Enter your email Address

  • Anasayfa
Salı, Ocak 20, 2026
Berû Ajans
  • Analiz
  • Dijital Medya
  • Ekoloji
  • Ekonomi
  • Gençlik
    • Genç Kadın
    • Genç Kalemler
    • Üniversite
  • Güncel
  • Kültür-Sanat
  • Özel Dosya
  • Röportaj
  • Spor
  • Teknoloji
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Gör
  • Analiz
  • Dijital Medya
  • Ekoloji
  • Ekonomi
  • Gençlik
    • Genç Kadın
    • Genç Kalemler
    • Üniversite
  • Güncel
  • Kültür-Sanat
  • Özel Dosya
  • Röportaj
  • Spor
  • Teknoloji
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Gör
Berû Ajans
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Gör
Anasayfa Analiz

Duygulardan Kaçmak Akıllıca mı?

13 Ocak 2026
in Analiz, Genç Kalemler
0
Duygulardan Kaçmak Akıllıca mı?
Share on FacebookShare on Twitter

Duygularımızın tanınması önemsenmiyor, çünkü başarılı bir toplumsallığın altında doğru kurulmuş bağlar ve doğru ilişkilendirilmiş duygular var. İlk insan topluluklarının oluşmasının ya da insani özelliklerin gelişmesinin nedeni, duyguların farkına varılmasıdır.

Toplumumuzda bir insanın özelliklerini tanımlarken kullandığımız ilk olumlu sözcükler, “çok akıllı birisi, dahi, yetenekli ya da zeki birisidir” olur. Olumsuz yanda ise “çok duygusal, deli, öfkeli, moralsiz, mutsuz, fevri” gibi kelimeleri sıralarız. Tabii ki bir çiçeğin karanlıktan kaçıp yönünü her zaman aydınlığa verip salkımlarını ışığa doğru uzatması gibi, bizler de hep olumluya yönelmek için olumsuz tanımlamadan uzaklaşırız. Hâliyle hepimiz akıllı ve zeki olmak istiyoruz. Fakat duygulardan kaçarak akıllı olmaya yönelmek akıllıca mı?

Duygularımız ile yaşarken de akıllı ve zeki olamaz mıyız? Bu soruların cevabı bizlerden uzakta değil, beynimizde. Bir o kadar da toplumumuzda ve evrenimizde. Kafamızın içindeki muazzam sistemi ne kadar tanıyoruz, gözlerimizin arkasındaki dünyayı ne kadar görebiliyoruz? Aslında evreni tanıdığımızı sandığımız kadar kendimizi, beynimizi tanıyoruz. İnsanı insan yapan beyin; düşünme, duygu ve zekâ sistemi üzerine kafa yorulması gereken esaslı konulardan biridir. Çünkü insan, kendi farkına vardığı için insandır. İnsan olmak, kendini tanımak ile mümkün. Kendi farkına varmak devrimsel bir dönüşümü başlatmıştır.

“Ben nasıl bir insanım?” diye hiç durup düşündüğünüz zamanlar oldu mu? Bu, öyle sitem edercesine, hayıflanarak bir düşünme değil; cevabını daha genişçe, toplumsalca vererek soracağımız bir sorgulama olmalı.

Çoğumuz Kürdistan toplumumuzu ya da özellikle kadınlarını duygusal olarak tanımlayan bir toplum içinde büyüdük. Toplumumuzda duygular, duygusallık ile; duygusallık da akıllı olmamak ile yeksan edildi. Başarılı olmak için duyguların bir kenara itilmesi öğütlendi. Fakat beynimiz birini bir kenara iterek ya da durdurarak değil, ortak–birlikte bir sistem ile hareket ediyor.

Nasıl ki toplumdaki bireyler atomların titreşimi gibi birbirlerini etkileyerek iletişim geliştiriyorsa, beynimizdeki nöronlar da birlikte hareket ediyor ve birbirini etkiliyor. Duygular olmadan mantık, mantık olmadan duygular; düşünce olmadan gülme, gülme olmadan sorgulama olmaz. Bu, organize bir çalışma ortaklığıdır. Gece ve gündüz gibi, birbirlerini tamamlayarak günü oluştururlar ve yaşam akar. O yüzden duyguları olumsuz keseye, mantık ve zekâyı olumlu keseye atmadan önce onların başından itibaren aynı yerde, birlikte olduğunu iyi görmemiz gerekir.

