AMED – Kadın katliamları ve şüpheli kadın ölümlerinin cezasızlık politikalarıyla derinleştiğini söyleyen ÖHD Amed Şube Eş Başkanı Zeynep Karayılan, kadın özgürlük mücadelesinin aynı zamanda barış, eşitlik ve demokratik toplum mücadelesi olduğunu vurguladı.
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Amed Şube Eş Başkanı Zeynep Karayılan, kadınlara yönelik şiddetin yapısal nedenlerini, Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş dosyalarını, cezasızlık politikalarını ve kadın özgürlük mücadelesinin barış mücadelesiyle bağını değerlendirdi.
Kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümlerinin münferit olaylar olarak ele alınamayacağını belirten Karayılan, “Kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri aslında Türkiye’de münferit olaylar olarak değil, giderek derinleşen ve yapısal bir yaşam hakkı ihlalidir” dedi.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine işaret eden Karayılan, yılın başından bu yana 150 kadının erkekler tarafından katledildiğini, 151 kadının ise şüpheli şekilde yaşamını yitirdiğini hatırlattı. Bu tablonun kadınların yalnızca doğrudan erkek şiddetiyle değil, aynı zamanda etkin yürütülmeyen soruşturmalar nedeniyle de yaşam hakkı tehdidi altında olduğunu gösterdiğini ifade eden Karayılan, şüpheli kadın ölümlerinin önemli bir bölümünde daha önce şiddet öyküsü bulunduğunu kaydetti.
Şüpheli ölümlerin çoğunlukla aile içerisinde ya da birlikte yaşanılan erkeklerin bulunduğu alanlarda gerçekleşmesine rağmen dosyaların “yetersiz delil” gerekçesiyle kapatıldığını belirten Karayılan, bunun yalnızca failleri korumadığını, aynı zamanda toplumda cezasızlık kültürünü derinleştirdiğini söyledi.
Kadınları kamusal yaşamdan dışlayan politikalar yaygınlaşıyor
Son yıllarda kadınların kamusal alandaki varlığını sınırlandıran politikaların arttığına dikkat çeken Karayılan, “Her yargı paketi öncesinde medeni hukuk tartışmaları, yine nafaka tartışmaları yapılması, 2025 yılının ‘Aile Yılı’ ilan edilmesi aslında aynı yaklaşımın devamı niteliğinde” dedi.
Bu politikaların doğrudan kadın cinayetlerinin nedeni olarak değerlendirilemeyeceğini ancak kadınların toplumdaki yerine ilişkin güçlü bir mesaj verdiğini belirten Karayılan, “Kadınların esas yerinin ev olduğu, kamusal alanın ise erkeklere ait olduğu yönünde güçlü bir siyasi mesaj veriyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğini reddediyor, kadınları aile içerisindeki rolleri üzerinden tanımlıyor bu politikalar” ifadelerini kullandı.
Kadınların ekonomik, sosyal ve siyasal yaşamdan uzaklaştırılmasını beraberinde getiren yaklaşımlara dikkat çeken Karayılan, “LGBT+’ları hedef hâline getiren politikalar, kadınların ekonomik, sosyal ve siyasal yaşamdan uzaklaştırılmasını da beraberinde getiriyor. Kadınların bağımsızlaşmasını güçlendirecek mekanizmalar yerine onları aileye bağımlı hâle getiren politikalar, şiddeti giderek örten bir noktada oluyor” diye konuştu.
Militarizm erkek egemen sistemi yeniden üretiyor
Savaş ve güvenlik eksenli politikaların erkek egemen zihniyeti güçlendirdiğini söyleyen Karayılan, militarizmin yalnızca çatışma alanlarını değil, gündelik yaşamı da etkilediğini belirtti.
Karayılan, “Yine diğer taraftan bu cinsiyetçi politikalar uygulanırken dışarıda da sürekli savaş ve güvenlik eksenli politikalar erkek egemen zihniyetin meşrulaştırılmasına yol açıyor. Militarist erkek egemen zihniyeti güçlendiriyor. Savaş, militarizm ve güvenlikçi politikalar yalnızca çatışma alanlarını değil, gündelik yaşamı da etkiliyor, şiddeti sıradanlaştırıyor ve erkek egemenliğini yeniden üretiyor” dedi.
Kadın özgürlük mücadelesinin aynı zamanda barış mücadelesi olduğunu vurgulayan Karayılan, “Savaşı, militarizmi ve güvenlik politikalarını halkların geleceği pahasına büyüten anlayışa karşı kadınların barış, eşitlik ve demokratik toplum mücadelesini büyütmesi gerektiğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş dosyaları cezasızlığın sembolü oldu
Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş dosyalarının etkin soruşturma yürütülmeyen dosyaların sembolü hâline geldiğini belirten Karayılan; delillerin zamanında toplanmaması, soruşturmaların etkin ve özenli yürütülmemesi, kamu görevlilerinin olası ihmallerinin titizlikle incelenmemesi ve hatta bu dosyalarda kamu görevlilerinin doğrudan fail olarak yer almasının cezasızlık pratiğini güçlendirdiğini söyledi.
Kadınların kaybedildiği ya da şüpheli şekilde yaşamını yitirdiği birçok olayın ilk aşamada intihar veya kaza ihtimali üzerinden değerlendirildiğini belirten Karayılan, diğer ihtimallerin ise çoğu zaman araştırılmadığını ifade etti.
Karayılan, “Gülistan Doku dosyasında yıllardır süren bir belirsizlik hali var. Rojin Kabaiş dosyasında kamuoyunun dile getirdiği birçok soru işareti bulunuyor. Rabia Naz Vatan, Nadira Kadirova ve Yelda Kahraman dosyalarında yaşananlar da toplumdaki adalet duygusunu ciddi biçimde zedeliyor” dedi.
Bu nedenle kamuoyunda giderek bir cezasızlık algısının güçlendiğini belirten Karayılan, “Her dosyanın delilleri üzerinden bağımsız ve tarafsız bir mekanizmanın kurulması gerekiyor” diye konuştu.
En güçlü yanıt örgütlü mücadele
Kadınların bugüne kadar elde ettiği hakların örgütlü mücadele sayesinde kazanıldığını vurgulayan Karayılan, kadın cinayetlerine, şiddete, ayrımcılığa yardımı dokunan ve kadınları kamusal yaşamdan dışlamayı hedefleyen politikalara karşı en güçlü yanıtın yine kadınların ortak örgütlü mücadelesi olduğunu söyledi.
Mahallelerden köylere, üniversitelerden kentlere ve dijital alanlara kadar kadınların ortak sorunlarına ortak çözümler ürettiği dayanışma ağlarının büyütülmesi gerektiğini ifade eden Karayılan, genç kadınların da emekçi, engelli, göçmen ve farklı halklardan kadınlarla ortak mücadeleyi büyütmesi gerektiğini belirtti.
Kadınlara yönelik ayrımcı politikaların ortak kaynağının erkek egemen zihniyet olduğunu ifade eden Karayılan, “Kadın özgürlük mücadelesi yalnızca kadın cinayetlerine karşı verilen bir mücadele değil. Aynı zamanda eşit, özgür, demokratik ve ekolojik bir yaşamın inşa edilme mücadelesi” dedi.
Karayılan; erkek egemenliğine, kadın yoksulluğuna, emek sömürüsüne, doğa talanına, savaşa, militarizme ve her türlü ayrımcılığa karşı en güçlü yanıtın kadın dayanışmasını büyüten, söz ve karar hakkını alan demokratik örgütlenmeler olduğunu kaydetti.








