HABER MERKEZİ- Gençlik ve halk kendi iradesine sahip çıkıyor. Bundan daha meşru ve değerli bir tutum olamaz. Onlarcası tutuklandı, bir o kadarı yaralandı. Bu kışın soğuğunda gece gündüz demeden direniyorlar. Onlar Kürt halkının ve demokrasi mücadelesi veren herkesin onurunu temsil ediyorlar.
Kürt sorununun demokratik çözümüne dair bazı çevreler niyetlerini açıklasa da, AKP hükümeti henüz olumlu bir adım atmış değil. Hatta bırakalım olumlu bir adım atmayı, tersi bir tutum içerisindedir. Hükümetin Kürt sorununun çözümü konusunda ne kadar ciddi olduğunu biraz uygulanan kayyım siyasetine bakarak anlayabiliriz. Bu temelde değerlendirecek olursak;
Her şeyden önce şunu iyi anlamalıyız; koşullar ne olursa olsun halkın iradesine yapılan saldırılar karşılıksız bırakılamaz. Bu başta Kürt gençliğinin olmak üzere tüm Türkiye toplumunun temel bir sorumluluğudur. Bu konuda net olmak lazım, saldırıya karşı direnmek her koşulda meşrudur. Bu aynı zamanda demokrasinin de temel bir gereğidir. Şimdiye kadar halkın yüksek oyla kazandığı birçok belediyeye kayyım atandı ve öyle görünüyor ki atanmaya da devam edilecek. Çünkü bu bir siyasettir ve uygulanıyor, öyle birkaç yerle sınırlı bir şey değildir. Ve tabi bu siyasetin bir anlamı ve amacı vardır. Yani öyle öne uydurdukları gibi bu belediyelerin örgütle bir bağı yoktur.
Kayyum siyasetinin amacı, Kürt halkının politik iradesini kırmaktır. Bu Kürt inkarının ve soykırım ısrarının açık bir ifadesidir. Kimse başka türlü anlayamaz ve izah da edemez. Eğer Kürt halkının varlığı tanınsaydı, bu konuda olumlu bir yaklaşım içerisinde olunsaydı böyle yaklaşılmazdı. Her ne kadar aşırı merkeziyetçi bir sistemde yaşıyor olsak da beldeyeler halkın kendi yerelinde kendini yönetmesinin bir imkanıdır. Bu imkanı bile Kürt halkına çok gören bir zihniyet ve siyasetle karşı karşıya bulunuyoruz, bu asla unutulmamalıdır.
Bu anlamda, günlerdir gençler öncülüğünde sergilenen direniş son derce yerinde ve anlamlı bir direniştir. Başka türlüsü de beklenemez. Gençlik ve halk kendi iradesine sahip çıkıyor. Bundan daha meşru ve değerli bir tutum olamaz. Onlarcası tutuklandı, bir o kadarı yaralandı. Bu kışın soğuğunda gece gündüz demeden direniyorlar. O direnenler ki Kürt halkının ve demokrasi mücadelesi veren herkesin onurunu temsil ediyorlar. Onca saldırıya rağmen demokratik direniş haklarından taviz vermeden direniyorlar. Bu direniş tüm Türkiye ve kürdistan gençliği için bir perspektif niteliğindedir. Bu anlamda doğru anlamak ve sahip çıkmak gerekiyor.
Şimdiye kadar kayyım atamalarına karşı gösterilen direnişin en önemli eksikliği direnişin kayyım atanan yerlerle sınırlı kalmasıdır. Beklenen sonucun açığa çıkmamasının temel nedeni de budur. Oysa bir yere kayyımın atanması sadece oraya atanmış olmuyor, her yere atanmış oluyor. Hatta sadece belediyeye de atanmış olmuyor, yaşamın tüm alanlarına atanıyor ve herkesin iradesine atanıyor. Hakeza atanmış da, üniversitelere atandı, bir çok kuruma atandı. Halkın, insanların iradesiyle kendini yönetebildiği her yere kayyım atanmış, atanmaya devam ediyor.
Madem kayyım atanması yaşamın her alanında uygulanan bir siyasettir ve madem herkesin iradesini etkiliyor o zaman ona karşı durmak, var gücüyle direnmek de herkesin sorumluluğudur. Aksi düşünmek kendini kandırmak ve gerçeğe göz yummak olur. Bilmeliyiz ki, bu zihniyete ve siyasete karşı örgütlü ve eylemli hareket ettiğimiz kadar başarabiliriz. Gücümüzü birleştirmeden, bir olup beraber hareket etmeden asla başaramayız. Daha da ötesi, yaşamın her alanında kayyımların güdümünde yaşamak zorunda kalırız. Oysa kayyım, irademize zorla el koyan despottur.
Sonuç olarak, eğer ki kayyımlara karşı parça parça değil de hep beraber durabilseydik, bu despotik zihniyet ve siyaseti boşa çıkarabilirdik. Aynı şey şimdi ve budan sonrası için de geçerlidir. El konulan iradelerimizi geri almak istiyorsak birleşmekten ve örgütlemekten başka çaremizin olmadığını bilmeliyiz.