HABER MERKEZİ- Pozitivizm, Auguste Comte’un bilginin yalnızca duyusal gözlemle doğrulanabileceği anlayışını benimseyerek, bilimsel bilgiye mutlak bir güven oluşturmuş ve zamanla bir “put” haline gelmiştir. Ancak kuantum mekaniği, kaos teorisi ve görelilik gibi modern keşifler, doğanın ve toplumsal olguların belirsiz, öngörülemez ve dinamik yapısını gözler önüne sererek, pozitivizmin kesin bilgiye dair iddialarını çürütmüştür. Bugün bilim, yalnızca ölçülebilir gerçeklikten ibaret değil; karmaşık ve bağlamsal bir olgudur. Ancak, pozitivizmin etkisi hâlâ birçok modern düşünce yapısında, özellikle toplumsal ve politik analizlerde, insan doğasının ve toplumsal yapıların statik ve sabit olduğu varsayımını sürdürmektedir.
Kuantum Mekaniği ve Belirsizlik İlkesi:
Belirsizlik İlkesi, atom altı parçacıkların davranışlarının kesin olarak ölçülemediğini ve bir olayın hem konumunu hem de hızını aynı anda tam olarak bilmenin imkansız olduğunu ortaya koymuştur. Bu, doğanın temel düzeyde olasılıksal olduğunu ve kesin determinizmin bir yanılsama olduğunu gösterir.
Kaos Teorisi ve Karmaşıklık:
Kaos teorisi, başlangıç koşullarındaki küçük değişimlerin sistemin uzun vadeli davranışını radikal şekilde etkileyebileceğini ve deterministik sistemlerin bile öngörülemez olabileceğini ortaya koyar. “Kelebek Etkisi” olarak bilinen bu durum, sosyal olayları ve doğayı sabit, öngörülebilir yasalarla açıklama çabasını geçersiz kılmıştır. Sosyal sistemlerin de kaotik olduğu ve bu nedenle pozitivist yaklaşımla anlaşılamayacağı açıktır.
Görelilik Teorisi ve Gerçekliğin İzafiliği:
Albert Einstein’ın Görelilik Teorisi, zaman ve mekanın gözlemciye bağlı olduğunu ve mutlak olmadığını göstermiştir. Bir olayın nasıl algılandığı, gözlemcinin hareketine ve konumuna bağlıdır. Bu da, pozitivizmin mutlak bilgiye ulaşma iddiasını temelden çürütmüştür.
sonuç olarak:
Kuantum mekaniği, kaos ve görelilik teorisi, modern bilimsel paradigmanın doğa yasalarını mutlak ve deterministik görme anlayışını çürütmüştür. Bu gelişmeler, pozitivizmin iddia ettiği kesin bilgi ve öngörülebilirlik varsayımını geçersiz kılmakla kalmamış, insanlık da bilginin bağlamsallığını, karmaşıklığını ve sınırlılığını kabul etmek zorunda kalmıştır. Pozitivizm, bugün düşünce yapılarımız üzerinde hala ciddi etkiler yaratmaya devam etse de, geçerliliğini yitirmiş bir felsefe haline gelmiştir. Bu nedenlerle pozitivizm eleştirilmeli, sorgulanmalı ve aşılmalıdır.