HABER MERKEZİ– Gittikçe artan kadın cinayetleri, cezasızlık politikaları ve genç kadınlara yönelik çok yönlü baskılara dikkat çeken genç kadınlar, 8 Mart’ta alanlarda olmaya ve örgütlü mücadeleyi yükseltmeye çağırdı.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne sayılı günler kala genç kadınlar, kadınlara yönelik artan şiddet, cezasızlık politikaları ve genç kadınların yaşamın her alanında karşı karşıya kaldığı baskılara dikkat çekti. Türkiye’de ve Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin kadın mücadelesinin tarihsel önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirten genç kadınlar, tüm kadınları 8 Mart’ta meydanlarda buluşmaya çağırdı.
Kadın Katliamları Cezasızlık Politikalarıyla Teşvik Ediliyor
İstanbul Üniversitesi öğrencisi Helin Özdilek, kadın katliamlarının cezasızlık politikalarıyla teşvik edildiğini vurgulayarak 8 Mart’a kadın cinayetlerinin gölgesinde girildiğini belirtti:
“2026 yılında 8 Mart’a giderken erkek devlet şiddetiyle katledilen bütün kadınları anıyorum. Bu yıl da 8 Mart’a giderken ilan edilen 10 yıllık aile yılının ikinci yılındayız. Günde 3 kadının, geçtiğimiz gün olduğu gibi günde 6 kadının öldürüldüğü bir dönemdeyiz. Kadın cinayetlerinin sistematik bir şekilde cezasızlık politikalarıyla teşvik edildiğini görüyoruz.”
Kadınlara yönelik artan şiddetinin politik bir zeminde sürdüğünü belirten Özdilek, genç kadınların bu süreci yaşamın her alanında deneyimlediğini ifade etti:
“Biz özellikle genç kadınlar olarak bunu bütün bedenimizde, emeğimizde nasıl sömürüldüğünü, hayatın her yerinde nasıl yaşadığımızı görüyoruz. Yani sistem bitiremediğini özel savaşla denetim altına alır ve bu özel savaşı aslında en çok genç kadınlar üzerinde görebiliyoruz. Gerek evde, gerek işte, gerek okulda biz bunu hayatımızın her yerinde yaşar bir durumdayız.
Bu sene de yine 8 Mart’a giderken bunu sokaklarda, meydanlarda tekrardan haykırarak New York’ta katledilen emekçi kadınları anıyoruz. Yine sözümüzü söyleyerek meydanlarda buluşuyoruz.”
Genç Kadınlar Mücadelenin Öncü Gücüdür
Gençlerin ve özellikle genç kadınların toplumsal mücadelenin öncü gücü olduğunu vurgulayan Özdilek, örgütlenmenin ve örgütlü mücadelenin önemine dikkat çekti:
“Gençler toplumun dinamik gücüdür, mücadelenin öncü gücüdür. Yine genç kadınlar her alanda, bütün örgütlü mücadelenin her yerinde gördüğümüz bunun beynidir aslında. Biz genç kadınlar olarak etrafımızdaki herhangi bir genç kadını mücadeleye nasıl çekebiliriz? Bugün aile evinden çıkamadığı için buraya gelemeyen her bir genç kadını yarın nasıl bir eyleme çağırabiliriz? Mücadelenin içine nasıl çekebiliriz? Onda cins bilincini nasıl yaratabiliriz? Bunu düşünmemiz lazım. Mücadelenin en somut şekli budur.”
8 Mart’ın tarihsel anlamına da dikkat çeken Özdilek, kadınların bu yıl da alanlarda olacağını belirterek, genç kadınları meydanlarda haykırmaya çağırdı:
“Genç kadınlara çağrım, Rojava Kadın Devrimi’ni savunarak bugün sokaklara dökülmeleridir. Bütün sözlerini, bütün isyanlarını meydanlarda haykırmalarıdır.”