Esasında bu kadar keskin ayırma, bu ölçüde parçalılık bazı yönleriyle paramparça kişiliklere sebep oluyor. Gece ve gündüzü ayırmak gibi yaşamın akışına aykırı duruyoruz.

Beynimizin akışına bakalım. Beynimiz sadece hesaplı, matematiksel değil; gayet sosyal, duygu yüklü, düşünceli bir organ ve komün olmak amacı ile tasarlanmıştır. Beynimizdeki örgütlülük, bizlere yaşamın, canlılığın adeta sadece müthiş bir organizasyon ile olabileceğinin en net özeti ve ispatıdır. Duygu, mantık ve güdüler mükemmel bir uyum içinde insanın özünü harmanlıyor, insanlığı büyütüyor.

Fakat günümüzde kapitalist modernitenin yaşamın tüm derinliklerine girmesi ile dengeler bozuldu, iletişim sorunu çok ciddi. Bilim dünyasında duygusal zekâcılar ve analitik zekâcılar ayrımının bu kadar kurumsallaşması da boş yere değildir. Amaç parçalamaktır. Dengeyi bozan ve örgütsüzlük geliştiren; duyguyu duygusallık yapan, mantığı analitik yıkım ve kırıma götüren, güdüleri doyumsuz bir derecede çığırından çıkaran bir sistem geliştiriliyor.

Tüm iletişim kesiliyor, yeni bir beyin geliştiriliyor. Düşünmeyen, sadece güdüler endeksli; anlık duygusallık karmaşaları ile dağınık, belirsiz, amaçsız bir beyin ve hâliyle insani özelliklere karşı bir yaşam ortaya çıkıyor ya da yaşama kördüğüm atılıyor. Beyindeki kördüğümlerin yansıması; kadın katliamları, intiharlar, savaşlar, soykırımlar, şiddet, uyuşturucu kullanımı, doğa katliamları olarak evrene yansıyor. Bundan dolayı evren içinde yaşanılması zor bir hâl alıyor. Çünkü beynimizde ve toplumsallığımızda ciddi bir iletişimsizlik var. Bu sebeple kördüğümleri çözmenin vakti geldi de geçiyor bile…

Bu yüzden felsefi, biyolojik, kimyasal, nörolojik, tarihsel ve toplumsal bir çerçeve içerisinde beynimizi gözden geçirmeye gerek var.

Kısaca beynimizi tanımlarsak; sinir sisteminin merkezi olarak hizmet eden bir organdır. Bir insanda 15–33 milyar nöron (sinir hücresi) vardır. Nöronların birbirleri ile iletişimi beyni aktif kılar ve yaşamın döngüsünü başlatır. Organların merkezi kontrolünü sağlar, hormonları salgılar, kasları işletir. Oldukça koordinelidir. Duyu organlarından gelen bilgi burada toplanır ve beynimiz de organlarımıza yapılması gerekenleri belirtir.

Düşünce ve duygular da beynimizdeki bölümlerde ya da loblarda şekillenir. Bunları duygusal zekâ (EQ) ve analitik zekâ (IQ) olarak çoğu zaman duymuşuzdur. Beynimizdeki duyuları kontrol eden ya da algılayan kısımlar; öğrenme ve konuşma yetisi sağlayan kısımlar; sevinç, kızgınlık, şaşkınlık gibi duyguları oluşturan kısımlar birbirleri ile limbik sistem adı verilen ortak bir organizasyonda uyum içindedir.

IQ kelimesini ya da testlerini, yükseltme becerileri için yapılan şeyleri günlük hayatımızda birçok yerde karşılaştığımız bir kavramdır. Fakat göz ardı edilen EQ’dur. Bu çok bilinçli bir şekilde geliştirilmektedir. İnsanı sadece “düşünen insan (Homo sapiens)” olarak tanımlamak fakat duyguları ile ilgili kısmı atlamak, insanın ve evrenin gerçek anlamda tanınmaması için geliştirilen kavramlar setidir.

