HABER MERKEZİ- Uygarlık tarihi, ideoloji ve paradigmaların geliştirildiği süreçlerde yaşanan savaş ve mücadelelerle yeni dünya düzenine pek çok etkide bulunmuştur.Bu yeni dünya düzenine yön veren stratejistler, iktidarın kurumsallaşıp kalıcılaşması için zorun rolünden öte, ikna etme esası üzerine çalışmalarını yürütmüşlerdir.
Uygarlık tarihi, ideoloji ve paradigmaların geliştirildiği süreçlerde yaşanan savaş ve mücadelelerle yeni dünya düzenine pek çok etkide bulunmuştur.Bu yeni dünya düzenine yön veren stratejistler, iktidarın kurumsallaşıp kalıcılaşması için zorun rolünden öte, ikna etme esası üzerine çalışmalarını yürütmüşlerdir.Tabi bu gelişim süreçlerinde insanlık da her geçen gün daha da bilinçleniyordu.Bu çağlarda dünya nüfusunun çoğunluğu ezilirken bir kesim sermeyadar da bu çarkın yürütücüleri olmuşlardır yani ezen kesimi olmuşlardır.Maddi imkanlar üzerinden manevi bir kölelik yaratılmak isteniyordu.Tabi tüm bunlar kapitalist modernitenin aşamaları doğrultusunda gelişiyor ve kölelik her geçen gün daha da derinleşiyordu.Para, sermaye, güç, bilim, din, kapitalist modernitenin temel argümanları rolünü görüyorlar.Yaratılmak istenen dünya düzeni her geçen gün iki kutuplu olarak, ezen ve ezilenler olarak karşımıza çıkıyor.Ezenler kapitalizmin temsilciliğini yaparken ezilenler sosyalizm veya gönümüzde demokratik sosyalizm olarak adlandırdığımğımız özgür yaşam manifestosu temsilciliğiyle vücut buluyor olacaktı.Tarihte reel sosyalizmin öncülüğünü yapan devrimciler ve devrimci partiler bu gelişim süreçlerin yaşanmasında gerekli değişim ve dünüşümü sağlayamadıkları için bozulmalardan ve yıkılmalardan veya kapitalizmin bir başka versiyonu olmaktan kendini kurtaramamışlardır.Bundan dolayıdır ki reel sosyalizmin umut vaadetmesi pratikte cevap olmak bir yana yaratılan umut ve hayallerin gerçekleşmemesinin de acısını yaşatmış olacaktı. Reel Sosyalizmin iflası sosyalizmin özünde yaşam bulamamasından kaynaklıydı.Bu yüzden demokratik sosyalizm bir bütünen kapitalizmin tüm yönleriyle red etmesiyle hem adlandırıldı hem de anlamlandırıldı. Bunun paradigmasal boyutu demokratik modernitedir. Tüm bunlar mücadelede büyük ivmeler kazandırmış olsa da alternatif olmada gereken rolü tam oynayamamıştır.Bu zayıflıklar, kapitalist modernitenin daha da yayılıp dünyayı toplumsal, ekolojik bir felakete doğru götürmesine neden olmuştur. Salgın hastalıklardan tutalım tüm toplumsal felaketlerin önünü açmıştır.Özellikle kapitalist sermaye dönemiyle beraber teknik ve teknolojinin gelişmesiyle sanal bir toplum, sanal bir dünya yaratılmaya çalışılmıştır.Elbette teknolojinin gelişimi insanlık için zarar değildi ama kapitalizmin çarklarından geçerek toplumun başına bir felaket olarak rol oynadı.Teknolojik gelişimin sanallaşması kimi şirketlerin sözüm ona yeni dünya alternatifleri yaratmak isterken insanı ve insana ait olan manevi döşünceyi bitirip robot veya yapay zekayı yaratmışlardır.Özelikle yapay zekayla insanlik bitirilmiş yerine X denilen teknolojik argümanlar geliştirilmiştir.Elon Musk’ın x araçları SpaceX gibi marka yüzler ve markalardaki X tesadüf olarak çıkmış değildir.Genç kitleninin yozlaştırılması ve beyinlerinde telefon ve benzeri araçlarla sanallaştırılıp küçük dünyalara hapisedilmesi bu düzenin kabul ettirilmesinden dolayıdır.İşte bu yüzden kendini sahte bir özgürlük çemberi içinde yaşayan genç köleler yaratılmış oluyor.Dikkat edelim ABD’den tutalım tüm devletler bile buna karşı çok temkinli davranmaya başlamış durumdalar.Eğer bu yaratılan canavar kontrol altına alınmazsa kendi sahibini de yiyebilecek tehlikenin sinyallerini veriyor. Evet, kapitalizm sadece tüketir; maddi manevi olan ne varsa topluma artık vaad edecek bir şeyleri kalmamıştır. Bu yüzden içi kof bir toplum yaratır.Özellikle gençliği hedef alır gençlik doğası gereği hep bir arayış halindedir. Eğer gençliğin arayışı manevi öze doğru değilse kapitalist modernitenin hizmetine girer sonuç olarak bir bütünen sistem çarklarında ezilmekten kendini kurtaramayacaktır.Gençlik hep bir gelecek peşindedir ama nasıl bir gelecek bunun iyi anlaşılması gerekir.Beyinlerde yaratılan sahte bir dünyayı mı yoksa geldiği kökleri mi yaşayacak. Bu işte temel sorundur.