İnsanlık tarihinde kastik-katil sisteminin saldırılarına karşı ilk komünal direnişlerin kadın direnişi temelinde geliştiği belirtilebilir. Çünkü kastik-katilin ilk hedeflediği, kadın etrafında örülmüş olan komünal toplumdur. Bu toplumsallığa saldıranların direnişle karşılaşmaması mümkün değildir. Çünkü komünal toplum çok güçlüdür ve başka türlü bir yaşam tanımamıştır. Bu kültürün yok edilmesine karşı kadın direnişi ilk günden günümüze dek sürmüştür. Devletler kurulduktan sonra bu saldırlar daha örgütlü ve sistemli hale gelmiş ve buna karşı toplumsal direnişler de daha örgütlü yürütülmüştür. Bu toplumsal örgütlenmenin ilk biçimleri savunma temelindeki kabile ve aşiret formudur.
Kürdistan’da kabile ve aşiret direnişleri komünal temelde gerçekleşmiş ve bunun ideolojik öncülüğünü de Zerdüşt gerçekleştirmiştir.
Toplum Önderi Olarak Zerdüşt
Zerdüştün, yaşamış tarihi bir kişilik olup olmadığı üzerine tartışmalar vardır. M.Ö. 3000, 1000 ve 600’lü yıllarda üç ayrı Zerdüşt’ün yaşadığı tahmin edilmektedir. Toplum öncülerine Zerdüşt adı verilmiş olabilir. Çünkü Zerdüşt “yıldızın çocuğu, yıldızdan gelen” anlamlarından dolayı “aydınlatan” demektir. Toplumu aydınlatan öncüdür. Böyle yorumlandığında birçok Zerdüşt’ün varlığından bahsedilmesi anlaşılır oluyor. Ancak Med’ler döneminde yaşadığı düşünülen Zerdüşt karakteri daha somut olarak bilinmektedir. Tarihi bir kişilik olduğu iddia edilirken soyundan, hangi aileden geldiği belirtilir. Önemli olan savunduğu düşünce ve inanç sistemidir.
Ondan önce toplumsal inanç sistemi Mitraizm ile ifade edilmiştir. Komünal toplumun zihniyet dünyasının ve toplumsal yaşamının Mitraizme yansıması, toplum içinde birliğe, komünaliteye, farklı toplumlar arasında da sözleşmelere verilen önem şeklinde ortaya çıkmıştır. Mitra’nın dost, arkadaş, anlaşmaların gözetleyicisi gibi anlamlara gelmesi toplumun komünal düzeyini göstermektedir. Bu özelliklerle toplum bir arada kalmayı ve direnmeyi başarıyordu.
Egemen düzen toplumu köleleştirme peşindeyken toplum ise kendi düşünce ve yaşam tarzını onlardan farklı kılarak direnebilirdi. Zerdüştlük bu tarzın felsefi, kültürel, toplumsal sisteme kavuşmasının başlangıcıdır.
Felsefe Olarak Zerdüştlük
Zerdüştlüğün düşünce ve inanç sistemi insan iradesine dolayısıyla ahlaka dayanıyor. İnsanın varoluşsal temelde ahlaki, komünal ve ekolojik olduğunu bildiren bir sistemi vardır.
Zerdüşt, varlığı tanımlamasıyla Kürt halkının ilk ontolojik bilincini oluşturmuştur denilebilir. Ahura Mazda ve Ehriman şahsında İyi ve kötü varlık vardır. İkisinin mücadelesi toplumsal dönüşümlerin özüdür. Devlet-komün ayrımı, ilişki ve çatışması bu şekilde dile geliyordu. Düşünüş tarzı olarak da dualistik düşünce dönemini başlatmış oluyordu.
Mutlak, değişmez, tek taraflı düşünce tarzına karşı duailite toplumsal doğanın kendini var ediş tarzının da ifadesi oluyordu. Böylece yukarıdan topluma dayatılan, kul anlayışını tartışmasız kılan ve kendini tanrılaştıran krallık düzenine karşı insanı esas alıyor, seçim yapma, tercihte bulunma iradesini ve özgürlük ahlakını savunuyordu.
