Enter your email Address

  • Anasayfa
Salı, Nisan 28, 2026
Berû Ajans
  • Analiz
  • Dijital Medya
  • Ekoloji
  • Ekonomi
  • Gençlik
    • Genç Kadın
    • Genç Kalemler
    • Üniversite
  • Güncel
  • Kültür-Sanat
  • Özel Dosya
  • Röportaj
  • Spor
  • Teknoloji
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Gör
  • Analiz
  • Dijital Medya
  • Ekoloji
  • Ekonomi
  • Gençlik
    • Genç Kadın
    • Genç Kalemler
    • Üniversite
  • Güncel
  • Kültür-Sanat
  • Özel Dosya
  • Röportaj
  • Spor
  • Teknoloji
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Gör
Berû Ajans
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Gör
Anasayfa Analiz

Dijital Çağda Mücadele ve Gençlik

28 Nisan 2026
in Analiz
0
Dijital Çağda Mücadele ve Gençlik
Share on FacebookShare on Twitter

İnsanlığın yeni bir çağın içerisinden ilerlemekte olduğu ve bu büyük dönüşümün bundan önce yaşanan devirlerin hiç birisine benzemediği, ancak insanın insan oluşu süreciyle, Homo sapiensin ortaya çıkışıyla kıyaslanabilecek yeni bir dönem olduğu gün geçtikçe daha belirgin kanıtlarla ortaya çıkmaktadır. İnsanın kendisini mistifiye etmesinde en temel rolü oynamış olan zekasına şimdi yeni bir zekâ biçimi, dijital/yapay zeka yeni bir varoluş biçimi olarak eklenmekte ve bu, gün geçtikçe (henüz insan zekasının bütün özelliklerine ulaşamamış olsa bile) hayatın her alanına müdahale eden bir özellik taşımaktadır. Bugün henüz uzmanlık sistemleri olarak ortaya çıkan yapay zeka, konuştuğumuz dilleri istatistiki yöntemle de olsa (insan acaba hangi yöntemle bunu yapıyor bilmiyoruz ama) anlar ve yanıtlar hale gelmiş durumda; dijital zekanın önümüzdeki birkaç on yıl içerisinde genel dijital/yapay zeka düzeyine ulaşacağından çok az bilimcinin kuşkusu bulunmaktadır.

Genel yapay zeka insan zekasının becerebildiği her işi ondan binlerce kat daha yüksek bir işlem hızıyla gerçekleştirebilecek olması açısından,  yaratıcısından üstün olma gibi bir özelliğe de sahip olacaktır. Dünya henüz bu noktaya varmamış olsa da sadece geçmişin değil, geleceğin de  günümüzün ilişkilerini etkileyeceği ve giderek belirleyeceği gerçeği karşısında biz sosyalistler, bu gelişimin egemen sınıfın elindeki bir denetleme ve yönlendirme aracı haline gelmesine izin vermeden toplumsal denetimin gerçekleşmesini sağlamakla yükümlüyüz. Böyle bir çağa elbette 20 yüzyıldan taşıdığımız silahlarla karşı durabilmek ve iktidarlara karşı mücadelenin gereklerini yerine getirebilmek imkansızdır. Bu atom bombasına karşı dirgenle mücadeleden çok farklı olmazdı!

O zaman görev çok büyük ve bu büyük görev de biz 20. yüzyılın gelenekleriyle şekillenmiş olanlara değil, bu çağın içine doğmuş, bu çağın koşullarını kendi doğal habitatı olarak gören gençlerin omuzlarındaki bir görev olarak görünmektedir. Bizlere de uydurabileceğimiz kadar ayak uydurmaya çalışmaktan fazlası  düşmüyor.

