İSTANBUL- 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı öncesi genç işçilerin yaşamlarına odaklandık. Kimisi geçimini sürdürebilmek için hayalini geri de bıraktı, kimisi de ailesine katkı sunabilmek için çocuk yaşlarda iş hayatına atıldı. İsimler değişse de hikayeler değişmedi.
Kapitalist Modernitenin yaş fark etmeksizin değersizleştirdiği emek ve bunun üzerinden geliştirdiği sömürü politikası, özellikle gençler üzerinde kendini gösteriyor. Kapitalist kültürün ölümcül mantığı, çalışırken ölüm, çalışmadığında ise aç kalmada yatıyor. Bu politikanın mühendisliğini yapan devletler, devasa ucuz iş gücü ve işsiz ordularını oluşturuyor. Enerjisi ve hayalleriyle sistemin en dinamik motor parçası haline getirilmek istenen gençler, sömürü politikasının merkezine itiliyor.
1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı dolaysıyla genç işçilerin yaşamlarına odaklandık. Kimisi geçimini sürdürebilmek için atletizm hayalini geri de bıraktı, kimisi de ailesine katkı sunabilmek için çocuk yaşlarda iş hayatına atıldı.
Hamdi Yıldız; 2016 yılında Wan’dan İstanbul’a göç eden 24 yaşında bir genç. Maddi imkânsızlık ve gelecek kaygısından dolayı eğitim hayatını lise 1’inci sınıfta bırakmak zorunda kalan Yıldız, 9 yıldır Esenyurt’ta bulunan Fatih Sanayi Sitesi’nde araç tamiri yapıyor. Sabahın erken saatlerinde işbaşı yapan Yıldız, saat 10:00’da kahvaltı yapıyor. Öğle yemeği saati ise işin durumuna göre değişiyor. Bu durum saat 16:00’a kadar uzayabiliyor. Yemekten sonra ara vermeden işbaşı yapan Yıldız, iş çıkış saatine kadar çalışıyor. İş çıkış saati de işin durumuna göre değişiyor. Buna göre gece 00:00’a kadar çalışılabiliyor. Her günü bu şekilde geçen Yıldız, emeğinin karşılığını alamadığını söylüyor:
“Sanayide çalışanların hepsinin bir hikayesi vardır. Mesela durum farklı olsaydı ben dünyayı gezmeyi çok isterdim ama bizim hayatımız sanayiden ibaret. Sabah güneşin doğuşuyla uyanıyoruz, gecenin karanlığında eve dönüyoruz. Çalışma koşullarımız çok ağır. Günde 15-16 saat çalışıyoruz. Kime çalışıyoruz, parayı kim kazanıyor bilemiyorum. Hiç bir zaman Türkiye’de emeğinin karşılığını alamıyorsun. Sadece emeklerimin karşılığını almak isterdim. Şimdi ortaokul çağında çocuklarla birlikte çalışıyoruz. Bunların da okulda olması gerekiyordu. Hayat şartları iyi olsa bunlar yağın için de mi olurdu?”

Bulunduğumuz sanayide çalışanların çoğunluğunun 10 ila 30 yaş arasında olan gençlerden oluşması dikkatimizi çekiyor. Buna dair soru sorduğumuz Hamdi Yıldız, şunları söylüyor:
“Bu çark gençlerin üzerinden dönüyor. Nerede ağır bir iş varsa altında hep gençler vardır. Ama bu gençlerin bir sosyal hayatı olması gerekiyor. Sabah gel akşam git yaparak nasıl bir sosyal hayat kurulabilir ki? Gelecek kayısı veya yüklenilen sorumluluklar gençleri bu duruma sürüklüyor. Kendi sorumluluğu, aile sorumluluğu gençleri ağır şartlar altında ucuz iş gücü olmaya itiyor.” Bu olumsuz tabloya karşı ne yapılması gerekiyor soruna ise Yıldız, bilinçlenme ve dayanışmanın önemine vurgu yaparak şunları söylüyor: “Gençlerin örgütlenmesi gerekiyor. Bilinçlenerek, okuyarak sömürü sistemine karşı durabiliriz. Gençler o kadar emek veriyor, saatlerini harcıyor. Bunu ne için ve kim için yaptığını sorgulamalı. Sessiz kalınmamalı. Hakkını savunmasını bilmesi gerekiyor. Bu anlamda tüm işçiler 1 Mayıs günü işi bırakmalı, alanlarda olmalı.”
