HABER MERKEZİ – Ortadoğu’nun topraklarında yaşam en anlamlı ve en güzel olanıdır. İlklerin yaşandığı, doğuşlarını sağlayan arkaik kültür direniyor. Tanım olarak Ortadoğu demek yetersiz bir söz olsa da bizim için bu topraklar en kutsallıkların geliştiği ve halen yaşandığı yerlerdir. Komünalite’nin uzun süre yaşandığı bir dönem sonrası ikili Kültür her zaman karşılıklı bir mücadele içerisinde olmuştur. Devletli yaşam (Sistem) ile Komünal yaşam (Sistem) her zaman karşı karşıya gelmiştir. Çoğu zaman bu ikili mücadelede belirleyici olan güçlerin ne kadar örgütlü olduklarıyla ilgiliydi.
Sümerlerle birlikte gelişen Devletli yaşam ilkin yetkin ve köklü değildi, bu konuda Rahiplerin yaşamı yeniden kendilerine göre tasarlamış olmaları ve çekirdek Hegemonyaya dayalı yaşamı Uruk gibi kent Devletlerinde geliştirebildiler. En önemlisi de İdeolojik kimliği Mitolojik formla geliştirmek en büyük başarları oldu. Uygarlık Sümerlerle başlayıp sırasıyla 3.500 yıl bu geleneği ısrarla sürdürmek istemiştir. Bu geleneğe karşı koyan başta Kabile hareketleri, Peygamberlik kurumu ve filozofların direnişi sürekli artar. Bu durumdan dolayı komünal hareketlerin direnişleri sistemli hale gelince. Devletli sistem güçleri bundan kaynaklı sırasıyla ilkin Ortadoğu’da Helenleştirme, Romalılaştırma, Zertüştileştirme, Hıristiyanlaştırma ile İslamlaştırma kültürünü geliştirimeye çalışarak karşılık veriler.
Orta çağın en temel özeliği Komünal direniş güçlerin ilkin Dini hareketler biçiminde gelişmiş olmalarıdır. Daha sonra bu hareketler Mezheplere evrilirler kimi dönemde Tarikatlara dönüşürler. Helenleştirme ve Romalılarştırma’ya karşı İsevilik etkili olur. Zertüştiliğe karşı gelişen komünal hareket olarak bildiğimiz Mazdeyizm gelişir yine bir dönem sonra Manicilik etkili olur. Neticede M.S 500’lı yılarda Roma ile Sasani saltanatı meşruiyetini kayıp edince etkili bir komünal hareket olan İslamiyet Kültürü erkenden Dünyanın her yerine yayıldı. Fakat İslamiyet’te diğer dinler gibi bir süre sonra Devletli güçlerin eline geçer ve Komünal hareketlerin tepkisini üzerine çeker. Ortadoğu’da gelişen Haricilik ve Şiilik en etkili Mezhepler olur. Daha sonra sırasıyla Zenci hareketi, Karmatilik, Hürremilik, Babekliler yine İsmaili hareketler toplum tarafından uzun süre kabul görürler.
Kapitalist Modernite güçleri toplumsal tarihi iyi okuyarak etkili hegomonik sistem inşasını geliştirebildiler. İlkin Avrupa’da sistem etkili olunca dünyanın her yerine de yaymayı temel politik bir çalışma olarak esas aldılar. Bu konuda yaşadıkları en büyük sıkıntı yine Ortadoğu oldu. Avrupa’da gelişen Kapitalizm Ortadoğu üzerinde Kültürel hegomonik güç olmak istiyordu, bu konuda kimi Ulus-Devletler yaratmışlardı. Onlar için en önemli Devlet Modeli Türkiye Cumhuriyeti’ydi. AKP-MHP özel savaş rejimi için de siyasi ve askeri zorun yeri önemli olmakla birlikte, hegemonyayı esas ayakta tutan şey toplumun kültür endüstrisiyle teslim alınması, hatta felçli hale getirilmesidir. Denilebilir ki, sistemin etkisindeki topluluk zihniyetleri insana yakın maymun türlerinde olduğundan daha geri ve oynatılmaya müsait hale getirilmesidir. “Nasıl hayvanat bahçesindeki hayvanlar seyirlikse, toplumun da bir gösteri toplumuna dönüştüğü birçok filozofça tespit edilmiştir ve dillen-dirilmektedir. Başta seks endüstrisi, peşi sıra ve onunla iç içe spor ve sanat-kültür endüstrileri, geniş bir medyatik reklam kampanyasıyla duygusal ve analitik zekânın yoğun ve sürekli olarak bombalanması ve tamamen işlevsizleştirilmesi temelinde gösteri toplumunun zihniyet fethi tamamlanmıştır.”