1.0- Kısa dünya durumu- felaket-dijital kapitalizmi

İkinci paylaşım savaşından sonra iki kutuplu hale gelmiş olan gezegenimiz günümüzde de etkileri olan dört büyük değişiklik yaşadı:

1- Bretton-woods nizamının kuruluşu ve kapitalizmin yıkıcı krizlerinin kontrol altına alınmasını sağlayan küresel kurumların yaratılması

2- Petrol krizinin eşik oluşturduğu neoliberalizm ve globalizmin küresel düzeni kapitalizm doğrultusunda dönüştürmesi

3- SSCB’nin çöküşü ve ÇHC’nin kapitalist sisteme entegre oluşuyla başlayan tek kutuplu dünyanın oluşması; ABD’nin tüm dünyaya yeniden nizam verişi

4- 2008 krizi; neoliberalizmin iflasıyla başlayan ve ne zaman sonlanacağının henüz kestirilemediği fetret devri ve dijital kapitalizm çağının başlaması.

Bunların her biri yaşadığımız çağa değişik özellikler kazandırdı. Neoliberalizm, iflas etmesine  rağmen, emperyalist kapitalizmin tüm ezilenler karşısında elde ettiği muazzam bir başarı oldu. Kapitalizme karşı güçleri, ideolojik, politik, örgütsel açıdan muazzam bir gerileme içine soktu, işçi sınıfının içinde yarattığı rekabet ile sendikaları işlevsiz hale sokup küçülmelerine yol açtı. Buna karşı direnişin olabileceği yerlerde de politik zor askeri darbe ve faşist hareket olarak ezilenlerin karşısına dikildi.

Bu politikalar ezilenler karşısında zafer elde ederken aynı zamanda 2008 krizi ile de kendilerini tükettiklerini ilan edip, henüz bir başka yeniyi de yaratamadan Gramsci’nin işaret ettiği bir interregnum/fetret devrine girdi. Ve tam onun tariflediği gibi tüm hastalıklı  (morbid) semptomlar vekalet savaşlarından, kapitalizimin yarattığı ekolojik yıkımın eseri olarak pandemilere, doğal felaketlere ve  kapitalizmin de bu felaketlerden sermaye birikimi çıkardığı bir devre gelmiş olduk.

Büyük ekonomik krizin ardından yeni bir sermaye birikim modeli yaratabilmek çabaları yoğunlaştı ve 2011 yılında 4. Sanayi devriminin aranan çözüm olduğu ilan edildi. Bu zamana kadar hiç bir sanayi devrimi geçekleşmeden önce böyle bir adlandırma ile taçlandırılmamıştı.

3.Sanayi devrimi boyunca gerçekleşen dijitalleşmenin yarattığı otomasyonun derinleşmesi ile ortaya çıkacak olan otonomasyon, akıllı-karanlık fabrikalar, hareketli robotlar, akıllı tedarik zincirleri, akıllı ev eşyaları, otomobiller ve şehirlerle bu yeni sermaye birikim modelinin yeni bir sanayi devrimi oluşturacağı ilan edildi. Artık dijital zeka (yapay zeka) her türlü iktisadi, siyasi, askeri girişimin temel bileşeni olmaya başladı. Sanayideki kullanımıyla paralel olarak devlet yapılanmasındaki kullanımı da hızla gelişiyor. Sanayi devrimi paketi içinde yer alan gelişmelerin henüz içinde bulunulan çoklu krizden çıkış için bir imkan sunamamış olmasına karşın, insanlık tarihinin Homo sapiens’in oluşumundan sonra gelen yeni bir evresine de tekabül edecek özellikler taşıdığı da bir hakikattir. Harari’nin deyişiyle, insanın kendi dışında düşünen bir varlık yaratması anlamında Homo sapiens “Homo deus”a doğru ilerlemektedir.

Bu gelişme sadece bir teknolojik ilerleme, ekonomik farklılaşma değil aynı zamanda toplumsal ilişkilerin, siyasetin, devlet yapısının da radikal değişiklilklere uğrayacağı emperyalist kapitalizmin yeni bir evresi olacaktır.

