HABER MERKEZİ – Üniversite ve yurtlarındaki güvenlik sorununa dikkat çeken Dicle Üniversitesi öğrencisi Elif Turan, kadın öğrencilerin yaşam alanlarının denetim altına alındığını ancak taciz ve şiddete karşı savunmasız bırakıldıklarını belirtti. Buna karşı öz savunmanın önemine vurgu yapan Turan, genç kadınları örgütlenmeye çağırdı.
Üniversite kampüsleri ve yurtlarda son dönemde artan güvenlik sorunları, genç kadın öğrencilerin yaşamını doğrudan etkiliyor. Yetersiz güvenlik önlemleri nedeniyle kampüs ve yurtların tehlikelere açık hale geldiğini belirten Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi Elif Turan, bu durumun taciz ve şiddet riskini arttırdığını ifade etti.
Genç kadınlara yönelik saldırıların özel savaş politikalarının bir sonucu olduğu vurgulayan Turan, ”yurtlarda, kampüslerde, sokakta genç kadınlar olarak özel savaş politikalarına maruz kalıyoruz.” dedi.
Üniversiteler herkesin girebildiği alanlara dönüştü
Üniversite ve yurtlarda güvenliğin sağlanamadığını söyleyen Turan, “Tacizci ya da saldırgan profillerin kampüslere ve yurtlara çok kolay şekilde girebildiğini görüyoruz. Bu kişiler öğrencilerle temas kurabiliyor, psikolojik baskı ve manipülasyonla kadınları hedef alabiliyor” dedi.
Kadın öğrencilerin hem fiziksel hem psikolojik şiddet riskiyle karşı karşıya kaldığını belirten Turan, mevcut önlemlerin yetersiz olduğunu vurguladı.
Yurtlarda güvenlik değil, kontrol uygulanıyor
Yurtlarda uygulanan giriş-çıkış saatleri ve denetimlerin güvenlikten çok kontrol amacı taşıdığını ifade eden Turan, şunları söyledi: “Kadın öğrencilerin yaşamı denetleniyor. Giriş-çıkış saatleri, sosyal yaşam, hareket alanı sürekli kontrol altında tutuluyor. Ancak bu denetim kadınları korumuyor. Asıl yapılması gereken dışarıdaki riskleri ortadan kaldırmakken, içeride kadınlar kontrol altına alınıyor.”
Yurtların önünde fuhuş yapıldığını belirten Turan, ”Kadın öğrenciler fuhuşa yönelebiliyorlar. kadın yurtların önlerinde fuhuş oluyor. Bunlara güvenlikler ve devlet neden bu kadar sessiz kalıyor? İçeride kadın öğrenciler bu kadar denetlenirken buna neden duyarsız kalınıyor, tepkisiz kalınıyor?” dedi.
‘Yurtlar güvencesiz alanlara kuruluyor’
Kadın yurtlarının çoğu zaman şehir merkezlerinden uzak, yeterli aydınlatma ve güvenlik önlemlerinden yoksun alanlarda konumlandırıldığını belirten Turan, bunun da riskleri artırdığını dile getirdi. Turan, “Gece saatlerinde kütüphaneden dönen bir kadın öğrenci çoğu zaman tek başına kalıyor. Ulaşım yetersizliği nedeniyle uzun mesafeleri yürümek zorunda kalabiliyor. Bu süreçte yaşanabilecek bir saldırıya karşı hiçbir güvence yok” dedi.
Kadın cinayetleri ve şiddet örtbas ediliyor
Kadınlara yönelik şiddet ve cinayet vakalarında etkin soruşturma yürütülmediğini savunan Turan, Gülistan Doku, İpek Er, Sena Nur Düzgün ve Rojin Kabaiş’in katledilmelerinde, katillerin bürokratik kimliğine dikkat çekti. Bu durumun cezasızlık algısını güçlendirdiğini belirten Turan, “Failler yeterince cezalandırılmadığında bu durum yeni suçların önünü açıyor” dedi.