İnsan iradesinin gücünü ve sınırlarını evren anlayışıyla da açıklamıştır. Zerdüştlükte evrenin herhangi bir sınırı yoktur. Günümüz bilimi evrenin bir sınırının olduğunu iddia ediyor; bir sınırı varsa bir başlangıcı da vardır. Evrene yakıştırılan 14 milyar yıllık tarih onun bir başlangıca sahip olduğunu gösteriyor. Bu fikrin yanlış olabileceği de artık tartışılıyor. Zerdüşt tanımlamalarında bu zaten vardır. Evrene sınır konulamayacağı gibi mikro evren olan insan iradesine de sınır konulamaz. Kimseye tabi olmaz, kulluğu kabul etmez, köleliğe karşı çıkar.
İktidara, devlete, köleliğe karşı insan iradesi esastır. İradesi olmayanın ahlakının olduğundan bahsedilemez. Ahlak bir irade işidir ve kişinin kendi tercihlerinin sorumluluğunu taşımasını anlatır. Zerdüşt’ün bir ahlak filozofu olarak tanımlanması da bu nedenledir.
Dualitesini evrensel varlıklar düzeyinde de sergilemiştir. Buna göre, evrende iki merkezi yer vardır. Birinde sonsuz bir aydınlık, ışık vardır fakat kapalı bir yapıdır, o ışık dışa yansımaz. Bu ışıklı bölgenin dışında kalan her yer karanlıktır. Karanlık bölge Ehrimanın hükmünde, aydınlık bölge ise Ahura Mazda’nın… Ehriman ışığın varlığını fark edince aralarında çatışma başlıyor. Bu çatışmada Ahura Mazda kendisine yardımcılar oluşturuyor. Bu yardımcılar sayesinde de varlıkları oluşturuyor. Yıldızları, dünyayı, toprağı oluşturduktan sonra hareketi gözlenebilen ilk canlı varlığa sıra gelir. Bu canlı varlık Homa bitkisi içinde belirir. Homa’nın kök salması ve çoğalmasıyla da insan ve hayvanlar oluşur.
Ahura Mazda yarattığı varlıkları “Kamara” denilen yerde barındırır. Bu yer yumurta ile sembolize edilir. Ahura Mazda’nın yarattığı her varlığa karşılık Ehriman da onun kötücül olanını oluşturur. Böylece iyi ile kötünün çatışması her yere yayılır, her şeyde bu özellik görülür.
Ahura Mazda’nın iyilik atfettiği tüm varlıkların oluşturucu gücü zamandır. Varlık ve zaman üzerine yazanların ilk kaynağı böylece ortaya çıkıyor. Zerdüştlükte zaman sabit değildir. Dualist düşünce sayesinde olup-bitmiş, tamamlanmış bir varlık anlayışı olmadığından zaman da sabit ve mekanik değildir. Her şey mücadeleyle belirlenmektedir. Her şey çelişki-çatışma ve oluş halindedir. Neyin nasıl şekilleneceğini insanın iradesi, bilinci, ahlakı ve örgütlü düzeyi belirleyecektir.
Zaman her şeyin oluşturucu gücüdür fakat bu oluş sürecinde insan iradesi belirleyicidir. Bugün, oluşumun süresine zaman denilmesiyle o günkü tanımlama arasında fark yoktur. Denilebilir ki zamana ve topluma yaklaşımda bir inşa mantığı vardır.
Toplumsal Sistem Olarak Zerdüştlük
Zerdüştlüğün toplum tahayyülünde devlet ve iktidar değil komünalite, eşitlik ve ekolojik ilke geçerlidir. Topluma hitabında efendiler-köylüler veya benzeri bir ifadeye rastlanmaz. Sadece iş bölümü olarak çeşitli kesimler tanımlanır ama bunlar bir sınıf-kast oluşturmaz.
Doğanın ve hayvanların korunması esastır. Sindirim ve sinir sistemi insanlarınkine benzeyen hayvanlar yenilmez. Hayvanların ürünlerinden yararlanılır. Bitkilere zarar verilmez. Temel elementlere kutsallık atfedilmiştir. Hava için rüzgâr tanrısı vardır. Varlığın oluşması için gereken hareketi sağlayan enerjiyi rüzgâr oluşturur. Yani harekete geçiricidir. Toprak ve su kirletilmez. Ateş toplumsallığın ve bilgeliğin sembolüdür. Bilgi ateşgedelerde korunur. Buralarda ateşin sürekli yanmasının böyle bir anlamı vardır. Bir akademi ve politik merkez rolünü oynar. Halk burada toplanıp tartışır, eğitim görür. Zerdüşt, toplumla paylaşılmayan bilginin iktidara yol açacağını düşünür.