Dünyayı küresel bir köye dönüştüren ağ toplumu, biyopolitik iktidarın gözetleme-denetleme devleti doğrultusunda değişimi, halen sürdürülmekte olan faşist politikaları kucaklayıp aşacak, disipline etmekten daha çok davranış hattını da belirleyecek bir denetleme devleti kurgusu, 1984  romanında işaret edileni aşma potansiyeli taşıyan özelliklerle bütün ülkelerde E-devlet genellemesiyle yepyeni bir devlet biçimini geliştirmektedir. Buna karşılık aynı dijitalleşme dünyanın dört bir yanını dijital-sosyal ağlarla birbirine bağlayarak ezilenlerin de küresel mücadele birliğini imkanlarını ortaya çıkarmış bulunmaktadır. Böyle bir çağın önümüze diktiği yeni örgütlenme, çalışma tarzı ve devrim anlayışlarının neler olduğu henüz  bizlerce çözülememiş sorunlar olarak karşımızda durmaya devam etmektedirler. Bu görevi yerine getirmeden Neoliberalizmin sosyalist hareket üzerinde kazanmış olduğu zaferin yıkıcı etkilerini ortadan kaldırılması ve bir devrim dalgasını yaratılması  yaşanan deneylerin sergilediği gibi olanaklı görünmemektedir. Bu görevin yerine getirilmesi 20 yüzyılın deneyimlerinin belirlemesi altında yola devam etmeye çalışan nesilde değil, bu çağın içine doğmuş olan yeni neslin omuzlarında olacaktır.

2.0- Türkiye sermaye ihtiyacı-bağımlı büyümenin yarattığı büyük tehdit

Bu uluslararası sermaye ihtiyacının büyümesi TC devletini Afrika’ya kadar uzanan askeri maceraların da içine itmekte ve bir çoklarında TC’nin artık “alt” diye nitelense de “emperyalist” olduğu  yanılgısını da yaratmaktadır. Buna karşılık TC’nin oyun alanı bütünüyle ABD, AB, ÇİN ve Rusya tarafından belirlenmekte ve atacağı adımlar ancak onları açık bıraktığı alanda olabilmektedir. Bu gün TC devletinin yüz yüze bulunduğu uluslararası birçok çelişkinin temelinde, Kürt meselesinin çözümsüzlüğü yanında bu sermaye eksikliğini giderme ihtiyacı bulunmaktadır.  İletişim ve ulaşımın dünyayı artık bir küresel köy haline getirdiği bugünkü boyutu kapitalizmin krizlerine küresel bir karakter kazandırmış olsa da TC’nin yaşadığı bu sermaye kıtlığı onun Libya’dan orta Sudan’a, oradan Suriye ve Irak’a kadar uzanan askeri maceraların içine itmekte ve bu maceracı politikaların ürettiği tehlikeler de Türkiye halklarına TC devletinin “Beka Sorunu” olarak sunulup, “her taraftan düşman saldırısı altında kalmış” olan bir toplum olarak “milli birlik içerisinde”, “iç cephe ”de toplanıp, sınıfsal, ulusal, inançsal, cinsel, ekolojik sorunlarımızı bir yana bırakarak iktidarın arkasına dizilmesini istemektedir. İktidarın bu oyununu gençliğin çok net olarak gördüğü 19 Mart’ta İstanbul üniversitesi öğrencileri tarafında gösterildi ve  bu eylemlilik tüm Türkiye toplumunu tetikleyen fünye oldu. Burada önemle altının çizilmesi gereken nokta, gençliğin bu tetiklemesinin ürünlerini diğer muhalefet odaklarını pasif tutumu dolaysıyla CHP’nin kendi hanesine yazmış olduğu gerçeğidir.

TC devletinin bugün yüz yüze bulunduğu mevcut sermaye kıtlığı sorunu onu bölgede yeni maceralara sürükleme ve hatta bunun için bir açık diktatörlük kurmaya yöneltecek kadar derinleşmiş bulunmaktadır. Bunun için bu faşist iktidar blokunun bir an önce iktidardan düşürülmesi ve yerine barışı, demokrasiyi ve komşularıyla dostluk ilişkileri içinde yaşamayı benimsemiş bir iktidarı hemen bugün getirmek için, onu bir an önce seçim yapmaya zorlayacak bir muhalefet blokunun örülmesi en acil görev olarak önümüze dikilmektedir

