HABER MERKEZİ- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne sayılı günler kala genç kadınlar, her yerde örgütlenmeye ve alanlarda mücadeleyi büyütmeye çağırdı.
Ajansımıza konuşan Xeta jinê üyesi genç kadınlar, 25 kasımı ve genç kadınlara karşı yürütülen özel savaş politikalarını değerlendirdi. çözümün örgütlü mücadelede olduğuna vurgu yapan genç kadınlar, her yerde mücadelenin büyütülmesi gerektiğini ifade etti.
Genç kadınlar ajansımıza şu değerlendirmelerde bulundu;
Derya Polat:
”25 Kasım kadına yönelik mücadele gününü değerlendiriyoruz. Bu günü biraz açmamız gerekiyor. Genç kadınlar olarak bugünün önemi nedir ve bugüne dair gerçekliklerin günümüze yansıyan noktalarını değerlendirmek için konuşacağız. Bugün 25 Kasım kadınların şiddetle mücadele gününde mirabal kardeşlerin iktidara karşı verdiği mücadele sonucu katledilmesiyle anılıyor. Yani tarihçesinde bu nokta bulunmakta ve bu noktanın günümüze yansıyan politikaları hala işlemekte. O yüzden bizim buna değinmemiz gerekiyor. Katleden 3 kadının mücadele ruhundan, mücadele azminden bahsediyoruz.
Günümüzde de bunun yansımalarını Rojin’in intihar süsü verilerek katledilmesi olarak görüyoruz. Aynı şekilde mirabel kardeşler de böyle olmuştu. İntihar süsü verilip katledilen 3 kadından bahsediyoruz, Gülistan Doku”nun bulunmamasından Narinden ve diğer birçok kadını örnek verebiliriz. Günümüzde de aynı politikalar devam etmekte. Bu politikaların önüne geçmek için elbette ki bir öz savunma gerçekleştirmemiz gerekiyor. Buna nasıl bir öz savunma diyebiliriz? Öz savunma tabii ki sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihni bir öz savunma gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bir mücadele ruhunu, birlik ruhunu, kadın dayanışmasını kendi aramızda başlatmamız gerekiyor. Bunu da başlatacak temel şey, örgütlülüktür. Bir genç kadının örgütlü olmasının öz savunmanın temeli olduğuna inanıyoruz hepimiz.
Peki bu nasıl olabilir? Öz savunma nedir? özel savaşı da artık bir politika olarak değil de bir kadına yönelik asıl şiddet aracı olarak görebiliriz. Özel savaşın, özel savaşın birçok ekolojik kırımından bahsedebiliriz. Kültürel olarak özel savaştan bahsedebiliriz. Bugün bizim dilimizi konuşamayışımızdan tutalım, şu an bir çok genç kadının diliyle konuşamayışından, kendi dilimizde bir şiiri okuyamayışımızdan ya da anlayamayışımızdan bile bir kültürel özel savaş politikası olduğunu görebiliriz. Bizim ilkokuldan, ortaokuldan başlayarak ana dilimizde eğitim görmememiz bundan itibaren başlıyor her şey. Peki bunun önüne nasıl geçilir? Kültürel özel savaş politikalarının önüne ya da işte ekolojik özel savaş politikalarının önüne elbette ki yine bunlara karşı da aynı öz savunma bilincinin geliştirilmesi gerekiyor. İşte şu anki üniversitelerden başlayabiliriz, işte üniversitelerde genç kadınlar, genç kadınların örgütlülüğünün önüne geçmek için birçok özel savaş politikası deneniyor. Bunun duygusal boyutu olabiliyor. Genç kadınlara duygusal yaklaşımlar sergilenebiliyor. Genç kadınların sistem ilişkileri içinde kaybolması sağlanıyor ve bunun biz farkında olamıyoruz.
