Emma Goldman, 27 Haziran 1869’da Litvanya’da Yahudi bir ailenin kızı olarak doğdu. Çocuk yaşta karşılaştığı sosyal adaletsizliklere karşı mücadele etmeye başladı. Ailesiyle birlikte 13 yaşında St. Petersburg’a taşındı ve zorunlu olarak fabrikada çalışmaya başladı. O dönemde Rusya’da siyasi baskılar artmakta ve özellikle Yahudi topluluğu çeşitli zorluklarla karşılaşmaktaydı.
Emma Goldman, 15 yaşındayken ailesinin evlilik teklifine direnerek kendi iradesini savundu. 1887 yılında evlendiği eşinden ayrılarak, ideallerini ve özgürlüğünü ön planda tuttu. Daha sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek, anarşist hareketin önde gelen isimlerinden Alexander Berkman ile tanıştı ve birlikte yaşamaya başladı.
Emma Goldman, işçi sömürüsüne, kadın-erkek eşitsizliğine, zorunlu askerlik yasalarına ve daha pek çok baskıcı uygulamaya karşı hem sözlü hem de fiili mücadele verdi. Bu nedenlerle defalarca tutuklandı, vatandaşlıktan çıkarıldı ve sürgün edildi. Ancak mücadeleden hiç vazgeçmedi; hayallerinden uzaklaşmadı ve hayal kuramamayı ölümle eşdeğer gördü. Yarına bir miras bırakmayı sorumluluk saydı ve hayal kurmayı yaşamın vazgeçilmez bir gereği olarak benimsedi.
Fabrikada çalışırken devrimci düşüncelerle tanışan Emma Goldman, bu dönemde eline geçen Nikolay Çernişevski’nin Nasıl Yapmalı? adlı eseriyle anarşist fikirlerin tohumlarını ekti. Kitap, onun özgür yaşam arzusu ve mücadele azmini güçlendirdi. 1886’daki Haymarket Olayı ve sonrasında dört anarşistin idamı, Goldman’ın anarşizme olan bağlılığını pekiştirdi ve aktif mücadeleye katılmasını sağladı.
Emma Goldman, “İş isteyin. Eğer iş vermezlerse, ekmek isteyin. Eğer ekmek vermezlerse, ekmeğinizi alın.” sözüyle işçi hareketinde önemli bir figür oldu. Tutuklanma nedenlerinden biri, dağıttığı doğum kontrolü hakkında bilgilendirici dokümanlarla ilgiliydi. Başka bir tutuklanması ise, Alexander Berkman ile birlikte kurdukları “Zorunlu Askerliğe Hayır” hareketi ve Birinci Dünya Savaşı’na karşı düzenledikleri gösteriler nedeniyle gerçekleşti; bu süreçte iki yıl hapis yattılar. Sonrasında Amerikan vatandaşlığından çıkarılarak Rusya’ya sürüldüler.
Emma Goldman, “fevkalade tehlikeli kadın” ve “Amerika’nın kötü kızı” gibi karalayıcı ifadelerle hedef alınmasına rağmen, bugün hâlâ birçok devrimci kişi, örgüt ve hareket için ilham kaynağı olmaya devam etmektedir. Bıraktığı miras üzerine araştırmalar ve tartışmalar sürmekte, sistem karşıtı mücadelelerde sıkça referans gösterilmektedir.
Emma Goldman, kendi otobiyografisi Hayatımı Yaşarken ile Ekim Devrimi’nin çöküş nedenlerini anlattığı eserlerini kaleme aldı. Kadın ve işçi hakları için verdiği uzun mücadele sonunda, 1940 yılında arkasında güçlü bir miras bırakarak yaşamını yitirdi. Derin bir adalet duygusuna ve insan onurunu her şeyin üzerinde tutan bir anlayışa sahip olan Goldman, kadın özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve anti-otoriter düşüncelerin savunucusuydu. Önder bir kişilik olarak, tüm zorluklara, baskılara ve imkânsızlıklara rağmen yılmadan, pes etmeden hayaller kurdu ve mücadele etti. 1940’ta hayatını kaybettiğinde, mücadeleye başladığı ve belki de mücadele etme sebeplerinden biri olan Haymarket isyanında idam edilen dört anarşistin yakınlarına defnedildi.
Kitapları:
- Anarchism and Other Essays(Anarşizm ve Diğer Denemeler) – 1910
- Living My Life(Hayatımı Yaşarken) – 1931
- My Disillusionment in Russia(Rusya’da Hayal Kırıklığım) – 1923
- My Further Disillusionment in Russia(Rusya’daki Hayal Kırıklığımın Devamı) – 1924
- The Traffic in Women and Other Essays on Feminism (Kadın Ticareti ve Feminist Yazılar)
Sözleri:
- “Artık hayal kuramadığımızda ölürüz.”
- “Evlilik insan doğasına aykırıdır, esas olarak kadınları baskı altında tutmaya yarar.”
- “Kıskançlık ise, aşkın meyvesi olmaktan ziyade, erkeklere seks tekeli kurmayı sağlayan bir bahanedir.”
- “İş isteyin. Eğer iş vermezlerse, ekmek isteyin. Eğer ekmek vermezlerse, ekmeğinizi alın.”
- “İtaat eden köle özgür değildir; zincirlerini kutsayan asla özgür olamaz.”
- “Kadın, özgürlüğünü kazanmadıkça ne aşkı ne de anneliği gerçek anlamda yaşayabilir.”
- “Hiçbir toplum, kadınlarını özgürleştirmeden özgür olamaz.”
- “Gerçek devrim, ruhlarda başlar.”
- “Ben konuşmak istiyorum çünkü susturulmuş biri özgür değildir.”