3.0- Üçüncü kutup ve sosyalist hareketin durumu ve antifaşist cephe

Faşizme karşı olan tüm kesimlerin karşısında iktidardaki faşizmi bir an önce düşürmek gibi acil bir görev bulunmasına karşın, bu mücadelede birlik içerisinde davranması zorunlu olan muhalefet güçleri iktidarın oynadığı oyunlarında katkısıyla bir araya gelememekte ve iktidarı yönetemez duruma getirip, iktidardan uzaklaştırılmasına sağlayacak bir toplumsal dinamik ortaya çıkarılamamaktadır. Bu konuda sosyalist hareketin dağınıklığı ve Kürdistan Özgürlük Hareketiyle (KÖH) olan bağlarının zayıflığı iki sistem içi alternatife karşı üçüncü kutbu oluşturabilecek ve antifaşist cephenin çekirdeği olacak olan demokratik bir ittifakın öne çıkmasına imkan verdirmemektedir. Değişik milliyetlerden gençliğin dikkatini özenle yöneltmesi gereken nokta burası olmalı ve antifaşist cephenin çekirdeğinin oluşturulmasına olacak olan katkısını şu anda her şeyin önüne geçirmelidir. Tüm demokrasi taliplerimizin hepsinin gelip buluştuğu aktüel baş çelişkiyi, Faşizm-Antifaşist mücadele antagonizması oluşturmaktadır. Bu kilidin kırılmasıyla ancak demokrasi taliplerinin hayat bulabileceği bir zeminin ortaya çıkması imkan dahiline gerebilir.

3.1- Antifaşist cephe

Her savaş karşılıklı olarak mevzilenen ana güçler ve onların etraflarında oluşturdukları ittifakları arasında cereyan eder. Karşı karşıya gelen güçler karşılarındaki hedefi mümkün olduğu kadar küçültebilmek için ittifaklar oluştururken karşı tarafın ittifaklarını bozmaya, kazanılabileceklerini kazanmaya ve kazanılamayacak olanları tarafsızlaştırmaya çalışırlar. Biz de anti faşist mücadeleye bu stratejik bakış açısıyla yaklaşmak durumundayız.

Faşist blokun çekirdeğinde iktidardaki AKP ve MHP bulunmaktadır. Bunlar diğer gerici güçleri de, kendilerine doğrudan uymuyor görünse bile (HÜDAPAR gibi) yedek güç olarak yanlarında tutmaya çalışmakta ve daha ötesine geçerek de karşısındaki muhalefet güçlerini hiç bir zaman tutmayacakları vaatlerle bölmeye, tarafsızlaştırmaya çalışmaktadırlar.

Savaşın değişmez kuralı bize de benzerlerini yapmayı emretmektedir. Onlar karşılarında yer alan antifaşist demokratik bir çekirdeğin oluşmasını engellemeye çalışırken, bizlerin de toplumun tüm dışlanmışlarını, antikapitalist güçlerini bir atom çekirdeği gibi parçalanması zor bir birlik içine getirmeye ve bu çekirdeğin faşizmle çelişkisi olan tüm güçlere karşı ya ittifak ya da tarafsızlaştırılacak güç olarak yaklaşması gerekir.

Bu güçlerin başında CHP’nin geldiğine kuşku yoktur. Bugün ortada böyle bir çekirdeğin olmaması sonucu olarak CHP ortaya çıkan antifaşist dinamiği kendisine mal etmekte ve onu kendi amaçları doğrultusunda şekillendirmeye rekabetsiz olarak devam edebilmektedir. Bu duruma hem demokrasi mücadelesinin güvencesi hem de antifaşist mücadelenin başarısı için son verip, “demokratik toplum” şiarını “terörsüz Türkiye ve bölge” faşist şiarının karşısına dikmek gerekmektedir.

