HABER MERKEZİ- Dicle Üniversitesi Hukukçular Kulübü 8 Mart dolayısıyla panel düzenledi. Panelde, kadınlara uygulanan şiddetin sadece hukuki düzenlemelerle çözülemeyeceğini, toplumsal dönüşümün sağlanması gerektiği vurgulandı.
Amed’de, Dicle Üniversitesi Hukukçular Kulübü tarafından “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” paneli düzenlendi. Panelde kadın mücadelesi, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, İstanbul Sözleşmesi ve ceza hukukunda kadın hak ihlalleri ele alındı. Panel divanına “Yek gotin yek çalakî jin jiyan azadî” yazılı pankart asıldı.
Hukuk Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen panelin açılış metni Kürtçe ve Türkçe olarak okundu. Açılış metninin Kürtçesini Dicle Üniversitesi öğrencisi Emine Şahin, Türkçesini ise öğrenci Rojin Yıldız okudu. Açılış konuşmasında 8 Mart’ın yalnızca bir kutlama günü olmadığı, kadınların yüzyıllardır süren eşitlik ve özgürlük mücadelesinin simgesi olduğu vurgulandı. Erkek egemen sistemin kadın emeğini değersizleştirdiği ve kadınların yaşamı üzerindeki eşitsizlikleri normalleştirdiği belirtilirken, hukuk sisteminde uygulanan “haksız tahrik” ve “iyi hal” indirimlerinin cezasızlık algısını güçlendirdiğine dikkat çekildi.
Panelde konuşan Av. Bahar Akdemir, toplumsal cinsiyet kavramı ve kadın kimliğinin tarihsel gelişimi üzerine değerlendirmelerde bulundu. Akdemir, toplumsal cinsiyetin toplum tarafından belirlenen roller ve tanımlamalar üzerinden şekillendiğini belirterek “kadın nedir?” sorusunun tarihsel ve toplumsal boyutlarıyla ele alınması gerektiğini ifade etti. Akdemir, tarihte yaşanan iki önemli kırılmaya dikkat çekti. Bu kırılmaları mitolojik dönem ve dinsel dönem üzerinden değerlendiren Akdemir, kadın kimliğinin tarih boyunca farklı biçimlerde yeniden tanımlandığını söyledi.
Akdemir ayrıca kadınların mücadele deneyimlerine değinerek Kürt Kadın Hareketi’nin 1980’lerden bu yana teorik ve pratik alanda geliştirdiği mücadele birikiminin kadın özgürlük mücadelesi açısından önemli bir deneyim sunduğunu ifade etti.
Panelde konuşan öğretim üyesi Dr. Rojbin Meço ise 8 Mart’ın tarihsel arka planı ve kadınların eşitlik mücadelesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Meço, 8 Mart’ın çoğu zaman çiçekler ve kutlamalarla anıldığını ancak aslında kadınların eşitlik, özgürlük ve insan onuruna yakışır bir yaşam için verdikleri mücadelenin tarihsel bir simgesi olduğunu belirtti.
8 Mart’ın Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Kadınlar Günü olarak kabul edildiğini hatırlatan Meço, bu günün yalnızca bir kutlama değil aynı zamanda kadınların direnişini ve hak mücadelesini hatırlatan bir gün olduğunu ifade etti. Kadına yönelik şiddetin hâlâ ciddi bir sorun olduğuna dikkat çeken Meço, kadınların şiddetsiz bir yaşam hakkının temel bir insan hakkı olduğunu vurguladı.
Türkiye’de kadın cinayetlerine ilişkin verilere de değinen Meço, erkek şiddeti sonucu hayatını kaybeden kadınların sayısının her yıl yüksek seyrettiğini ve faillerin çoğunlukla kadınların yakın çevresinden kişiler olduğunu söyledi.
İstanbul Sözleşmesi’nin kadına yönelik şiddetle mücadelede en kapsamlı uluslararası sözleşmelerden biri olduğunu belirten Meço, sözleşmenin önleme, koruma, kovuşturma ve bütüncül politikalar olmak üzere dört temel ilkeye dayandığını ifade etti. Kadına yönelik şiddetle mücadelenin yalnızca hukuki düzenlemelerle değil, toplumsal dönüşümle mümkün olabileceğini dile getirdi.
Panel, konuşmaların ardından gerçekleştirilen soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.









