HABER MERKEZİ– Eğitim Sen’in 2025-2026 Yükseköğretim ara dönem raporunda, öğrenci yoksulluğunun eğitime erişimde eşitsizlikleri derinleştirdiği ve demokratik haklarını kullanmak isteyen öğrencilerin yoğun baskı ve soruşturma tehdidiyle karşı karşıya olduğu belirtildi.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), 2025-2026 Yükseköğretim Ara Dönem Raporu’nu düzenlediği basın toplantısıyla açıkladı. Raporda, üniversite öğrencilerinin karşı karşıya olduğu baskı politikaları ve ekonomik sorunlar öne çıktı.
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, Türkiye’de üniversite öğrencilerinin barınma, ulaşım ve beslenme giderlerinin hızla arttığını, bunun eğitim hakkına erişimi ciddi şekilde kısıtladığını söyledi. Irmak, “Üniversitelerde öğrenci yoksulluğu, eğitime erişimde sınıfsal eşitsizlikleri keskinleştiriyor ve üniversite gençliğini geleceksizlikle yüz yüze bırakıyor” dedi.
Akademik baskı ve liyakatsizlik
Raporda, 15 Temmuz sonrası yaşanan KHK ihraçları ve siyasal baskılar nedeniyle üniversitelerde liyakatsizlik ve siyasi kadrolaşmanın olağanlaştırıldığı vurgulandı. İrmak, doğrudan cumhurbaşkanı tarafından atanan rektörlerin akademik özerkliği ve üniversite bileşenlerini değil, yalnızca siyasi iktidara karşı sorumlu olduğunu belirtti.
Bu durumun, öğrencilerin de dahil olduğu üniversite topluluğunda demokratik katılımı engellediği, soruşturma ve disiplin tehditleriyle gençlerin kamusal alanda söz kurmasının kısıtlandığı ifade edildi.
Yükseköğretim bütçesi ve ticarileşme
2025 yılında 488 milyar TL olan yükseköğretim bütçesinin 2026’da 651 milyar TL’ye çıkarıldığı belirtildi. Ancak Irmak, bütçenin büyük bölümünün (%73,78) personel giderlerine ayrıldığına dikkat çekerek, öğrencilerin barınma, beslenme ve ulaşım gibi temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğini söyledi.
Ayrıca, üniversitelerin sermaye ile işbirliği yapmaya zorlandığı, bilgi üretiminin araçsallaştırıldığı ve yükseköğretimin kamusal niteliğinin aşındığı ifade edildi. “Bugün yükseköğretim, bilim üretme işlevinden uzaklaştırılarak ekonomik ve ideolojik hedeflere hizmet eden bir araç haline getirilmektedir” denildi.
Araştırma görevlileri ve akademik güvencesizlik
Raporda araştırma görevlileri ve genç akademisyenlerin çalışma koşulları da ele alındı. 50/d, 33/a, 35 ve ÖYP statülerindeki araştırma görevlilerinin iş güvencesinden yoksun, geçici sözleşmelerle çalıştığı, kadro beklediği ve mobbing ile karşılaştığı belirtildi. Irmak, bu durumun bilimsel üretimi ve akademik motivasyonu doğrudan olumsuz etkilediğini vurguladı.
Talep edilen çözümler arasında araştırma görevlilerine iş güvencesi sağlanması, kadro sorunlarının derhal çözülmesi ve tüm akademik ve idari personele adil ücret dağılımının sağlanması yer aldı.
Öğrenciler ve yükseköğretim hakkı
Irmak, üniversitelerin kamusal, demokratik ve özerk niteliklerle yeniden inşa edilmesi gerektiğini belirterek, “Eğitim hakkı anayasal bir hak olmasına rağmen, öğrenciler barınma, beslenme ve ulaşım gibi temel insani ihtiyaçlarını karşılayamadığı için bu haktan yararlanamıyor. Yükseköğretimin toplumsal eşitlik ve adalet hedefiyle yeniden kurulması acil ve tarihsel bir sorumluluktur” dedi.
Raporda, öğrencilerin yaşadığı yoksulluk ve güvencesizliğin sadece bireysel bir sorun olmadığı; üniversite sisteminin bütününde derin yapısal sorunlara işaret ettiği vurgulandı.










