HABER MERKEZİ– Kürt halkı, yüz yıldır ciddi bir kültürel soykırım kıskacında yaşamaktadır. Osmanlı’nın sonlarından itibaren başlatılan soykırım faaliyetleri, cumhuriyetin başlarında süreklilik kazandırılarak günümüze kadar sürdürülmüştür . II. Abdülhamid’in “eritme” politikasından İttihat ve Terakki’nin “Türkleştirme” hedefline, Cumhuriyet’in resmi asimilasyon ideolojisine kadar uzanan bu süreç, Kürt halkının kimlik ve kültürünün ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bir dönemi ifade etmektedir.
Abdülhamid’in “Eritme” politikası
II. Abdülhamid’in saltanatı, Kürtlerin kimliklerini korumaya yönelik her adımın engellenmeye çalışıldığı bir dönemi ifade eder. “Kendi içimizde yoğurup, eritip, kendimize mal etmemiz lazım” diyerek, asimilasyonun gerekli olduğuna inanılmış ve bu doğrultuda çeşitli adımlar atılmıştır. Bu dönemde, Kürtlerin geleneksel yaşam biçimlerine, diline ve kültürünü temsil eden her şeye tehdit olarak bakılmış; Kürtçe konuşmak, geleneksel kıyafetler giymek yasaklanmış, kültüre dair özellikler yok edilmek istenmiştir. Aynı zamanda Hamidiye Alayları adı altında Kürt aşiretlerinin devlet adına kullanılması, Kürtlerin kimlik bilincini parçalamayı ve onları devlete bağımlı hale getirmeyi amaçlamıştır.
İttihat ve Terakki’nin “Türkleştirme” Planı
İttihat ve Terakki Cemiyeti, Osmanlı’nın son yıllarındaki merkezileşme politikalarıyla Kürtleri “Türkleştirme” amacı gütmüştür. Türk milliyetçiliğinin ideologlarından Ziya Gökalp, Kürtlerin aşiret yapılarını zayıflatmak ve Türk kimliğine entegre etmek gerektiğini savunmuştur. Bu dönemde, Türkçenin baskın bir dil olarak kabul edilmesi ve Kürtçenin yasaklanması gibi sert politikalar devreye girmiştir. Kürtlerin kimliğini tanımayan bu uygulamalar, kültürel yapıları tehdit eden bir sürecin kapısını aralamıştır. Aynı zamanda 1915 Ermeni Soykırımı sırasında Kürtlerin yaşadığı bölgelerde nüfus mühendisliği politikaları uygulanmış, demografik yapı değiştirilerek Kürtlerin bölgesel kontrolü zayıflatılmıştır.
Cumhuriyet’in Resmi “Eritme” İdeolojisi
Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte, devletin Kürtlere yönelik asimilasyon politikaları daha sistematik ve resmi bir boyut kazanmıştır. 1925’teki Şeyh Said direnişi, Kürtlerin baskı altına alınmasında yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Şark Islahat Planı, Kürtlerin kültürel, dilsel ve toplumsal yapılarının yok edilmesini amaçlayan bir dizi düzenlemeyi içermektedir. Türk kimliğinin öne çıkarılması, Kürtlerin varlıklarını inkar etmekle eşdeğer bir adım olarak atılmıştır. Kürtçenin yasaklanması, Kürt halkının kendini ifade etmesinin önüne geçmek için uygulanan en temel stratejilerden birini oluşturmuştur. Bu yıllarda Kürtlerin halk oyunları, giyim kuşamları, sembolleri ve kültürel öğeleri tehdit olarak algılanmış ve yasaklanmıştır.
Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüzü kadar uzanan asimilasyon süreci, dilden giyim kuşam ve sanata kadar her alanda etkisini sürdürmüştür. Kürtçenin kamu alanlarında yasaklanması, geleneksel Kürt kıyafetlerinin hor görülmesi ve Kürt kimliğinin ifade edilmesinin engellenmesi, yüz yıldır devam eden sistematik bir politikanın parçasıdır. Tüm bu uygulamaların amacı, Kürt halkının varlığını inkar etmek ve kültürel soykırımı sürdürmektir. Köylerin yakılması, zorla göç ettirme politikaları ve köy koruculuğu sistemi gibi uygulamalar, Kürt coğrafyasını insansızlaştırma ve kültürel bağları koparma girişimlerinin bir parçası olmuştur.
Kültürel Soykırım Devam Ediyor
Bugün, kültürel soykırım özellikle Kürt gençlerini hedef alarak daha incelikli yöntemlerle devam etmektedir. Eğitim sisteminde Kürtçe’nin dışlanması ve resmi kurumlarda yasaklı dil muamelesi görmesi, anadil bilincinin zayıflatılmasına yol açmaktadır. Medya, popüler kültür ve sosyal medya aracılığıyla dayatılan tek tip Türk kimliği, gençlerin kültürel ve ulusal köklerinden koparılmasını amaçlayan ideolojik bir kuşatmadır. Bu strateji, gençliğin tarihsel, toplumsal ve siyasal bağlarını zayıflatarak kimliksizlik sarmalına sokmayı hedeflemektedir. Kürtçe isimlerin ve sembollerin yasaklanması gibi pratikler halen sürmekte ve kimlik kırımını derinleştirmektedir.
Kültürel Soykırıma Karşı Direniş ve Aydınlanma
Tüm bu baskı politikalara rağmen, Kürt Özgürlük Hareketi kültürel soykırıma karşı güçlü bir direniş hattı oluşturmuştur. Özgürlük hareketi, ölüm uykusuna yatırılmış, hatta kısmen ölmüş Kürt halkının uyanma ve dirilme hareketi olmuştur. Kürt halkında kimlik bilinci ve aydınlanma sürecini geliştirmiş, kültürel mücadeleyi toplumsal bir uyanışla buluşturmuştur. Özellikle dil, tarih ve sanat gibi alanlarda yürütülen çalışmalar, Kürt gençliğinde kimliğine sahip çıkma iradesini büyütmüştür. Eğitim ve örgütlenme yoluyla elde edilen kazanımlar, Kürt halkının kültürel mirasını koruma ve yeniden canlandırma çabalarına yön vermiştir. Bu bilinçlenme, yalnızca asimilasyon politikalarını boşa çıkarmakla kalmamış, aynı zamanda Kürt toplumunun kendi öz değerlerine dayanarak geleceğini inşa etme umudunu da perçinlemiştir. Kürt halkı, özgürlük hareketine dayanarak kendi kaderini belirleme düzeyine, gücüne ve kabiliyetine ulaşmıştır.
Genç Kalemler…