HABER MERKEZİ- Kendi direniş tarihine yakışır bir mücadele hattını örgütlemek aydın gençliğin en esas ve tarihsel sorumluluğudur. Bunu unutmamalı, her anı bu bilinç ve sorumlulukla yaşamalıyız.
Aydın gençlik, gençliğin mücadele tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. Başta 68 Gençlik Hareketi olmak üzere bir çok toplumsal direnişe öncülük etmiştir. Devrimci mücadelenin topluma mal edilmesinden tutalım birçok devrimci örgütün kurulmasında önemli bir rol oynamıştır. bu anlamda sistemin her zaman korktuğu ve denetimde tutmaya çalıştığı bir gençlik kesimi olarak, yüksek bilinciyle, fedakarlığıyla, cesur ve radikal duruşuyla her süreçte halkın umudu olmayı başarmıştır.
Aydın gençliğin bugün de benzer bir misyonla sürece dahil olması, halkımızın büyük bedeller ödeyerek bu günlere ulaştırdığı varlık ve özgürlük mücadelesinin başarıya ulaşmasında belirleyici olacaktır. Bu nedenle aydın gençliğin, toplumsal mücadeledeki rolü üzerinde durması, bu anlamda gerekli çıkışı yapması her zamankinden çok önem kazanmış durumdadır. Gerek örgütlülük, gerekse eylem anlamında buna ihtiyaç vardır.
Öncelikle gençliğin kendi gündemini belirleyebilmesi lazım. Sistemin belirlediği sınırlar içinde, belirlediği gündeme bağlı kalmak özünde derin bir mahkumiyettir. Şimdi yaşanan biraz budur. Gençlik, sistem tarafından ciddi anlamda kuşatmaya alınmış durumda. Bir yandan sürekli baskı uygulanıp stres altında tutulurken, diğer yandan zihnine bireycilik empoze edilerek tamamen güdülere dayalı bir yaşam dayatılıyor. Bütün bunlar gençliğin özgür düşünmesini ve kendi gündemini belirlemesini engelliyor. Bu yönelimin farkında olmak ve aşmak gerekiyor.
Bilmeliyiz ki örgütlü mücadele yürütülmeden hiçbir toplumsal dava başarıya ulaştırılamaz. Mevcut örgütlülüğün de yetersiz olduğu açıktır. O halde örgütlülüğü geliştirip güçlendirmek gerekiyor. örgütlülük ise bilinçle olur. Bilinç zayıf olduğu için beklenen örgütlülük de gelişmiyor. Zaten örgütlülük olmasa eylem de olmaz. Hepsi birbirine bağlıdır. Ne kadar bilinç o kadar örgütlülük, ne kadar örgütlülük o kadar da eylem olur. Dolayısıyla daha derin bir bilinçle örgütlenmek beklenen çıkış için esastır.
Eylemsiz bir örgütlülükten söz edilemez. Eylem örgütün en güçlü ifade biçimidir. Örgütsüz eylem olamayacağı gibi, eylemsiz örgütler de yozlaşıp dağılmaktan kurtulamaz. Bu nedenle gereklilik temelinde sürekli eylem halinde olmak gerekiyor. Gençliğin eylem tarzı da önemli bir husus olmaktadır. Belirtmek gerekir ki, gençlik siyasi partiler veya sivil toplum örgütleri gibi eylem yapamaz. Kendi eylem biçimi bellidir, öyle basın açıklamasını aşamayan tarzlar gençliğin eylem tarzı olamaz. Bu anlamda yaşanan pasifizm olup gençliğin eylem tarzına terstir, aşılmalıdır.
Bu anlamda gün beklemenin, bireysel kaygıların peşinden gitmenin günü değildir. Kampüslerden sokaklara örgütlenmenin, birleşmenin ve mücadeleyi yükseltmenin günüdür. Büyük bir tutkuyla, devrimci heyecanla çalışmanın ve başarmanın günüdür. Halkın varlık ve özgürlük davasını zaferle taçlandırma günüdür. Açık ki bize dayatılan haksızlığın hüküm süreceği onursuzca bir yaşam ve gelecektir. Bu nedenle kendi geleceğimizi kendi elimizle kurmaktan başka çaremizin olmadığını bilmeliyiz.
Öte yandan gençlik biraz canlı, heyecanlı olur. Kendine özgü bir ruha sahip olur. Biraz hareketli, kabına sığmaz olur. Şimdi bakınca bunu fazla göremiyor insan, bir ruhsuzluk hakim. Oysa devrimci duygularla dolup taşmalı yüreğimiz. Gençliğin özüne denk düşen biraz budur. Devrim bilinç ve eylem kadar yüksek heyecanla, duyguyla olur, bunu unutmamak lazım.
Bu nedenle gençlik olarak, özelde aydın gençlik olarak bu sürece aktif olarak katılmalıyız. Kendini sürecin dışında gören, yersiz kaygılara kapılan ve eylemsizliği bir kader gibi kabullenen yaklaşımlar terk edilmelidir. Kendi direniş tarihine yakışır bir mücadele hattını örgütlemek aydın gençliğin en esas ve tarihsel sorumluluğudur. Bunu unutmamalı, her anı bu bilinç ve sorumlulukla yaşamalıyız.