Türkiye’de isimler farklı olsa dahi hikayeler aynı. Yaşamına odaklandığımız bir diğer genç ise 18 yaşındaki Muhammet Aziz Günara. Çalışmaya başlamadan önce atletizm alanında kendini geliştiren ve bu alanda ödüller alan Günara, 12 yaşından beri kaporta-boya işinde çalışıyor. Ekonomik zorluklardan dolayı ufak yaşta iş hayatına başlayan Günara, yaptığı çalışmadan dolayı her saat toz içinde.
Sabah 08:30’da işbaşı yapan Günara, işin yoğun olmaması durumunda 10:30’da kahvaltı yapıyor. Çalışmanın yoğun olduğu günlerde ise kahvaltı yapamayabiliyor. 13:00’da verilen öğle yemeği arasının ardından 19:00’a kadar yalnızca bir kez verilen 15 dakikalık çay arası dışında arasız çalışılıyor.
Kaporta-boya işi, yoğun kimyasal maddelere ve fiziksel risk faktörlerine maruz kalınması nedeniyle ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor. Boya buharları, solventler, tozlar ve ağır metaller uzun vadede kalıcı hasarlar bırakabiliyor.

“Bu iş biraz da insanı öldürüyor” diye tanımlayan Günara, neden bu işi yapıyorsun sorumuzu şöyle cevaplıyor: “Bu açıklanacak bir şey değil. Türkiye ve ailenin maddi koşulları her işi yapmak zorunda bıraktırıyor. Yeri geldiğinde pazarlarda su sattığım dahi oldu.”
Ülkedeki ekonomik kriz ve gelecek kaygısından dolayı gençlerin Avrupa’ya göç ettiğini hatta kendisinin de göç etmek istediğini söyleyen Günara, bunun sebebini ise şu sözlerle ifade ediyor: “Asıl sebep ekonomi. Sanayide çalışan birisi olarak aylık 50 bin TL para kazanıyorum. Kiraya 30 bin TL, aileye de 10 bin TL verdiğim zaman geriye ne kaldı? Emeğimin karşılığını alamıyorum. Yurt dışına çıkmayı bu yüzden istiyorum.”
Türkiye’de yaratılan gelecek kaygısıyla gençlerin erken iş hayatına sürüklendiğine dikkati çeken Günara, “Belki ileride evleneceğim. Bir ev bir araba sahibi olmak isteyeceğim. Bunları yapabilmek için yıllarım geçecek. Bunun sonunda da tam olarak istediğime ulaşamayacağım. Ailevi durumları kötü olan gençler de erken iş hayatına başlıyor. Gençlerin yüzde 70-80’i bu nedenlerle erkenden ağır iş koşullarında çalışıyor” diye ifade etti.
1 Mayıs’a ilişkin de yaptığı çağrıda bilinçlenmenin önemine vurgu yapan Günara, maddiyatın her şey olmadığını söyleyerek sözlerini şöyle sonlandırdı: “İnsanın sağlığı olmadığı sürece para olsa ne olur olmasa ne olur. Her şeyden önce geleceğimizi önemsemeliyiz. Kendimizin kıymetini bildikten sonra gerisi gelir. Gençlere değer buldukları yerde kalmalarını tavsiye ediyorum. İnsana değer veren yer en güzel yerdir.”
BERÛ- Enes Sezgin / Fermandar Kardeş










