Tarihe Fransız Burjuva Devrimi olarak geçen 1789 devrimi, özünde bir halk devrimidir. Kadınların aktif katılımıyla başlamış, olgunlaşmış ve başarıya doğru ilerlemiştir. O dönemde atılan “eşitlik, özgürlük, kardeşlik” sloganları Fransız insanın en çok özlediği yaşam biçimini anlatır.
Fransa’da kadın yurtseverliğinin çok tarihi bir mirası vardır. Daha 15. yüzyılda yaşayan Jan Dark, İngiltere ile Fransa arasında çıkan savaştan etkilenir ve küçük yaşına rağmen kendisini zorla savaşa katmaya çalışır. Ancak o dönemde kadınlar savaşta kabul edilmemektedir. Jan Dark erkek kılığına girerek savaşa katılır. Fransız ordusunun kumandasında kilit bir rol oynar ve askeri becerileri, öldürmekten çok stratejiye dayalıdır. Fransızlar ona çok şey borçludurlar. Ancak onun sonunu getiren de İngiltere’ye sadık olan Burgonyalı Fransızlar olur. 1430’da yakalanır; kâfirlik ve erkek kıyafeti giyme suçundan yargılanır. Suçlu bulunarak ölüme mahkûm edilir ve yakılır.
Tarihte daha eskilere gittiğimizde, “ilk cadı” olarak kayıtlara geçen Angele dela Barthe, Fransa’da 1230-1275 yılları arasında yaşamıştır. Katharizm inancını benimseyen Angele, gerçek Hıristiyanların kendileri olduğuna inanmıştır. Fakat bu inanç, kiliseye başkaldırı olarak görüldüğünden dolayı hiçbir zaman kabul edilmemiştir. Kilise, Angele’yi cadılıkla suçlar ve Engizisyon tarafından işkenceyle öldürülür. Kapitalizmin gelişimine tehdit olarak görülen bu kadınlara uygulanan soykırım, sistemin onlara karşı duyduğu korkuyu ifade eder. Cadı avı sermayeden bağımsız düşünülemez. Kadın üzerindeki hegemonyasını inşa etmede bu yakma sahneleri sistemin işine gelmiştir.
Kadınların cadı diye yakıldığı bu topraklarda yükselen devrimin öncü gücü yine kadınlar olmuştur. Tarihsel ve toplumsal hafızanın gücü, tüm yasak sistemlerini aşabilecek kudrette olduğunu Fransa Devrimi’nin şafağında bir kez daha kanıtlamıştır.
Kadınların mücadeleleri kimi zaman dinsel-mezhepsel, kimi zaman ekonomik-siyasal, kimi zaman da kültürel-halkçı veya ulusalcı nitelikli farklı formlarda ortaya çıkmıştır. Ancak işin özü hep aynı kalmıştır: İnsanlığın farklı yer ve zamanlarında kadınlar, daima özgürlükten, eşitlikten, kardeşlikten ve adaletten yana direnmekten vazgeçmemişlerdir.
Bastille ve Versailles Direnişleri
Devrim, 14 Temmuz 1789’da kralın toplaması gereken halk meclisini keyfi olarak toplamaması sonucunda patlak verir. Bastille Sarayı’nın işgalinin hemen ardından İnsan ve Yurttaşlık Hakları Bildirgesi ilan edilir. Ancak kral bildirgeyi onaylamamakta diretir. Ekonomik bunalımın derinleştiği Ekim ayında kadınların çeşitli direnişleri öne çıkar.
5 Ekim sabahı birkaç kadının çağrısıyla başlayan hareket, kısa sürede binlerce kadını peşine takar. Sekiz bin kadar kadın, önlerini kesen askerlerle çatışarak Versailles Sarayı’nı işgal eder. Kadınlar, kralın Paris’e taşınmasını isterler. Yirmi gün sonra kadınların eşliğinde Versailles’ten ayrılan kral Paris’e getirilir. Bu işgalden sonra kral halka bazı tavizler vermek zorunda kalır. Ancak çıkarılan seçmen yasasında kadınlara oy hakkı tanınmaz. Bu durum kadınların öfkesini daha da artırır.
1790 yılında kadınlar, yasağa rağmen dernekler kurarlar. Bu girişim, kadın mücadelesinde önemli bir çıkış noktasıdır. İnsan Hakları Bildirgesi’nin kadınları yok saymasına karşı kadınlar harekete geçer. Bu noktada Olympe De Gouges öne çıkar.
Olympe De Gouges
1748’de Montauban’da doğan Marie Gouges, mutsuz bir evlilikten sonra Paris’e kaçar ve adını Olympe olarak değiştirir. 7 Eylül 1791’de 17 maddelik Kadın ve Kadın Yurttaşların Hakları Bildirgesini açıklar. Bu bildirge aynı zamanda ilk feminist eserlerden biri kabul edilir. Olympe, kadınları haklarına sahip çıkmaya ve özgürlük için harekete geçmeye çağırır.
Jakobenlerin içinde yer alan Olympe, kadınların kurtuluşunu savunur. Ancak Jakobenler iktidara geldikten sonra ilk iş olarak kadın kulüplerini kapatır. Kadınların toplumsal direngenliğini kırmayı hedefleyen bu tutum, devrimci hareketlerin kadınlara karşı işledikleri ihanetin bir örneği olur.
Olympe, erkeklerin kadınlar üzerindeki tiranlığının tüm eşitsizliklerin kaynağı olduğunu belirtir. Bildirgesinde “kadın özgür doğar ve erkeklerle eşit haklara sahiptir” der. Kadının giyotine gitme hakkı varsa siyaset yapma hakkı da olmalıdır. Bu radikal tutumu nedeniyle tutuklanır. Mahkemede direnişinden taviz vermez. 3 Kasım 1793’te giyotine gönderilir.
Theroigne de Mericourt
Devrimin öncü kadınlarından bir diğeri de Theroigne de Mericourt’tur. Hayatı boyunca sadece şarkıcı olmak isterken, Fransa’daki devrim olayları tüm yaşamını değiştirir. Kitle eylemlerinde, protestolarda en önde yer alır.
1789’da Bastille işgalinde kılıcıyla yol açarak kaleye hücum eder. 5 Ekim 1789’da Versailles yürüyüşünde parlak kırmızı kostümüyle at sırtında kadınları harekete geçirir. Konuşmalarıyla kitleyi coşturur ve kral 16. Louis’e meydan okur.
Birçok kez tutuklanmasına rağmen mücadeleden vazgeçmez. Kadın kulüpleri ve irtibat merkezleri kurar; eğitim, tartışma ve örgütlenme faaliyetleri yürütür. Aynı zamanda kadın taburları kurar. “Amazon Taburları”nın kuruluşunu ilan ederken şöyle seslenir:
“Silahlanacağız! Doğa bile bu hakkı bize veriyor. Fransız kadınlar, görevimiz büyüktür; zincirlerimizi kırmanın tam zamanıdır!”
İç savaş sırasında Jirodenlere karşı en önde savaşır. Ancak yakalanıp kırbaçlanır. Gördüğü işkenceler sonucunda akıl sağlığını kaybeder ve 1817’de Paris yakınlarında bir hastanede yaşamını yitirir.