Genç kadınlar olarak yani bulunduğumuz durumun aslında sistemin yarattığı ve sistemin bize dayattığı durum olduğunun bile farkında olamıyoruz çoğu kez. Yani zaten şunun bile en başta farkında değiliz, mesela üniversitenin köleleştiren bir kurum olduğunu, devletin her kurumunun bunu bir araç olduğunu farkında değiliz. Üniversiteleri geçelim, hatta kurumları geçelim duygularımızın bile bazen bizi köleleştirdiğini fark edemiyoruz. Özgürleşmek bile bir öz savunmadır. Yani öz bilincimizi yaratarak kendi özürleşmemizi sağlamak gerekiyor. Elbette ki biz özgürleşmezsek, halkımız özgürleşmeyecek, hiçbir kadın özgürleşemeyecek. Yani bunu yaşatmamız gerekiyor. Bu noktada da elzem olan tabii ki 25 kasımda alanları doldurmaktır, zaten öz savunma dediğimiz budur alanları korkusuzca mücadele ruhuyla doldurmaktır. Direnişle alanlarda haykırabilmek, JİN JİYAN AZADİ şiarını asla susturmamaktır. Bununla beraber alanlara çağırıyoruz herkesi, tüm genç kadınları, özellikle üniversiteli genç kadınları. Daha genelde açarsak konuyu, alanlar dışında tüm genç kadınları, tüm kadınları örgütlenmeye çağırıyoruz. Devletin ve ataerkilin asıl korkusunun örgütlü genç kadınlar olduğunu biliyoruz. Bunun da farkındayız. Biz de korkusuzca yürüyoruz üstlerine ve örgütlenmeye çağırıyoruz.”
Evin Tanrıverdi:
”25 Kasım kadına yönelik şiddetle mücadele gününün biraz tarihçesinden ve kadına yönelik geliştirilen şiddet olaylarından bahsetmek istiyorum. 1960’ta Dominik cumhuriyetinde 3 kadın kardeşin otoriter rejime karşı ses çıkarmasıyla başlayan ve sonrasında bu kadınların önce tecavüze uğrayarak sonra katledilmesi ve intihar süsü verilmesi üzerine kadınların ayaklanması bu günün dünyada kadına yönelik şiddetle mücadele günü olarak ilan edilmesini sağlamıştır.
Günümüzde de kadına yönelik şiddetin ve kadına yönelik şiddet politikalarının sürdüğünü görüyoruz. Bu yüzden hâlâ alanlarda olmamız hâlâ aynı rejimlerle mücadele içinde olmamız elzemdir, yani olması gereken bir şeydir. Bu politikaları biraz açacak olursak; Örneğin, güncel olarak kayyum politikalarını örnek verebiliriz. mesela Batman’da %65 oyla seçilen Gülistan Sönük bir kadın belediye başkanı olarak halkın iradesiyle seçildi. Bir kadın belediye eş başkanlığına kayyum atanması bir irade kırımıdır. Yani bu hem kadın kırımıdır hem de bir halkın iradesinin kırımıdır.
Yine şiddetin tek bir şeyi yok. Mesela biz kadına yönelik şiddet deyince fiziksel şiddeti düşünüyoruz. Hani ev içinde, işte babasından şiddet gören kadınlar diye düşünüyoruz veya eşi tarafından şiddete uğrayan kadınlar olarak düşünüyoruz. Şiddet sadece fiziksel değil, şiddetin psikolojik boyutu da vardır. Devletlerin de yani otoritelerin de eril zihniyette olduğunu diyebiliriz. kadına yönelik şiddetleri sadece böyle fiziksel olmakla kalmayıp irade kırımına, kültürel kırıma, ekolojik kırıma, bunların hepsi aslında şiddet boyutunda değerlendirilebilecek şeylerdir.
Kürdistan’daki ekolojik talandan da bahsedebiliriz. ekolojinin talan edilmesi. Mesela bu bir şiddettir ya da işte kadın evlerinin açılmasına kayyum atanması da, ilk günden yapılan şeyin bu olması yine kadına yönelik şiddet kapsamında değerlendirilecek bir şeydir. Üniversiteyle genç kadınların yani batı metropollerinde okumaya gelen üniversiteli genç kadınların yine devlet üniversitelerinde gördüğü baskıyı da kadına yönelik şiddet olarak değerlendirebiliriz. yine kadının görünmeyen emeği var. kadın sömürülmesi ve emeğinin karşılığını alamaması bunların hepsi kadına yönelik şiddettir.
Aslında şiddeti tek yönlü düşünmememiz lazım. Yani eril tahakküm kadını 12.000 yıldır baskılayan ve kadının bilinçlenmesini, öz savunmasını geliştirmesini, benliğini keşfetmesini ve yaşamı güzelleştirmesini istemeyen bir zihniyettir. Bu yüzden kadına yönelik şiddetle mücadele günü bizim için çok önemlidir. Biz genç kadınlar olarak da bu konuda öz savunmamızı geliştirip örgütlenmeliyiz. Çünkü bu zihniyete ancak örgütlü bir cevap verirsek mücadelemiz görünür olur ve yanıt alabiliriz.”