HABER MERKEZİ- Riha ve Mereş’te okullara yönelik saldırılar ve üniversitelerdeki faşist çetelerin yönelimlerine karşı bir araya gelen Dicle Üniversitesi öğrencileri, bu saldırıların tesadüfi olmadığını, devlet eliyle büyütülen şiddet sarmalının bir sonucu olduğunu vurguladı.
Dicle Üniversitesi öğrencileri, Riha ve Mereş’te okullara yönelik gerçekleştirilen saldırılar ile Ege Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi’nde faşist çetelerin gerçekleştirdiği saldırılara yönelik Dicle Üniversitesi Fen Fakültesinden rektörlüğe doğru yürüyüş gerçekleştirdi. Rektörlük önünde hem Kürtçe hem de Türkçe okunan açıklamada, “ Li dijî perwerdehîya bê ewleh, Li her derê tekoşînê bilind bike! ” pankartı açılırken sık sık ”Ciwan dimeşin erd û ezman diheje”, ”Yusuf Tekin istifa”, ”Ciwanan nekuje ciwan pêşeroje”, ”Yaşasın öğrenci dayanışması” sloganları atıldı. Çok sayıda üniversite öğrencisinin katıldığı açıklamayı öğrenciler adına Serhat Tanılır okudu.
Devlet Eli ile Büyütülen Şiddet Sarmalı
Dicle Üniversitesi öğrencileri olarak; son dönemde eğitim kurumlarında tırmanan şiddet, linç ve katliam silsilesine karşı tek ses olmak, sistematik hale gelen güvenlik zafiyetlerini teşhir etmek ve özgür eğitim alanlarını savunmak için burada olduklarını vurgulayan Tanılır. “ Geçtiğimiz günlerde Siverek ve Kahramanmaraş’ta okullara düzenlenen saldırılar sonucu bir eğitim emekçisi ve sekiz arkadaşımızı kaybettik. Kahramanmaraş’ta eski bir polisin evindeki mühimmatın, bir çocuk tarafından profesyonelce kullanılabilmesi, münferit bir olay değil; devlet eliyle büyütülen bir şiddet sarmalının sonucudur.
Bu saldırılar, saldırganların kişisel ruh halleriyle ya da magazinel detaylarla açıklanamaz. Bireysel silahlanmanın önünün açıldığı, şiddetin her gün yeniden üretilip ödüllendirildiği bu sistemde yaşananlar; faillerin cezasızlıkla zırhlandırıldığı bir politikanın ürünüdür.” Şeklinde konuştu.
Demokratik Hakların İstemine Karşılık Yüzlerce Kolluk Güçleri
Üniversitelerde Ege ve Hacettepe’de sıra arkadaşlarına pala, muşta ve bıçaklarla saldıran faşist çetelerin; kolluk kuvvetleri ve Özel Güvenlik Birimleri (ÖGB) tarafından koruma çemberine alınarak alandan uzaklaştırılması, bu şiddetin kimler tarafından beslendiğinin açık kanıtı olduğu söyleyerek sözlerine şöyle devam etti: “Sistematik hale gelen bu saldırılar, tesadüfi birer asayiş sorunu değil; sistemin bizzat kendi eliyle örgütlediği bir sonuçtur. Dicle Üniversitesi’nde de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Ancak çözümün, üniversiteleri açık cezaevine çevirecek “güvenlikçi politikalar” olmadığını biliyoruz. Fakültelerin birbirinden tecrit edilmesi, öğrencilerin hareket alanının turnikelerle kısıtlanması ya da 7 yılını dolduran uzman çavuşların okullara “güvenlik” adı altında yerleştirilmesi, güvenliği değil, öğrenci üzerinde baskıyı artıracaktır. Biz biliyoruz ki; demokratik haklarını savunan öğrencilerin karşısına yüzlerce kolluk dikenler, faşist çeteler palalarla kampüse girdiğinde kör ve sağır kalmaktadır.” şeklinde konuştu.
Tanılır, “Rojin’in ölümünde sorumluluk almayan bakanlıkların, çözümü ailelere mesaj atmakta araması acizliğin göstergesidir. Gerçek güvenliğin yolu; polisiye tedbirlerden değil; özerk, demokratik ve özgür bir üniversiteden geçer. Bizleri korumayan, aksine hak arama mücadelemizde karşımızda duran bu “güvenlik” anlayışı; yarın yine katilleri durdurmak yerine bizleri hedef alacaktır. Okullarımızı güvenli kılacak olan şey, uzman çavuşlar veya demir turnikeler değil; öğrencilerin örgütlü birliği ve dayanışmasıdır” dedi.
Tanılır bu temelde yetkililere şu soruları yönelttiklerini söyledi. “Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, istifa etmek için daha kaç öğrencinin can vermesini bekliyor? Eski bir polis memurunda bir katliamı mümkün kılacak kadar mühimmatın bulunmasının hesabı sorulacak mı? En küçük öğrenci etkinliğinde ordulaşan kolluk güçleri, faşist çetelerin palalarla kampüslere girmesine neden göz yumuyor? Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), kampüsü öğrenciye kapatan ama dışarıdan gelen tehditlere açık bırakan bu çarpık yapıya karşı ne zaman sorumluluk alacak?”










