‘Dağlar asi kadının heybeti yanında baş eğdi.
Toprak, asaleti karşısında bedenini sarmakta utandı.
Ve tarih onu anlatmak ve yaşamaktan gurur duyarak günümüze taşıdı ve yaşattı.’
Kürt halkının sözlü kültürü, tarihsel sürekliliğin ve kolektif kimliğin korunmasında temel bir rol oynamıştır. Yazılı tarih geleneğinin sınırlı olması, destanlar, dengbêjlik anlatıları, ağıtlar ve halk hikâyelerini toplumsal hafızanın asli taşıyıcısı hâline getirmiştir. Kürt toplumu için sözlü kültür yalnızca geçmişi aktaran bir tarz değil; aynı zamanda toplumsal değerlerin, ahlaki normların ve direniş bilincinin yeniden üretildiği canlı bir alandır. Bu yönüyle sözlü kültür, tarihsel deneyimlerin kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan dinamik bir bellek mekanizmasıdır.
Bu belleğin taşıdığı güçlü figürlerden biri de 1926 Sason Direnişi’nde yer alan Rindêxan’dır. Rindêxan, direniş sürecinde öne çıkan isimlerden biri olarak anılan Mihemedê Elîyê Ûnis’in kızıdır. Sason Direnişi’nin kırılmasıyla birlikte bölge halkı büyük bir kıyımla karşı karşıya kalmış; kadın, çocuk ve yaşlı ayrımı gözetilmeksizin ağır bedeller ödenmiştir. Rindêxan da bu süreçte yaralı hâlde esir düşer.
Anlatılara göre, Rindêxan’ın duruşu ve asaleti, onu esir alan komutanın dikkatini çeker. Yaşamının bağışlanması karşılığında kendisinden, ailesinin ve halkının katliamında rolü bulunan bu otoriteye boyun eğmesi beklenir. Ancak Rindêxan, onurunu ve iradesini teslim etmeyi reddeder. Kendisine dayatılan onursuz ve kölece yaşamı kabul etmeyerek, kendi yaşamı üzerinde söz sahibi olduğunu açıkça ortaya koyar. Bu tutum, onun biyografisini sıradan bir direniş anlatısının ötesine taşır.
Rindêxan’ın adı, bu noktadan sonra yalnızca yaşananlarla değil, bu yaşananlar karşısında sergilediği tavırla anlam kazanır. Onun yaşamı, bireysel bir trajedi olmaktan çıkar; kadın onuru, özgür irade ve direniş etrafında şekillenen toplumsal bir mesajın taşıyıcısına dönüşür. Kürt sözlü kültüründe Rindêxan, kadının kendi bedeni, kimliği ve yaşamı üzerinde söz sahibi olma iradesinin simgesi hâline gelir.
Bugün hâlâ kadına, özelde Kürt kadınına, aile içine sıkıştırılmış, pasif ve erkeğe tabi bir rol biçilmeye çalışılırken; Rindêxan’ın yaşamı ve tutumu bu kabulleri temelden sarsar. Yaratılmak istenen klasik kadın duruşunu rededer. O, köylüleri örgütleyen, dağlık alanda savunma birlikleri yaratan bir öncüdür. Onun hikâyesi, kadının yalnızca aile içi bir rol üstlenmediğini; aksine toplumsal onurun, direncin ve hafızanın taşıyıcısı olduğunu gösterir. Aynı zamanda Kürt tarihinin kadın merkezli bir okumaya tabi tutulabileceğini ve tutulması gerektiğini hatırlatır.
Rindêxan, tarihin kenarında kalmış bir isim değil; kolektif hafızada merkezî bir yere yerleşmiş bir duruştur. Onun biyografisi, kadınların tarihsel süreçlerde edilgen figürler olmadığını; aksine anlamı belirleyen ve direnişi şekillendiren öznelere dönüştüğünü gösterir. Bu nedenle Rindêxan, yalnızca geçmişte yaşanmış bir hayatın adı değil, bugün de kadın özgürlüğü ve onuru üzerine düşünmenin güçlü bir referansıdır.








