Artık susmanın en büyük utanç olduğu, böyle bir seçeneğin olmaması gerektiği bir eşikteyiz. Bugün ihtiyaç duyulan, örgütlü bir halk duruşudur. Sorulacak çok hesap var. Kendini kader gibi dayatan karanlık ise, sınırsız mücadele gerekçemiz ve başarı anahtarımız olacaktır.
Biz Kürtlerde saç örgüsü, biçimin çok ilerisinde bir anlama sahiptir; güçlü bir bağ kurma pratiğidir, dağınık olanı toplama, kopuk olanı bir arada tutma hâlidir. Göç eden bir halk için örgü, bedeni yolda tutmanın yoludur; rüzgârda, tozda, yürüyüşte saçın savrulmaması için değil yalnızca, hayatın savrulmaması içindir. Kürt kadını saçını örerken kendini de yaşama hazırlar. Bu, gündelik bir alışkanlık değil, hayatta kalma bilgisidir.
Örgü, Kürt kültüründe istikrardır. Düğünde de yas evinde de aynı şekilde örülür; çünkü burada beden, anlık ruh hâline göre değil, toplumsal gerçekliğe göre davranır. Sevinci, acıyı, öfkeyi deneyimleriz ama hepsinin yaratıcısı olan gerçeklik birdir. Zaman ve mekâna göre değişmeyen bu gerçekliğin bedendeki ifadesidir örgü. Bu yüzden anneden kıza aktarılır; kopmasın, devam etsin diye.
Ölümsüzleşen bir kadın özgürlük savaşçısının saç örgüsünü tutup “ondan geriye sağlam kalan tek şey buydu” diyen zihniyet, aslında yok edemediği şeyle yüz yüze geliyor. Bu söz bir güç gösterisi değil, çaresizliğin dışavurumudur. Karşısındakinin ölümsüzlük için yola çıktığını o da biliyor; çünkü anlam oradadır, hâlâ diri, hâlâ düşmanın elinde patlayan bir gerçeklik olarak durmaktadır.
Orada koparılan, bir kadının saç örgüsüyle beraber tüm insanlığın vicdanıdır. Aslında bu aynı zamanda bir mesajdır dünya kadınlarına: Bakın; insanlık tarihinin en eli kanlı katilleriyle savaşırsanız sonunuz böyle olur, demek istiyorlar. Bizim de mesajımız; ”Bakın, onurumuzu korumak için bu barbarlıkla mücadele etmek dışında seçenek yoktur” mesajıdır.
İsimler değişiyor; DAİŞ, HTŞ ya da başka bir şey ama biz bunların asıl çetelerin kusmuğundan başka bir şey olmadığını biliyoruz. Bunlar, insanlığın inkâr ve tasfiyesini kendine düstur edinmişlerin araçlarıdır. Bu yüzden değerlerden ve değerlerin yaratımlarından doğan bu müthiş korku bundandır. Çünkü onlar da değerlerin, haysiyetsizliklerle savaşılarak yaratıldığını biliyor. İstedikleri her yerde her şeyi yapabileceğini düşünen kastik katiller, Rojava’da devrimci halk savaşı ve komünün direnişine çarptılar. Bir parçada barış ve kardeşlik söylemlerinde bulunan, diğer parçada Kürt halkının kazanımlarını çeteler eliyle tasfiye etmeye çalışan Türk devleti ise bu tabloda Kürtler için sınırsız bir direniş sebebi yaratmaktan başka bir şey yapmıyor.
DAİŞ’e karşı insanlık adına en ağır bedeli ödeyen bir halkın bugün yalnız bırakılması hiçbir zaman unutulmayacağı gibi, hakikatin sarsılmaz gücü ve kazanmak dışında hiçbir seçeneğin olmaması da, zaferin er ya da geç gerçekleşeceğini bilerek direnmek gerektiğini hatırlatıyor.
Yani asıl mesele, halkın bu soykırım karşısında nerede durduğudur. Nasıl direneceğimizle, zaferi en acısız nasıl getirmemiz gerektiğiyle yüz yüze olduğumuz bir eşikteyiz. Düşmanların bu savaşta yaptıkları onların zihniyetinin gereğidir; bizim de aynı şekilde. Saç örgüsü sembolleşti ama bundan çok daha fazlasını gerektiren bir gerçekliğimiz var. Direniş, örgütlülükle, kolektif akılla ve halkın ayağa kalkmasıyla mümkündür. Kadınlar öncüdür ama bu mücadele yalnızca kadınların omzuna bırakılamaz; halkımızın tamamı bu saldırının doğrudan muhatabıdır. Burada ihtiyaç duyulan şey dağınık bir öfke değildir. İhtiyaç duyulan bilinçli bir seferberliktir. Anlık çıkışlar değil, sürekliliği olan bir örgütlenmedir. Kürdistan’ın dört parçasında ve dünyanın neresinde olunursa olunsun, Kürt halkı bu sürecin bir halk meselesi olduğunu görmek zorundadır. Harekete geçmek anlık bir refleks değil, tarihsel bir sorumluluktur. Bu da ancak örgütlü bir halk iradesiyle mümkündür.
“Toplum özgürleşmeden birey özgürleşmez. Kadın özgürleşmeden toplum özgürleşmez. Halk kendi iradesine sahip çıkmadan hiçbir kazanım kalıcı olmaz.” Bu yüzden direniş, yaşamın her alanında örgütlenmelidir. Mahallede, sokakta, dijital alanda… İlmek ilmek örülen saçlar gibi, örgütlü yaşam da ortak akılla, kolektif iradeyle kurulur. Bir ilmek kopsa diğeri tamamlar. Mücadele böyle büyür.
Artık susmanın en büyük utanç olduğu, böyle bir seçeneğin olmaması gerektiği bir eşikteyiz. Onurlu bir yaşam için direnmek ya da sonsuza kadar yok olmak; aralarında uçurum olan, yani aslında “arasında olmanın” da ölüm olduğu iki seçenek arasındaki çizgi açıktır. Bugün ihtiyaç duyulan, örgütlü bir halk duruşudur. Sorulacak çok hesap var. Kendini kader gibi dayatan karanlık ise sınırsız mücadele gerekçemiz ve başarı anahtarımız olacaktır.
Sema İnal