Kadın öğrenci cinayetlerinde sıklıkla devlet ve bürokrasi bağlantılarının ortaya çıktığını savunan Turan, Gülistan Doku dosyasına dikkat çekerek, “Gülistan Doku davasında vali Tuncay Sonel’in oğlunun sürece dahil olduğu, hatta tanıklık yapan bir kişinin sürgün edildiği ve ailesinin tehdit edildiği yönünde iddialar var” dedi.
Benzer şekilde İpek Er olayını hatırlatan Turan, “Üniversiteye hazırlanan bir genç kadın olan İpek Er, uzman çavuş Musa Orhan tarafından maruz kaldığı cinsel şiddet sonrası intihara sürüklendi. Ancak failin statüsü nedeniyle sürecin örtbas edildiği görüldü” ifadelerini kullandı.
Dicle Üniversitesi’nde yaşanan Sena Nur Düzgün olayına da değinen Turan, “Bir akademisyen ile öğrenci arasındaki ilişki ve sonrasında yaşanan psikolojik baskı, bir kadın öğrencinin daha intiharına sürüklenmesine neden oldu. Üniversite yönetimi ise kurumun imajı zarar görmesin diye olayı örtbas etmeye çalıştı” dedi.
Turan, benzer bir örnek olarak Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde hayatını kaybeden Rojin Kabaiş’i hatırlatarak, “Önce intihar denildi, ancak daha sonra kamuoyu baskısı ve ailenin mücadelesiyle bunun bir cinayet olduğu ortaya çıktı” diye konuştu. Ayrıca süreçte üniversite ve yurt idaresine dair tartışmalı uygulamaların gündeme geldiğini, tanıkların ve öğrencilerin baskı altına alındığı yönünde iddialar bulunduğunu ifade etti.
‘Beslenme ve barınma hakları da ihlal ediliyor’
Yurtlardaki sorunların yalnızca güvenlikle sınırlı olmadığını ifade eden Turan, beslenme ve hijyen koşullarına da dikkat çekti. Geçtiğimiz günlerde İzmir’in Buca ilçesinde bir KYK öğrenci yurdunda kalan 28 öğrencinin zehirlendiklerini hatırlatan Turan, bu durumun öğrencilerde kaygıları arttırdığını belirtti.
Turan, “Öğrencilerin sağlıklı ve yeterli beslenme hakkı da karşılanmıyor. Hijyen sorunları ve kötü yemekler nedeniyle sık sık zehirlenme vakaları yaşanıyor. Bu durum öğrencileri dışarıdan beslenmeye yönlendiriyor ve ekonomik olarak daha da zor duruma sokuyor. Çok değil kısa bir süre önce İzmir’de 28 öğrenci KYK yurdunda yedikleri yemek nedeniyle zehirlendi. Öğrencilerde kaygılar derinleşiyor” diye konuştu.
‘Kadınlar örgütlenmeli’
Kadınların yaşadığı sorunlara karşı çözümün dayanışma ve örgütlenmeden geçtiğini vurgulayan Turan, üniversitelerde kadın dayanışma yapılarının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Turan, “Kadınların kendilerini ifade edebileceği, destek bulabileceği ve birlikte hareket edebileceği alanlar oluşturulmalı. Taciz ve şiddet yaşayan kadınların yalnız kalmaması için dayanışma mekanizmaları kurulmalı. Üniversitelerde pasifize edilen CİTÖK yeniden aktif hale getirilmeli” dedi.
Kadınların komünler aracılığıyla öz savunmalarını güçlendirebileceğini belirten Turan, bu yapıların hem üniversitelerde hem de yurtlarda oluşturulması gerektiğini ifade etti.
Genç kadınlara çağrı: Örgütlenelim, örgütleyelim
Son olarak genç kadınlara çağrıda bulunan Turan, yaşananların görünür kılınmasının önemine dikkat çekti:
“Hiçbir kadın yaşadıklarını saklamamalı. Taciz, şiddet ya da baskı karşısında susmamak gerekiyor. Ancak birlikte hareket ederek ve dayanışmayı büyüterek bu sorunların üstesinden gelebiliriz. Örgütlenmek bu mücadelenin en önemli adımıdır bu yüzden örgütlenelim, örgütleyelim ”