En önemlisi de Tüketime dayalı teşvikler sürekli artırılmaktadır
Ortadoğu toplumları arkaik kültürel gücünden kaynaklı Medya bu alanda da savaşın en etkili aracı konumuna getirdiler. AKP-MHP’e özel savaş rejimi bu konuda özellikle Sanat çalışmaları fazlasıyla önemsiyor hem devlet hem de özel tekellerin el attıkları önemli bir toplumsal savaş alanına dönüştürüyorlar. Dizilerle toplumu yeniden biçimlendirmek bunu da gençler üzerinde sürekli geliştirmeye çalışmak bu son yıllarda fazlasıyla etkili olmaya çalışmaktalar. Dünyada en çok televizyon izlenen ülkelerin başında Türkiye geliyor. Yapılan araştırmalara göre her gün yaklaşık 4-5 saat televizyon karşısında bulunuluyor. Her yıl ortalama 200 dizi yapılır. Yaklaşık 70 Dizi sürekli ekranlarda döner. Türkiye’de yapılan dizilerin bir bölümü ise aynı zamanda Ortadoğu, Balkanlar ve Latin Amerika ülkelerinde de izleyicilerle buluşuyor. Senaryosundan oyuncusuna, yönetmeninden kostümcüsüne çarpan etkisiyle on binlerce insan için önemli bir ekonomi yaratan diziler aynı zamanda kendi ‘fan’ kitlelerini de oluşturuyorlar.
Dizilerin Senaryolarında bilinçli bir biçimde Raiting uğruna Dram, Şiddet, Kadına karşı ihanet ve Entrikalar öne çıkarılır. Bundan kaynaklı toplum üzerindeki olumsuz etkisi psikolojik şiddet artar. Yine cinsiyet eşitsizliği sürekli üretilir. En önemlisi de Tüketime dayalı teşvikler sürekli artırılmaktadır. Diziler üzeri toplum mühendisli fazlasıyla etkili yapılmaktadır. Yansımalarını irdelediğimizde, kimi insanlar yeni doğan çocukların isimlerini dizilerde öne çıkan insanların isimlerini koyarlar. Günlük haberlere göre de öldürme çeşitleri dizilerden etkilenip aynısı yapılır. İnsan ruhu üzerindeki etkileri her geçen gün artarak devam ederken. İnsanın davranışı değişir, hal hareketlerimizden tutalım kimi karakterler gibi gülmek, hüzünlenmek, söz söylemek, tepkilenmek, beğeni ölçüleri edinmek ve bireysel yaşam kültürü sonuna kadar teşvik etmekteler.
Toplum, zamanla, dizilerde olayların abartılarak yansıtılmasına alışmıştır
Bunların hepsi yapılırken yaşamın kendisi “yeni moda” adı altında yapılır. Geleneksellik eleştirilirken, insan nasıl giyinmeli, nasıl yemek yemeli, ilişkiler nasıl olmalı, saç modeli nasıl olmalı, sürekli birey şahsında toplumun ahlakı hedef alınır. Diziler ilk dönemdeki gibi değiller artık. Kadın sorunlarına odaklanan diziler reting’leri genelde düşük oluyor. Veya dizilerde eskiden adalet arayışı öne çıkarken şimdi oyunlarla kimin daha iktidarlı, güçlü ve akıllı olduğunu gösteren diziler öne çıkıyor. Mafya temalı dizilerde de bu değişim görünüyor. Toplum, zamanla, dizilerde olayların abartılarak yansıtılmasına alışmıştır. Dolayısıyla seyirci kendisini oyuncuların yerine koyarken bu abartılı durumu içinde yaşamakta, bu durumu gerçeklik zannetmektedir. Daha sonra gerçek hayatta yaşadığı olaylara, bunun abartılı halini içinde yaşadığı için, gerçeklik tepkisi verememektedir. Dizilerin olayları simüle edip gerçeklikten uzaklaştırma gibi olumsuz bir etkisi bulunmaktadır.
Kapitalist Modernite güçleri belli ki toplumu kısmen dönüştürebilmişler. Sebeplerin başında dizilerin ne kadar zarar verebilecek konusunda duyarlılığın bugüne kadar fazla gelişmemiş olmasıyla bağlantılıdır. Diziler izlenirken eleştirisel bakılmaması en büyük sorun ve çoğu zaman Demokratik Modernite’ye göre ele alınmaması en büyük handikap. Ortadoğu’nun kendi kültürel kodları vardır eğer bir şeyler tarif edelecekse o da “Yaklaşık sekiz bin yıl önce kabile toplumu Toros-Zagros coğrafyasında belirginleşmeye başlamıştır. Bu öylesine otantik bir kültürdür ki, sanki kendini bir yandan ilk büyük Kâbe’siyle, diğer yandan ilk evrensel müzik kültürü, davulu, zurnası ve kavalıyla ilan eder gibidir. Zurna ve kaval bu kültürün sanatsal ifadesidir.” Bu topraklarda Kültür böyle ele alınmıştır ve anlamlı yaşamın doğuşu da böyle başlamıştır.
YAZAR: DENİZ GÜL