek yerlerde toplanıyordu.
Karmati hareketinin geriye bıraktığı miras, kendinden sonraki dönemlere de ilham kaynağı olmuştur, olmaya devam ediyor.










