HABER MERKEZİ- Antik dönemlerin büyük bir figürü olan Amytis, sadece bir prenses değil, aynı zamanda kültürler arası bir köprünün sembolüdür. Med İmparatorluğu’nun hükümdarı Cyaxares’in kızı olan Amyitis, kral II. Nabukadnezar ile evlenmek üzere Babil’e gelir. Bu, Medler ile Babilliler arasındaki tarihi ve siyasi ittifakın önemli bir simgesini oluşturur.
Amytis’in güzelliği ve zekası, Babil’de büyük bir hayranlık uyandırır. Ancak, Med topraklarının serin esintisi, yeşilin her tonunu barındıran dağları ve göğü kucaklayan vadilerinin özlemi, onun kalbine derin bir hüzünle işlenir. Yurdundan uzak kaldıkça, doğduğu toprakların çağrısı ruhunda yankılanır, her geçen gün biraz daha özlemini büyütür.
Bu özlem, Nabukadnezar’ın kalbinde yankılanan bir melodiye dönüşür; onu Amytis için ünlü Babil Bahçeleri’ni inşa etmeye yönlendirir Babil’in ortasında yükselen bu bahçeler, Med topraklarının ruhunu Babil’e taşımak amacıyla yapılır; toprağı işleyen her el, Amytis’in içindeki hasreti bir nebze olsun dindirmek için çalışır. Bahçeler, dünyanın yedi harikasından biri olarak tarihe geçer.
Ne yazık ki, insanlığın doğduğu bu kadim topraklar, günümüzde savaşların gölgesinde kalmaktadır. Mezopotamya, yalnızca Medler’in değil, aynı zamanda Sümerler, Babilliler, Asurlular ve daha birçok medeniyetin ihtişamlı geçmişine ev sahipliği yapmış bir bölgedir. Bu zengin kültürel miras, egemen güçlerin yürüttüğü savaşlar sonucunda büyük bir tahribata uğramış; tarihî ve kültürel dokusu sarsılmıştır. Bu topraklarda yankılanan acılar, halkların yaşamlarını derin bir şekilde etkilemiş, toplumsal yapıları da altüst etmiştir.
Amytis’in hikayesi, yalnızca bir kadının özlemi değil, kültürler arasındaki bağların ve bu bağların doğurduğu büyük yapıların sembolüdür. Medlerin tarihiyle Babil’in görkemi iç içe geçerken, Mezopotamya’nın kültürel zenginliği bu hikayede yankılanır. Amytis, tarihin sadece savaşlarla değil, duygusal dünyalarla da şekillendiğini hatırlatırken, halkların dayanıklılığıyla yeniden doğuşun her zaman mümkün olduğunu bizlere fısıldar