Bugün yüz yüze bulunduğumuz antifaşist mücadele elbetteki çok boyutlu bir özellik taşır. Kürt halkının ve diğer milliyetlerin özgürlük taleplerinin hayata geçebilmesi, kadınların patriarkaya karşı verdikleri mücadelenin ileri adımlar atabilmesi, LGBTİ+’ların insana yaraşır bir yaşam hakkına sahip olabilmesi, tam bir felaket olarak gelişmekte olan ekolojik yıkıma dur diyebilmesi ve  egemen sınıfın elinde  kendi kârını maksimuma çıkarmanın yanında bir toplumsal denetim aracı olarak kullanılmakta olan dijital (yapay) zekanın ve onun temellik ettiği yeni teknolojilerin insanlık çıkarına  kullanılabilmesinin yeterli olmasa da gerekli şartı, bu faşist iktidar blokunun yerinden edilip yeni bir anayasal temelde demokratik bir iktidarın inşasıyla gerçekleşebilecektir. Bunun dışında mevcut iktidarla yürütülen müzakerelerin “demokratik topluma” doğru yol alabilmesinin başka zorlayıcı bir gücü yoktur. Faşist iktidarın “demokratik toplum” doğrultusundaki en küçük adımı atılabilmesinin temel şartı iktidarın kendisini böyle bir tehdit karşısında bulmasıdır. Türkiye’nin “beka sorunuyla yüz yüze bulunduğu”, iktidarın ABD-İsrail komplosuyla bölünme korkusu yaşadığı ve bunun için “terörsüz Türkiye süreci” ile Kürt sorununun çözümünü ima eden ifadeler kullandığı yanılgısı ABD-Fransa’nın patronajı altında ve TC dışişleri bakanının gözlemciliğinde İsrail ve Suriye arasında imzalanan 6 Ocak 2026  tarihli Paris Anlaşması’yla önce Halep’de Kürt mahallelerine karşı başlatılan TC-Suriye ortak saldırısının Rojava’ya yönelip, Kuzey Doğu Suriye Özerk bölgesinin %80’inin işgali ve Kobani’nin kuşatılmasıyla, şimdilik ABD müdahalesiyle durdurulmuş olan saldırılar açık biçimde ortaya koymuş bulunmaktadır. Belki de Öcalan’ın geri çekilme konusunda yaptığı uyarıya uyulmamış olsaydı HTŞ ve TSK güçleri Gazze türü bir katliamı da gerçekleştirmiş olacaklardı. ABD’nin Suriye’de merkezi iktidarda her dediğini yapan bir işbirlikçi  bulduktan sonra Kürtlere olan ihtiyacı büyük ölçüde azalmış, buna mukabil TC devletiyle olan çelişkileri ise tam anlamıyla bir işbirliğine dönüşmüştür. NATO’dan ayrılmayı gündeme getirmiş olan Trump TC ile 2024’de  imzaladığı anlaşma uyarınca Paris Anlaşması’nın imzalanmasının ardından Adana’da incirlik yanında yeni bir askeri yapılanmanın gerçekleştirilmesine girişmiş bulunmaktadır. Dolaysıyla faşist iktidarın bugün bambaşka mülahazalarla başlatmış olduğu sürecin Abdullah Öcalan’ın işaret ettiği doğrultuda “demokratik topluma“ evrilebilmesinin biricik şartını ve  müzakerelerin başarısının tek garantisini halklarımızın faşizme karşı mücadele birliği oluşturmaktadır.

3.2- Tayyip İstifa ve Erken seçim

Antifaşist cephenin bugün faşist iktidarı alaşağı edebilmesinin yolu, hala rekabetçi siyasal ortamın devam ediyor olması dolayısıyla, sokakta sürdürülecek olan mücadelenin iktidarı yönetemez hale getirip Erdoğan’ın istifası ya da TBMM’nin 2028’i beklemeden bir erken seçim kararı vermesi olabilir.

Milyonların talebi haline gelmiş olan “Tayyip İstifa” şiarı bugün bir propaganda sloganı olarak görülebilecek olsa da, yığınların zihninde kazandığı yer onu adım adım bir eylem çağrı sloganı haline getirmektedir. Merkezinde antifaşist demokratik bir çekirdeğin bulunduğu faşizme karşı cephenin “Tayyip İstifa” ve onun doğal sonucu olacak olan “erken seçim, demokratik meclis ve  demokratik anayasa” şiarlarına dayalı olarak yaratacağı iklim, bugünden yine milyonların talebi haline gelmiş olan erken seçimden iktidarın kaçmasına imkan bırakmayacaktır.