Çünkü yaşam canlı olan bir şeydir bir kalıba ya da bir gerçek dışılıkta yaşanılacak birşey değildir.Sanallaşma denilen yeni sahte yaşam bir kesimin ya da bir sistemin hizmetinde yaşayan sahte bir yaşamın adıdır.O yüzden ne kadar özgürdür sorusu sorulmalıdır.Bu yeni dünya düzeninde sorgulamaların yerini verili yaşamı kabullenmekle değiştirilmiştir.Doğru ya da yanlış zaten yaratılmış yaşam denilen sanallık yaratılmış sen sadece uygulayan yürüten yaşayan ve yaşatan durumundasın.Şunu diyebiliriz sistem sorgulamayan beyinler yaratmak istiyor.Her şey hazır sen sadece yaşayansın ve sahteliğini de hissetmeyen, rahatsız olmayan ama seni sen olmaktan çıkartan bir sistemi yaşıyor ve yaşattırıyorsun.Nasıl yaşamalı, nerden başlamalı ve ne yapmalı soruları yine anlamlandırılmaya ve cevaplandırılma mecburiyetini taşıyor.Az önce de belirttik gençlik bir arayış peşindedir. Eğer bu arayışa doğru bir rota verilmezse hakikatle özünü yaşayan bir geleceğin bu sıraladığımız sorular çerçevesinde anlamlandırmazsa yaratılan gelecek ve hayaller çok açık ki kölelikden başka birşey olmayacaktır.Yaşam ya seni özgür yaşayacağım ya da seni yaşamayacağım diyen önderler ya da biz yaşamı uğruna ölecek kadar çok seviyoruz diyen devrimci önderler biz gençlere özgür yaşamın nasıl yaşayacağının nasıl bedeller isteyeceğinin manifestosunu verdikleri bedellerle bize miras olarak bırakmışlardır.Bugün dünyada uygarlık krizinin yaşadığı duruma bakalım teknolojinin insanlık için yarattığı felaket ve ölüm kapitalist modernitenin nasıl bir aşamaya geldiğini gözler önüne apaçık seriyor.Savaş hizmetine sunulan bu teknik gelişme dünyayı yaşanmaz bir duruma sokmuş durumda.İşte bu sözüne ettiğimiz SpaceX veya Elon Musks adlı kişiler bu yaşanmazlıkların çaresini ise başka bir gezegen aramakla bulmaya çalışıyorlar.Halbuki sadece kapitalizmin hizmetine giren bu teknolojiyi insanlığın hizmetine soksalar ve demokratik ekolojik kadın özgürlüğünü esas alan paradigma çerçevesinde bir düzen yaratılsa tüm bunların çözüm bulacağını göreceklerdir.Eğer bugün dünyanın yarısından fazlası açlık ve susuzluk çektiği görülse bu düzenin nasıl bir felaket olduğu insanlık için ne felaketler getirdiği çok açık görülecektir.Gelişen silahlanmalar nükleer tehditler insan ölümlerinin tek nedeni insan eliyle yaratılanın insanın hizmetine sokulmamasından kayanaklanıyor.Tüm bunlar yaşamın yaşanılmaz ya da sahteleşmesine sebep oluyor. Ölen insanlar, yaşanan göçler, açlık, susuzluk özellikle gençlik için tam bir isyan ve başkaldırı nedenidir.Senin bir dünyan var ve sen onu yaşamıyorsun, senin bir dünyan var ve sen o dünyada aç kalıyorsun! Yaşam alanı bulmak için göç ediyorsun.Senin bir dünyan var ve artık ne sen ona aitsin ne de o seni içinde barındırıyor işte bunları hissediyor, yaşıyoruz ama sessiz kalıyoruz peki neden? Bu soruya her birey özellikle gençler birçok cevap verebilir ve işte önemli olan da bu soruyu sormak.O zaman belki bir şeyler yapabilirsin.Spartaküs köle olduğunun farkına varış özgürlüğe ilk adımı atmaktır der.Spinoza özgürlüğü anlamla yorumluyordu.Özellikle bugün Kürt halkının yaşadıkları dünyayı en sade biçimiyle özetliyor. Sadece Kürt halkı değil tüm ezilen halklar da bu sistemin soykırım kıskacında.Bir ülkesi, dili, kültürü, tarihi olan halk gerçekliği yok sayılıyor. Her türlü soykırıma tabi tutuluyor.Çağdaş denilen bu dünyada eğer bu tür soykırım yaşanıyorsa burdan şunu anlamak gerekir varolan dünya düzeni insanlığa bir şey vermiyor. Verdiği tüm şeyler senden çalınandır ve seni hükümdarlığına almak için kullandığı araçtır. Bunu böyle görmeliyiz. Tüm bunlar bu düzene karşı başkaldırının sebebidir. Özellikle Kürt gencinin alternatif dünya, yaşam, demokratik modernite ekseninde yaratılmıştır. Yapılması gereken harekete geçmektir kendiliğinden yaratılan ya da yok edilen bir şey yoktur. Bunu istek, irade, inanç yaratır.Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz.Yaratılmak istenen dünya kimilerine cennet olurken kimilerine de tabiri caizse cehennem oluyor.Teknik ve teknolojinin gelişimi kapitalist modernite tekelinde dünyayı ve insanlığı bitirecek bir şekilde kullanılıyor ve yaratılmak istenen yaşamda insani yanı olan hiçbir şeyi bırakmıyor.Eğer bu gerçeklikleri görürsek bu içler acısı duruma karşı her türlü mücadele ve direnişe girişiriz. Özellikle genç kitle bunun sorumluluğunu taşıyabilir ve öncülük görevini oynayabilir.Tarihte gençlik bunu defalarca yapmıştır.Ve bunla beraber teknolojinin bu kadar hoyratça kullanılmasının önüne geçilebilinir ve insanlığın fayadasına sunulabilinir.
Genç kalemler