HABER MERKEZİ– En köklü toplumsal kurum olarak aile, insanlık tarihinde belirleyici bir yere sahip olmuştur. ilk toplumsal örgütlenme formu olarak kabul edilen aile, tarihin sınıflaşma aşamasından beridir ciddi bir sorun olarak hep gündeme gelmiş olsa da bir türlü çözülememiştir. Bu anlamda aile kurumunu doğru tahlil etmek kadar yol açtığı sonuçlarla beraber çözmek de günümüzün temel bir sorunu olmaktadır.
Geleneksel aile kurumu, tıpkı küçük bir devlet gibi, sürekli iktidarın, baskı ve sömürünün üretildiği hiyerarşik bir yapıya sahiptir. Aile kurumunda tüm ilişkiler, çok incelikli olarak bu temelde düzenlenmiştir. Baba figürü otoriteyi, anne fedakarlığı ve razı olmayı, çocuk ise itaatkarlığı temsil etmektedir. Görüldüğü gibi bireyler, doğdukları bu kurumda adeta egemen sistemin ideal birer elemanı olarak yetiştirilmektedir. Bu nedenle aile kurumunun demokratik dönüşümü sağlanmadan toplumsal özgürlük ve adaletin gerçekleştirilmesinden de söz edilemez.
Bu eleştirel çözümlemeyi esas almak, aile bağlarını reddetmek anlamına gelmez; aksine, aileyi otorite ve bağımlılık temelinden kurtarıp eşitlik ve özgürlük üzerine yeniden inşa etmeyi savunmaktır. İşte bu noktada demokratik aile modeli öne çıkar. Demokratik aile, bireyleri toplumsal rollere sıkıştırmak yerine, eşitlik ve dayanışma temelinde bir araya getirir. Kadın, erkek ve çocuk, bu temelde hiyerarşik ilişkilerden sıyrılarak özgür bireyler olarak varlıklarını sürdürebilir.
Demokratik aile, yalnızca bireylerin özgürleşmesini değil, aynı zamanda toplumsal eşitliğin de önünü açar. Otorite ve geleneklerin sınırlandırdığı ilişkileri aşarak, bireylerin karşılıklı saygı ve adalet temelinde bağ kuracağı bir zemin sunar. Aileyi bir baskı aracı olmaktan çıkarıp, özgürlüğün ve eşitliğin yeşerdiği bir alan haline getirir.
unutulmamalıdır ki, aile dönüştüğü kadar toplumsal dönüşüm gerçekleşebilir.