HABER MERKEZİ- Tarihsel sürece bakıldığında her dönemde öne çıkan en önemli konu eğitimdir. Düşünür, filozof, peygamber ya da devrimci hareketler olsun ilk olarak eğitim noktasına odaklanmıştır. Eğitimin olmadığı toplum bozulur, bozulan toplum yok olur. Toplumun yok oluşunu engellemek için hakikat savaşçıları tarih boyunca toplumu eğitmek istemiştir. İnsanlık tarihinin ilk zamanlarına bakıldığında hakikat savaşçıları toplum içerisinde gezer toplumları eğitip güzelleştirmek için çabalamıştır. Buna en güzel örnek olarak Zerdüşt gösterilebilir. Zerdüşt toplum içerisinde gezmiş hakikat yaşamını anlatmış güzel olanı yaşatmak ve yaymak için çabalamıştır. Tarih sahnesinde biraz ilerleyince doğa filozoflarına denk geliriz. Onlar da hakikat güzelliğinim yaymak için çabalamış ve akademiler kurmuştur. Bu akademilerde eğitim verilir tartışılır yeni fikirler üretilir ve bu fikirler yaşam sallaştırılır. Bir döngü halinde her gelen kendinden sonrakini eğitir ve yeni fikirler üretir. Yani toplumun üretim merkezi haline gelen ilk eğitim kurumlarının temelleri atılır. Daha sonrasına gelindiğinde bu sefer peygamberler çıkar ortaya. Ellerinde yaşam kılavuzu ile toplumu bilgilendirme ve bozulan toplumu düzeltmeye çalışmışlardır. Bunun için ibadetler yolu ile toplumu bir araya getirip eğitim alanı oluşturmuşlardır. İlk ortaya çıktıkları zamanlarda baskılar nedeni ile gizli bir şekilde yürüttükleri eğitim ve üretim çalışmalarını baskıları yendikten sonra eğitim merkezleri oluşturarak devam edilmiştir.
Günümüze gelindiğinde hakikat savaşçıları bozulan düşürülmüş topluma bir yaşam suyu olarak ortaya çıkmaktadır. Beş bin yıllık düşürülmüş toplumu yeniden ayağa kaldırmak ve özü döndürmek için adeta bütün dünya başkaldırı olarak tarih sahnesine çıktılar. Doğal toplumun temel ilkeleri ile yeni ve güzel yaşam nasıl olur sorusuna cevap oldular. Toplumsal bir uyanışa götüren fikirleri sistemin temelini sarsmıştır. Beş bin yıldır köleleştirilen toplum artık uyanmış ve sisteme karşı direnişe geçmiştir.
Beş bin yıllık devlet sistemi ve özelde beş yüz yıllık kapital sistem, toplumun bu uyanışına karşı baskıyı ve köleleştirmeyi artırmıştır. Son beş yüz yıldır toplumu parçalayan bireyi sömüren bir sistemle karşı karşıya kalmıştır hakikat savaşçıları.
Toplumsal hakikat yaşamını kurmak için eğitim nasıl önemliyse böyle bir toplumun bozulmasında da eğitimin büyük rol oynar. Sistem de en büyük bozulmayı eğitim alanında yarattı. Bilimi, tarihi, düşünmeyi, eğitimi tekeline alan sistem bunu toplumu yozlaştırma ve köleleştirme silahı olarak kullanıyor. Ortaçağdan günümüze eğitim üzerinden ele geçirilmiştir. İlk olarak ortaçağ kiliselerinin bilgiyi tekeline alıp bunu para karşılığı ve kendi istediği şekilde satması örnek verilebilir. Toplumun düşünmesini engelleyip yarattıkları yaşamın birer kölesi haline getirmişlerdir. Aydınlanma çağı denilen çağda kilisenin tekelinde olan eğitim ve düşünce alınmış topluma geri verilmiştir. Toplumsal üretim gerçekleşmiş toplum aydınlanmıştır. Fakat bu durum uzun ömürlü olamıyor. Sanayi devrimi ile birlikte sistem yaşamı mekanikleştirmiş, bilgi mekanik temelde üretmiş ve tekeline almıştır. Sanayi devriminin ortaya çıkışından günümüze kadar olan süreçte insan bir meta olarak görülür. Düşünce üretimi bilgi üretimi neredeyse sıfırlanmış bir yaratık yaratılmak istenmektedir. Bununla ilk saldırdıkları yerler eğitim alanları olmuştur.
Üniversitelere saldırılar günümüz özel savaşın en yoğun olduğu yerlerdir. Özel savaş politikası olarak yürütülen gençliğin düşünmesini engelleme, bilgi üretiminde bulunması, ürettiği bilgi üzerinde tartışıp düşünme, bu bilgiyi yayma olanaklarını ortadan kaldırma günümüzün sömürü politikası olarak yürütülüyor. Kendileri akademisyen diyen sisteminin propaganda şefleri üniversitelerde sistemin istediği eğitimi istediği şekilde veriyor. Tıpkı ortaçağ papazları gibi. Öğrenci gelir kilisede oturuyormuş havasında üniversite papazlarının verdiği bilgileri alır ezberler sınava girer ve kendilerine yıllarca vaat edilen memurluk hayalleri kurar. Memurluk çağımızın cenneti olarak gösterilir. Üniversiteler ise o cennetin tapularının satıldığı kiliseler olmuştur.
Gençliğin akademik düşürülmüşlüğü sadece üniversite papazları yoluyla yapılmıyor. Dersler dışında kalan vakitlerde de gençlik kuşatılmış durumdadır. Birçok farklı yöntemle gencin yaşamını zihnini oyalamaya onu hapsetmeye çalışmaktadır. Öncelikle genci fakirleştirerek kendine muhtaç hale getiriyor. Fakirleşen genç çoğu zaman okula bile gitmeyip bir işte çalışmak zorunda kalıyor. Bir köle yaşamı olan memurluk için okuyan genç, o yaşamı elde etmek için bir köle gibi çalıştırılıyor. İş ve okul dışında vakti kalırsa bunu da sistem ilişkileri içerisinde harcar. Herhangi bir genç, öğrendiği bilgileri tartışmak ya da bir şeyler üzerine düşünüp bilgi üretmek gibi durumları oluşturmaz. Üniversite içerisinde birkaç kişilik grup oluşturur. Bu grupla birlikte dört beş sene boyunca aynı şeyleri konuşup aynı şeyleri yaparlar. Aynı kişilerle dört yıl boyunca aynı şeyleri yapmayı sosyalleşmek olarak düşünür. Sonrasında üniversite hayatımı dolu dolu geçirdim diye kendini kandırır. Dört yılın sonunda mezun olan bir gencin bilgi birikimi dört beş kişinin oturup konuştuklarından ibaret olur. Bunun sonucunda bilgisiz, üretmeyi, düşünmeyi, tartışmayı bilmeyen mezunlar yığını oluşur.
Günümüz üniversiteleri bu noktada akademi alanı olmaktan çok uzaktır. Hakikat savunucularının temelini attığı ve geliştirdiği akademi alanları şuan sistemin sömürü ve yok etme aracına dönmüştür. Fakat hakikat savunucuları tarihte olduğu gibi günümüzde de halen direniyorlar. Bizler hakikat savunucularına ulaşmalı ve hakikat yolunu takip etmeliyiz.
Genç Kalemler