Dönemin aşiret yapısı bozulmaya uğramamıştır. Toplumsallık canlıdır. Aşiretler arasında birlik arayışları vardır. Med Konfederasyonunun kurulması ve Asur İmparatorluğu karşısında elde edilen başarı Zerdüşlüğün ideolojik gücünü ifade etmektedir. Kul anlayışıyla bunlar başarılamazdı. İnsanın irade sahibi olduğunu ve kendi tercihlerini yapabileceği şeklindeki anlayış, özgürlük tutkusunu belirlemiş ve direniş gücünü açığa çıkarmıştır.
Zerdüştlüğün düşünce tarzı açısından dini ve felsefi düşünce arasında bir geçiş yaşandığı, felsefeye geçişin temellerini attığı belirtilebilir. Bu anlamda çağının en ileri görüşlerine ulaşıldığı belirtilse de kadın özgürlüğü konusunda daha fazlası beklenebilirdi. Komün yerine resmi evlilik kapsamında kadının eve kapatılmış olduğuna dair tartışmalar vardır. Ondan önceki binlerce yılda oluşan erkek egemen kültür bu dönemde de varlığını sürdürürken Zerdüşlükte bir yandan eşitlikçi bir yaklaşım esas alınmak istenmiş ama bir yandan da evlilik kurumu esas alınmıştır. Evliliğe dayalı aile olgusu nedeniyle kadının eve kapatılması gibi bir durumun yaşandığı yorumu yapılmaktadır.
Bununla birlikte insan özgür iradeye sahiptir ancak üç ilkeyle yaşam duruşu belirlenmiştir. Bunlar, iyi düşünme, güzel konuşma ve iyi yapmadır. İnsanı sürekli iyiye yönelten bir felsefesi vardır. Varoluş üzerinde duran filozofların önde gelenlerinden olan Nietzsche bunu fark etmiştir. Avrupa’nın kendini merkez yapması ve toplumun bozulması karşısında yeniden toplumsallığa dönüşü savunmak için Zerdüştlüğü öne sürmüş, bu felsefenin anlam ve önemini yazdığı kitapla vurgulamıştır.
İktidar Eliyle Değiştirilen Kutsal Kitap
Zerdüşlüğün kutsal kitabı Avesta’nın orijinal haliyle kalmadığı düşünülmektedir. Bu düşünce haklıdır çünkü Sasani döneminde devlet eliyle yeniden yazılmış, Zend-Avesta adını almıştır. Zend kavramı yenilenmeyi anlatıyor; bu tanımlamadan da Avesta’nın yenilendiği anlaşılıyor. Devlet eliyle yenilendiği için özünden uzaklaştırıldığı ve iktidara bağlandığı belirtilebilir. Zaten o dönemde Zerdüştlük devletin resmi dini haline getiriliyor ve zamanla bozulmaya uğratılıyor. Bu ayrımı yapmadan Zerdüştlükle ilgili her belge, her değerlendirme esas alınamaz.
Sasani devletinin karakteri bilinmeden Avesta’nın ne denli değişime uğratıldığı tahmin edilemez. Sasani devlet geleneği kastik bir sistem oluşturmuş ve üst kastlardan birini oluşturan Zerdüşt rahiplerini de bu amacı için kullanmıştır.
Bu dönemin devletinde kadına yaklaşımla hayvanlara yaklaşım aynıdır. Her yerde haremler kurulmuş, cariyelik normalleştirilmiştir. Zerdüştlük adına geriye bir kabuk kalmış, özü ise toplum içinde, çeşitli tarikatlar ve komünal hareketlerde yaşatılmıştır. Mani ve Mazdek bu dönemde katledilmiştir. Böylesi bir devlet gerçekliği varken Avesta’nın iktidar elinde kendi çıkarlarına göre değiştirilmiş olduğu net olarak söylenebilir. Dolayısıyla Zerdüştlükle ilgili resmi belgelerin bu gözle ayıklamadan geçirilmesi zorunludur.
Buna rağmen Zerdüştlüğün toplumda yaşayan özü sonraki süreçlerde de komünal direnişlere ilham olmuş, yol göstermiştir.
Şiyar Kaya