Kadın Yaşamdır
İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencisi Merve Yeşilyurt ise kadınlara yönelik baskı politikaların uzun süredir devam ettiğini ve sistem derinleştikçe bu politikaların özellikle genç kadınlar üzerindeki etkisinin daha yıkıcı hale geldiğini söyledi:
“Aslında bu politikaların kendisi uzun süredir devam ediyor ve sistem derinleştikçe özellikle genç kadınlar üzerindeki derinleşme çok daha yıkıcı oluyor. Üniversitelerde, kampüslerde, aile içinde, dışarıda, iş yerlerinde biz bu tarz politikalara maruz kalıyoruz.”
Yeşilyurt, tüm bu baskı politikalarına rağmen genç kadınların dayanışma ve öz savunma temelinde bir araya geldiğini belirtti:
”Kadın yaşam ve özgürlüktür. Talebimiz nettir yani. Özellikle öz savunma çizgisinde öz savunmanın ne demek olduğunu derinleştirmek, burada kadınlarla bir araya gelmek, kadın doğanın ve aslında yaşamın neyidir? Cevapladığımızda aslında yavaş yavaş o özgürlük çizgisine de yaklaşıyoruz.”
Rojava’da Yaşanan Kadın Devrimidir
Ortadoğu’daki gelişmelerin kadın mücadelesi açısından belirleyici olduğunu ifade eden Yeşilyurt, Ortadoğu’da kadınların köleleştirilmeye çalıştığına dikkat çekti:
“Ortadoğu’nun şu anki siyasi atmosferi, Rojava’da gerçekleşenler, Rojhilat’ta yaşananlar ve Türkiye’deki birçok eylem ve etkinlikte genç kadınların bir araya gelerek öz savunma çizgisinde ve ‘Jin, jiyan, azadî’ felsefesinde derinleştikçe neler yaratabildiğini görüyoruz. Rojava için 10-15 yıllık bir devrimden bahsediyoruz ve yaşanan kadın devrimidir diyoruz. Bu felsefenin temeli de ‘Jin, jiyan, azadî’dir.”
İran ve Afganistan’daki gelişmelere de değinen Yeşilyurt, kadınların farklı coğrafyalarda ağır baskı politikalarıyla karşı karşıya bırakıldığını ifade ederek, bunun kadın özgürlüğü mücadelesinin ortak karakterini ortaya koyduğunu söyledi.
”Şu anda da Rojhilat’ta bazı sıcak gelişmeler mevcut. Bu sıcak gelişmelerle birlikte kadınların ne yaptığını, meydanlarda nasıl özgürce haykırabildiğini görebiliyoruz.
Yaklaşık bir buçuk iki ay önce Afganistan’da kölelik geri getirildi. Ve aslında kapitalist, emperyalist sistemin en çok neyden faydalandığını, en çok bir ana çelişki olarak şu an bölgede ve diasporada neyi derinleştiğini görebiliyoruz. Köleliğin tekrardan geri getirilmesi ve köleliğin kimden doğru getirildiği de net. Kadınlara getirilmiş bir yok oluştan bahsediyoruz. Aslında kadınları yok etmekten bahsediyoruz.”
Birbirimizden Başka Çaremiz Yok
Kadın dayanışmasının bir zorunluluk haline geldiğini belirten Yeşilyurt, 8 Mart’ın yalnızca bir gün olmadığını vurgulayarak mücadelenin sürekliliğine dikkat çekti:
“Artık birbirimizden başka çaremizin kalmadığını görebiliyoruz. En ufak bir etkinlikte bile Türkiye’de siyasi atmosfer ne olursa olsun kadınların bir araya geldiğinde nasıl güçlü bir mücadele ortaya koyduğunu görüyoruz.
Bu seneki 8 Mart’ı Rojava’dan aldığımız hafızayla ve Rojhilat belki de Rojhilat’ta göreceğimiz devrime kadar bu süreci yaşamak ve bu süreçle, bu özgüvenle ve bu sevinçle, coşkuyla 8 Mart’a katılımlarını istiyoruz. Tabii 8 Mart sadece bir gün değil, her gün 8 Mart diyoruz.”






