HABER MERKEZİ– Öncelikle belirtmek gerekir ki, gençliği yalnızca fiziksel bir durum olarak ele almak yüzeysel ve yanıltıcı bir yaklaşım olur. Gençlik, fiziksel ya da yaşa bağlı bir olgu olmaktan çok, anlaşılması gereken derin bir toplumsal olgudur. Bu anlamda gençlik, en çok yanlış yaklaşılan ve bulandırılan olgulardan biri olmaktadır. Gençliğe ilişkin farklı farklı tanımlar yapılıp misyonlar biçilmiştir. Baktığımızda bu tanım ve değerlendirmelerin çoğunun gençliği özünden saptırmak ve bazı amaçlar doğrultusunda kullanmak için yapılmış değerlendirmeler olduğunu görüyoruz. Oysa gençlik, kendi kimliğiyle kabul edilmesi gereken, toplumda kendine ait bir yere ve misyona sahip olan önemli bir toplumsal kesimdir.
Özgürlük arayışı, gençliğin temel ve vazgeçilmez bir özelliğidir. Doğası gereği gençlik, haksızlığa ve baskıya karşı duyarlıdır. Çocukluktan gençliğe geçiş sürecinde maruz kaldığı itaatkârlık dayatmalarına rağmen, eğer bu süreçte özgürlük arayışını sürdürmeye devam ederse, sistem açısından bir tehdit haline gelmeye başlar. Bu durum, aynı zamanda devrimciliğe atılan ilk adım olmaktadır. Gençlik, özü itibarıyla devrimcidir. Hem geleneksel yapının hem de devletin baskısı altına alınmaya çalışılması, gençliği doğal olarak devrimci mücadelenin temel ve etkili bir unsuru yapmaktadır. Bu nedenle denilebilir ki, kendi şahsında sistemin farkına varan her genç, birer potansiyel devrimcidir.
Öte yandan gençlik, isyancı bir ruha sahiptir. Yeri geldikçe haksızlığa, baskı ve dayatmalara karşı başkaldırmak, gençlik kimliğinin önemli bir parçasını ifade eder. Düşürülemediği ve alıştırılamadığı için, yapılan haksızlıkları normal karşılamaz ve bunu bir isyan gerekçesi yapar. İnsanlığın belki de en büyük ayıbı, haksızlıkları normal karşılaması ve buna tepkisiz kalmasıdır. Gençliğin bu konudaki duyarlılığı ve tepkileri her zaman büyük takdirle karşılanmıştır. Devrimcilerin ilk mücadele gerekçeleri de bu durumu doğrular. Çoğu devrimci, gençlik yıllarında karşılaştıkları haksızlıklara verdikleri tepkilerle mücadeleye başlamıştır. Ernesto Che Guevara’nın, “Bir devrimci, başkasına atılan tokadı kendi yüzünde hissedendir” sözü, bu durumu net bir şekilde ifade ediyor. Devrimciliği tanımlarken, dikkat edilirse haksızlığa karşı durmayı ölçü olarak koyuyor. Türkiye ve Kürdistan devrimcileri de bu bağlamda birçok örnek sunmaktadır.
Gençliğin üzerinde durulması gereken önemli bir özelliği ise özü ve sözüyle bir olmasıdır. Olduğu gibi, lafı dolandırmadan söylemesi ve ona göre de hareket etmesidir. Dobra olmak kadar, sözünün eri olması da gençliğin önemli bir özelliğidir. Söylem ve eylemi çelişen tarzlar gençlik kimliğine terstir. Gençlik doğası gereği, kurnaz ve çıkarcı yaklaşmaz, samimi ve açık olur. Saf ve toy olarak nitelendirilmesinin kaynağında da bu gerçek vardır. Oysa ahlaki açıdan bu çok değerli bir özelliktir.
Genellikle görmezden gelinse de gençlik, bütün toplumsal mücadelelerde belirleyici bir role sahip olmuştur. Başta 68 gençlik hareketi olmak üzere tarihteki birçok toplumsal harekete öncülük yapmıştır. Yakın zaman için de bolca örnek verilebilir. Gezi Parkı direnişi, faşizme karşı bir özgürlük ve dayanışma hareketi olarak gençliğin devrimci gücünü ortaya koyarken, Kobanê’ye destek eylemleri de sınırların ötesine taşan bir dayanışma ve sahiplenme hareketi olarak gençliğin duyarlılığını göstermiştir. Gençliğin öncülük ettiği her iki direniş de adalet ve özgürlük mücadelesinde cesur duruşunu ortaya koymaktadır. Gençliğin desteğini alan hareketler başarıya ulaşmış, alamayanlar ise yenilgiye uğramaktan kurtulamamışlardır. Toplumun en dinamik, en hesapsız ve özgürlüğe en yatkın kesimi olarak, egemenlerin korkulu rüyası olmuştur. Bu yüzden egemenler, gençliği sürekli baskı ve kontrol altında tutmaya çalışmaktadır. Daha erken yaşlardan itibaren aile ve eğitim kurumları aracılığıyla bağımsız özü bastırılmak, uysal ve itaatkâr bir hale getirilmek istenmektedir.
Bu temelde gençlik, toplumsal dönüşümün ve değişimin en belirleyici gücü olarak hayati bir misyona sahiptir. Topluma karşı en sorumlu kesim olarak her tür sömürü ve baskıya karşı radikal tutum ve tepki sahibidir. Denilebilir ki toplumun vicdanı ve eylem kabiliyetidir. Baş eğmeyen ve yeri geldikçe gösterdiği reflekslerle toplumsal isyanların öncüsüdür. Her ne kadar kendi özüne karşı yabancılaştırılıp itaatkar bir hizmetçi durumuna getirilmek istense de sürekli bağımsız özünü koruyan ve kendi kökleri üzerinde yeşerendir.
GENÇ KALEMLER…