Duygularımızın tanınması önemsenmiyor, çünkü başarılı bir toplumsallığın altında doğru kurulmuş bağlar ve doğru ilişkilendirilmiş duygular var. İlk insan topluluklarının oluşmasının ya da insani özelliklerin gelişmesinin nedeni, duyguların farkına varılmasıdır.

Peki bunun farkına varan kimdi? Kadın.

Doğayı hissetti, çocuğu hissetti, evreni gözleri ile değil kalbi ile duymayı kendine öğretti. İnsanın ve toplum olmanın değerini ve birlikteliğini kavradı. Sonra bu toplumsallığı sürdürebilmek için doğadan duyumsadıklarını toplumuna aktardı ve komünü geliştirdi. Belki günümüzdeki kadar bilimsel veri yoktu ama kadın, kendini tanıyarak ve anlam biçerek, duygular ile düşüncenin muhteşem birlikteliğini geliştirdi.

Nasıl mı? Bu konuyu biraz biyolojik olarak açarsak; beynimizin bir alt kısmı var, bir de ön frontal kısmı vardır. Bu ön kısım bizi insan yapan kısımdır; düşünme, anlama, hatırlama, mantıkla davranma, problem çözme, karar alma, dikkati sürdürme, dürtülerin kontrol edilmesi, tecrübelerden ders çıkarma, duyguları tanımlama ve yaşama, empati gibi birçok görev daha bu frontale düşer.

Kulağımıza yakın kısımda amigdala vardır; burada mandalayı andıran limbik adlı bir sistem bulunur. Bizler çok yoğun bir duygu yaşadığımızda—örneğin kızgınlık, öfke—bu sırada bu sistemimizin ön frontal ile bağı azalır. Yani yoğun duygular yaşadığımızda beynimizin içi sislenir ve düşünme bölümü ile olan bağlantımız, yoldaki sislenme gibi kazalara sebep olur.

Bizler de bu sefer ön yol, yani ön beyin yerine arka beyne döneriz. Arka beynin adı da hayvansı beyindir. Burada güdüler—kaçmak, refleks, tepki, bağırmak, kriz—devreye girer. Yani ön beyin ile arka beynin kullanımını dengede tutan duygulardır; limbik sistemin sislenmemesini sağlar.

Yani öyle hep dillendirildiği gibi duygular duygusallığa sebep olmuyor. Duyguların doğru yönlendirilmesi ve mantık ile doğru ilişkilendirilmesi bizleri insan yapıyor; yoksa arka beyne mahkûm oluyoruz. Yani ön frontal tek başına bir anlam ifade etmiyor; onu aktifleştiren de yine duygular oluyor.

Bu anlamda insanlığın gelişiminde bu dengeyi ve örgütlülüğü en ustaca kullanan kesim kadınlar olmaktadır. Duyguların öneminin farkına varıp onları ustaca toplumsallık için geliştiren ve kullanan kadın; bunları çocuğa ve klana öğreterek dili, inancı, kültürü, savunmayı, mimariyi geliştirdi. Duyguların düşünce ile olan birlikteliği bir toplumsallık devrimi geliştirdi.

Şimdi ise kapitalizmin erkek çaplı kurallarında kadına “duygusal bir varlıktır” denilerek birçok çalışma kurumunda resmî olarak yer dahi verilmiyor; bu, bilimsel bir veriymiş gibi biyolojik bir belirleme olarak sunuluyor. Bu temelde duyguları duygusallığa dönüştüren bu aklı doğru tanımalıyız. Yoksa beynimizin müthiş çalışma temposuna, örgütlülüğüne ters düşer ve hakkını veremeyiz.

Duygularımız yaşam ölçülerimizi geliştirir ve düşüncelerimizi aktif kılar. Tutkularımız, sezgilerimiz, öfkelerimiz olumsuz değildir. Mesele onları doğru yönlendirme meselesidir. Kızgınlığı bağırarak da ifade edebiliriz ya da kızgınlığı ortaya koymak için kızdığımız şeye karşı eylemsellik geliştirerek de. Mesele, duyguları iletişimde nasıl kullandığımızdır ya da nasıl politikleştirdiğimizdir.

Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın da belirttiği gibi:
“Çok duygusalsınız ama duygularınız politik-toplumsal içerikten yoksun ve zayıf. Bu yüzden sizi özlemini duyduğunuz toplumsallığa, özgür yaşama götürmüyor. Bu yüzden toplumsal sevgi ve aşk nedir bilmiyorsunuz. Bencilliğin sınırlarında dolanıp duruyorsunuz. ‘İşe nereden başlamalı?’ diye sorarsanız yanıtım açıktır: İşe duygularınızı politikleşmeye, toplumsallaşmaya yatırarak başlamanız, özgür yaşam inşamız için yapacağınız en hayati davranış olacaktır.”

Bu nedenle duygulara ve insana değer vermek; duygulara yer açmak, onları tanımak, dinlemek, paylaşmak ve düşünce ile ilişkilendirmek insanlığı geliştirdi. Hepimiz bilmekteyiz ki toplumsallık, birbirini anlayabilen ve duyumsayabilen insanlar ile kurulur.

Bu temelde asıl üzerine yüklenmemiz gereken soru şudur: Duyguları toplumsallığa nasıl taşıyabiliriz?
İşte bu kadın aklıdır.
Bu, komün aklıdır.

             Zınarin Ateş

Önceki Haber

Polisin Taciz ve Ajanlaştırma Dayatmasına Tepki

Sonraki Haber

Öğrencilere Değil Savaşa Bütçe Ayrılıyor

Berû Ajans Editor

Berû Ajans Editor

Sonraki Haber
Öğrencilere Değil Savaşa Bütçe Ayrılıyor

Öğrencilere Değil Savaşa Bütçe Ayrılıyor

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Trend
  • Yorumlar
  • Sonuncu
Şirnex’de 3 Genç Gözaltına Alındı

Wan’da Ev Baskınları: 16 Gözaltı

14 Ocak 2026
İstanbul’da 4 Genç Tutuklandı

İstanbul’da 4 Genç Tutuklandı

19 Ocak 2026
Şirnex’de 3 Genç Gözaltına Alındı

Adana ve Mersin’de 10 Gözaltı

15 Ocak 2026
Duygulardan Kaçmak Akıllıca mı?

Duygulardan Kaçmak Akıllıca mı?

13 Ocak 2026
Nisêbîn’de Rojava’ya Destek Yürüyüşü

Nisêbîn’de Rojava’ya Destek Yürüyüşü

0
İstanbul’da 4 Genç Tutuklandı

İstanbul’da 4 Genç Tutuklandı

0
Amed Halkı Rojava İçin Ayakta

Amed Halkı Rojava İçin Ayakta

0
Yılmayan Bir İrade: Bobby Sands

Yılmayan Bir İrade: Bobby Sands

0
Nisêbîn’de Rojava’ya Destek Yürüyüşü

Nisêbîn’de Rojava’ya Destek Yürüyüşü

20 Ocak 2026
İstanbul’da 4 Genç Tutuklandı

İstanbul’da 4 Genç Tutuklandı

19 Ocak 2026
Amed Halkı Rojava İçin Ayakta

Amed Halkı Rojava İçin Ayakta

19 Ocak 2026
Yılmayan Bir İrade: Bobby Sands

Yılmayan Bir İrade: Bobby Sands

17 Ocak 2026
Twitter Youtube Telegram Facebook Instagram

KATEGORİLER

  • Analiz
  • Anket
  • Bilim
  • Dijital Medya
  • Ekoloji
  • Ekonomi
  • Genç Kadın
  • Genç Kalemler
  • Gençlik
  • Güncel
  • Kültür-Sanat
  • Özel Dosya
  • Röportaj
  • Spor
  • Tarih
  • Teknoloji
  • Üniversite

© 2024 BERÛ AJANS - TÜM HAKLARI SAKLIDIR!.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Gör
  • Analiz
  • Dijital Medya
  • Ekoloji
  • Ekonomi
  • Gençlik
    • Genç Kadın
    • Genç Kalemler
    • Üniversite
  • Güncel
  • Kültür-Sanat
  • Özel Dosya
  • Röportaj
  • Spor
  • Teknoloji

© 2024 BERÛ AJANS - TÜM HAKLARI SAKLIDIR!.