HABER MERKEZİ – Doğa; yani ırmaklar, ağaçlar, kuşlar, balıklar, yeryüzünün altındaki mineraller, yıldızlar, güneş, ay ve birçok şey daha. Peki bunlarla ilişkimiz nasıldır? Küçük evreniz dediğimiz de nasıl ele alınmalı? Bu demek oluyor ki her bir şeyle bağlantılı haldeyiz. Bizler bir suyun, bir çiçeğin, bir ağacın, bir yıldızın parçalarıyız. Sanırım bizler bunlarla olan ilişkimizin farkında değiliz. Ağaçlara, kuşlara, suya hiç bakmıyoruz, bakarsak da onları kullanmak amacıyla bakıyoruz. Dünyaya ve onun içinde yaşayan şeylere de aynı biçimde davranıyoruz. Dünyayı sevmiyoruz, ondan yalnızca yararlanıyoruz.
Bizler insan olarak bize öğretilen şuydu, öldürmeyin, merhametli ol, şefkatli ol, bütün herşeyin ruhu vardır, yiyecek için, barınmak için, giyinmek için, zevk için bir hayvanı öldürmeyin. Neden bundan vazgeçtik ve her şeyi yok etme planına başvurduk? Şimdi bizler hem tanrı, makam, güç, iktidar adına öldürüyoruz. Öldürmek yaygınlaşıyor; bize öğretilen unutuluyor, yetkinlik, zalimlik ve yok etme yolları dikkatle geliştirilip güçlendiriliyor. İnsanlar ırklarına, dinlerine, siyasal ve ekonomik durumlarına göre bölünmüşler ve gittikçe parçalanıyorlar. İnsan insana karşı bir karmaşa içindedir, nefret, derin düşmanlık, tecavüz, kindarlık, savaşlar, siyasi aldatmacalar taşıyorlar. Doğayı yok etmeye çalıştık ve şimdi birbirimizi yok ediyoruz. İnsanın doğayı yok etmesi kendisini yok etmesi demektir. Başkasını öldürmesi kendisini öldürmesi demektir. Doğa ve insana karşı bir düşmana dönüşmüşüz. Kendimizle içimizdeki ve çevremizdeki sefalet ve karmaşayı yarattık.
Biz neysek, dünya odur!
Kuşkusuz bu karmaşa, bu sefalet kendiliğinden ortaya çıkmadı. onu bizler, birbirimizle olan ilişkimizde yarattık. İçinde bulunduğumuz durum dünyaya yansıtılmıştır; biz neysek, ne düşünürsek, ne hissedersek, günlük yaşamımızda ne yaparsak bunlar dünyaya, dışarıya yansıtılır ve dünyayı oluşturur. Eğer sefalet içinde, karmaşa içindeysek, bu, yansıtma yoluyla dünyaya dönüşür, topluma dönüşür, çünkü sizinle benim aramızdaki, benimle bir başkası arasındaki ilişki toplumdur, toplum bizim ilişkimizin ürünüdür ve eğer ilişkimiz, karmaşık, ben merkezli, dar, sınırlı, ulusal ise, bunu dünyaya yansıtırız ve dünyaya kargaşa getiririz. Biz neysek, dünya odur. Dolayısıyla bizim sorunumuz dünyanın sorunudur. Toplum neden tökezliyor, neden çöküyor? Bunun en temel nedenlerinden biri kendimiz olmadığımız içindir. Kendimiz olmadığımız için herkes tarafından yönetiliyoruz.
Onlar bize ne verseler onu yiyoruz, ne söyleseler onu yapıyoruz, sanki ellerin de biz bir eşyaymışız gibi her yöne yönlendiriliyoruz. İnsanlar doğayı fethetmek istiyorlar, kendi parçasını fethetmek istiyor ve uyumsuzlukla birlikte mutsuzluğunu yaratıyor. Kendi benliğimizin farkına varmasak bu çirkinleştirilmiş dünyada sadece sefil bir yaşam sürdüreceğiz.