4.0-  Gençliğe düşen görevler

78 yaşında bir devrimcinin kendisinden sonra gelen belki de dördüncü nesile gençlik mücadelesi konusunda yol göstericiliğinden ziyade ancak tarihsel deneyimlerin aktarılması açısından bir katkısı olabilir. Gençlik zaten başka hiçbir toplumsal kesimin başaramadığı bir hızla kendi mücadele taktiklerini, örgütlenmesini ve önderlerini yaratmayı başaran bir özelliğe sahiptir. Ne kadar tırpanlansa o kadar gür bir biçimde topraktan fışkırmayı becerebilen muazzam bir potansiyele sahiptir. Onun için de her zaman “gençlik gelecektir!” ama aynı zamanda o, anın da yaratıcısıdır.

İdam sehpasının altında son sözleri “yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği” olan Deniz Gezmiş’in bu sözleri genel olarak enternasyonalizmin ama özel olarak da Türk, Kürt ve diğer milliyetlerden olan gençliğin ortak mücadelesinin bıraktığı değerli bir mirastır. Türk ve Kürt gençliğinin mücadele birliği 60’lı 70’li yılların dinamizminin başta gelen tetikleyicisi olmuştur. 1970 öncesinde Dev-Genç içinde yer alan Kürt gençleri mücadelenin  başını çekerken, yine Kürt gençlerinin oluşturduğu DDKO ile ortak mücadele sınıf mücadelesinin yükselişinde inkar edilemez bir fünye görevi görmüş ve 70 sonrasının faşist komplolarına karşı omuz omuza sürdürülen mücadelenin temelini atmıştır.

Osmanlıdan miras alınan bir sömürge statüsünde bulunsa da Kürt halkı ve Türk alt sınıfları o kadar içi içe girmişlerdir ki, sömürgeci oligarşinin bütün çabalarına rağmen toplumsal muhalefetin her yükselişinde Kürt ve Türk gençleri diğer milliyetlerden gençlerle birlikte her zaman mücadelenin ön saflarını omuz omuza tutmuşlardır. Gençliğin unutulmaz liderlerinden olan Deniz Gezmiş’in idam sehpasının altındaki son sözleri olan “yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği” bu mücadele birliğinin her zaman taşınmaya devam edecek olan sancağı olmuştur.

4.1- Çift katmanlı dünyanın sorunlarına  ancak gençlik yanıt oluşturabilir

Dünyamız artık 20 yüzyıla kadar sürmüş olan tek katmanlı reel dünya olmaktan çıkmış dijitalleşme ile birlikte ortaya çıkan dijital/sanal dünya ile birlikte çift katmanlı hale gelirken reel dünyanın kendisini de değişikliklere uğratmıştır. Bizim neslimizin  ortaya çıkan bu muazzam değişikliği idrak ederek karşısında nasıl tutum alması gerektiğini  anlayıp uygulayacak imkanları son derece sınırlıdır. Bu  görev , bu çağın içine doğmuş, kendisini dijital dünyanın içinde bulmuş olan gençliğin başarabileceği bir iş haline gelmiştir. Onun için devrimin başarısı demek, dijital çağın gençliğinin hızla hareketin yönlendirici konumlarını kazanmasına bağladır. Bunu gerçekleştirilemediği müddetçe 20. Yüzyılın tecrübesi ile donanmış olan nesillerin insanlığın Homo sapiensten beri sürdürdüğü gelişimini nitelikçe değiştirecek, insan dışında düşünen bir varlığın ortaya çıkmasına tanık olmakta olan bu yeni çağın gereklerini idrak ederek düşmanla başa çıkabilmesi ancak sınırlı bir şansa sahiptir.

4.2- Gençlik gelecektir ama anın da yaratıcısıdır

Gençlik birçok ülkede toplumsal dinamitin fünyesi görevini görmüştür. Vietnam’da, Latin Amerika’da, 68 ayaklanmalarıyla Avrupa, Amerika ve Türkiye’de bu rolü yakından izlemek mümkündür. İşçi sınıfı mücadelesiyle ve diğer antikapitalist dinamiklerle bağını kurabildiği ölçüde toplumsal dönüşümlerin kapısını aralayan bir rol oynamıştır.

Yine gençliğin tetiklemesiyle  2013’te başlayan Gezi direnişinin tüm Türkiye ve Kürdistan’da harekete geçirdiği insan sayısı 10 milyonu bulurken, Erdoğan’ın 2010 anayasa değişiklikleriyle temelini attığı örtülü bir faşist kurumsallaşmaya erken doğum yaptırarak onu gün ışığına çıkarttı ve  toplumsal muhalefetin iktidarın sürdürdüğü faşist planın deşifre olmasını sağladı. Bu deşifrasyon, 2015 yılında Fetöcülerin bir komployla karıştırıldıkları, aslında Erdoğan’ın düzenlediği karşı devrimciyi darbe sayesinde geliştirilen faşist tedbirlere rağmen Erdoğan’ın,

“Biliyorsunuz, siyasi olarak iktidar olmak başka bir şeydir. Sosyal ve kültürel iktidar ise başka bir şeydir. Biz 14 yıldır kesintisiz, hamdolsun siyasi iktidarız. Ama hâlâ sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda sıkıntılarımız var.”

ikrarında bulunmasına yol açabildi. Bu bütün faşist ataklara rağmen hala toplumsal muhalefetin iç direncini korumaya devam ettiğini gösteren önemli bir göstergedir. Bu iç direncin sürekliliğidir ki, bir yıl öncesine kadar pek yaprak kıpırdamayan bir konumda bulunulan Türkiye’de faşist AKP-MHP iktidarının tüm muhalefeti oradan kaldırıp yeni bir dönemi daha garanti etmek üzere, kayyım atamaları ve kitlesel tutuklamalarla başlattığı saldırılarına karşı 19 Mart’ta İstanbul üniversitesinin başlattığı direniş, CHP tarafından asimile edilmeye çalışılsa bile hala canlılığını, boyun eğmezliğini korumaya, diğer antikapitalist dinamikleri de tetiklemeye devam etmektedir.

Faşist İktidar adım adım çöküşe giden varlığını ayakta tutabilmek ve yeni bir varoluş imkanı yaratabilmek için ABD-İsrail ikilisinin bölgede başlattığı hakimiyet kurma saldırılarından da yararlanmak ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin tüm parçalarda elde ettiği başarıları boşa çıkarmak için, sanki Kürt hareketine bir çözüm sunacakmış imalarında bulunan “terörsüz Türkiye” sürecini başlatarak toplumsal muhalefeti bölme girişimini gerçekleştirmeye girişti. Kürt halk önderi Öcalan ise bu imayı gerçekliğe dönüştürmek ve oyunu bozmaya varabilecek “demokratik toplum” talebiyle yanıt verdi. Bu durum henüz faşist iktidarın teklif ettiği müzakerelerin yarattığı beklentileri aşıp, muhalefetin bütünleşmesiyle gelişecek bir mücadele ile bütünleşmemiş olsa da bu potansiyel hal-i hazırda Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin faşist iktidarın söz verdiği kimi yasal adımların atılmaması, Öcalan üzerindeki tecrittin kaldırılmaması karşısında

“Biz üzerimize düşeni yaptık; PKK’yi feshettik ve silahları yaktık; Sıra çoktan iktidarın atacağı adımlara geldi: iktidar ne bekliyor? Ne için zaman kazanmaya çalışıyor?”

sorgulaması ile yüz yüze gelmekte ve bu sorgulamanın ciddiyeti, Rojava direnişleri sırasında tüm dünyada yaygınlık kazanan “yeke, yeke, Kurdistan yeke” şiarı ve engellemelere ve tutuklamalara rağmen Newroz’lardaki kitlesel katılımlarla ciddiyetini ortaya koyarak muhalefetin mücadele birliğinin nasıl bir potansiyeli bulunduğunu “iç cephe” adı altında kendisini konsolide etmeye çalışan faşist Cumhur İttifakı’nın karşısına dikmektedir.

Kürdistan artık feodal bağları adım arım kırmaya devam eden bir kent toplumu haline gelmiştir. Dört parçanın birbirinden izole durumu ortadan kalkmış ve İstanbullu bir Kürt ile, Karslı, Hewlêrli, Kobaneli ve Sanandajlı bir Kürt birbirlerinin haberlerini anlık olarak alıp ortak bir havayı teneffüs eder hale gelmişlerdir. Onun için artık, sömürgeciler tarafından parçalanmış Kürdistan gerçeğine karşı “ (Gele) Kurdistan yek e!” şiarı yaygınlık kazanmaya başlamıştır.

Kürt gençliği 12 Eylül’ün yarattığı mezarlık sessizliği ortamında bir kez daha gençliğin toplumsal gelişmede nasıl önemli bir rol oynayabileceğini 40 yıldan fazla bir zamandır ki göstermiştir. Temelini gençliğin oluşturduğu gerillanın gösterdiği bu örnek bugünün tüm milliyetlerden gençliğine de yol gösterici olmalı, ihtiyaç duyduğu morali ve özgüveni sağlamalıdır.

               Mahir Sayın 

Önceki Haber

İlayda Zorlu ve Tutuklanan Gençler İçin Kadıköy’de Açıklama

Sonraki Haber

İzmir’de Öğrencilerin Gözaltına Alınmasına Tepki

Berû Ajans Editor

Berû Ajans Editor

Sonraki Haber
İzmir’de Öğrencilerin Gözaltına Alınmasına Tepki

İzmir'de Öğrencilerin Gözaltına Alınmasına Tepki

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Trend
  • Yorumlar
  • Sonuncu
Dijital Çağda Mücadele ve Gençlik

Dijital Çağda Mücadele ve Gençlik

28 Nisan 2026
Bir Yabancılaşma ve Öze Dönüş Hikâyesi

Bir Yabancılaşma ve Öze Dönüş Hikâyesi

23 Nisan 2026
İlayda Zorlu ve Tutuklanan Gençler İçin Kadıköy’de Açıklama

İlayda Zorlu ve Tutuklanan Gençler İçin Kadıköy’de Açıklama

27 Nisan 2026
Amargî Kültür ve Sanat Derneği Açılışını Gerçekleştirdi

Amargî Kültür ve Sanat Derneği Açılışını Gerçekleştirdi

25 Nisan 2026
Dicle Üniversitesi’nde Kadın Katliamlarına Karşı Yürüyüş

Dicle Üniversitesi’nde Kadın Katliamlarına Karşı Yürüyüş

0
İzmir’de Öğrencilerin Gözaltına Alınmasına Tepki

İzmir’de Öğrencilerin Gözaltına Alınmasına Tepki

0
İlayda Zorlu ve Tutuklanan Gençler İçin Kadıköy’de Açıklama

İlayda Zorlu ve Tutuklanan Gençler İçin Kadıköy’de Açıklama

0
İzmir’de 16 Öğrenciye Gözaltı

İzmir’de 16 Öğrenciye Gözaltı

0
Dicle Üniversitesi’nde Kadın Katliamlarına Karşı Yürüyüş

Dicle Üniversitesi’nde Kadın Katliamlarına Karşı Yürüyüş

28 Nisan 2026
İzmir’de Öğrencilerin Gözaltına Alınmasına Tepki

İzmir’de Öğrencilerin Gözaltına Alınmasına Tepki

28 Nisan 2026
Dijital Çağda Mücadele ve Gençlik

Dijital Çağda Mücadele ve Gençlik

28 Nisan 2026
İlayda Zorlu ve Tutuklanan Gençler İçin Kadıköy’de Açıklama

İlayda Zorlu ve Tutuklanan Gençler İçin Kadıköy’de Açıklama

27 Nisan 2026
Twitter Youtube Telegram Facebook Instagram

KATEGORİLER

  • Analiz
  • Anket
  • Bilim
  • Dijital Medya
  • Ekoloji
  • Ekonomi
  • Genç Kadın
  • Genç Kalemler
  • Gençlik
  • Güncel
  • Kültür-Sanat
  • Özel Dosya
  • Röportaj
  • Spor
  • Tarih
  • Teknoloji
  • Üniversite

© 2024 BERÛ AJANS - TÜM HAKLARI SAKLIDIR!.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Gör
  • Analiz
  • Dijital Medya
  • Ekoloji
  • Ekonomi
  • Gençlik
    • Genç Kadın
    • Genç Kalemler
    • Üniversite
  • Güncel
  • Kültür-Sanat
  • Özel Dosya
  • Röportaj
  • Spor
  • Teknoloji

© 2024 BERÛ AJANS - TÜM HAKLARI SAKLIDIR!.