HABER MERKEZİ – Ekonomi kavramı evrenseldir. Tüm canlılar âleminde metabolizma olayındaki madde alışverişinin düzenlenmesi olarak en genel bir tanıma kavuşturulabilir. Cansız maddeden canlandırıcı madde elde etmek ve bunu tüketerek tekrar cansız maddeye dönüştürmek ekonomik faaliyetin özüdür. Toplumunda oluşum ve varlığını sürdürmede bu faaliyetten yoksun kalamayacağı açıktır. Toplumun kendini sürdürebilmesi için başat rol ekonomiye düşer. Toplum kendini ekonomi ekseninde doğru temelde örgütlediği zaman doğru ekonomiye kavuşabilir. İlk olarak ekonomi kavramını doğru ele alıp değerlendirerek, doğru bir ekonomiye varılabilinir. Ekonomiyi toplumsallaştırmak ve toplumsallık doğrultusunda ekonomiyi kendi özüne kavuşturmak gerekir.
Ekonomi kelimesinin Yunanca anlamı “aile yasası, ev yasası, evi geçindirme kuralları” demektir. Sözcük olarak Antik çağ Grek-Helen dünyasına aittir. Eko-nomos, ev yasası, kadının yaptığı işler, ev işleri, kadına ait işler anlamına geliyor. Ekonomos, ekonomi, kadın işidir, üretime dayalıdır, ekonomist ise bu işi yapandır, ekonomist kadındır. Ailenin maddi geçim kurallarını, çevresini, malzeme ve diğer materyallerini ifade etmektedir. Ekonomiyi sosyolojik açıdan, anlamlı değerlendirmek istiyorsak, en doğru yaklaşım ekonomi bilimininde kadın biliminin bir parçası olarak geliştirilmesi olacaktır. Ekonomi baştan beri kadının esas rol oynadığı bir toplumsal faaliyet biçimidir.
Ekonomik sorun esas olarak kadının ekonomiden dışlanmasıyla başlar. Genelde uygarlık tarihinde, özelde kapitalist modernitede kadın dışlanınca, kurnaz erkeklerin üzerinde en çok oynadıkları ekonomi bu nedenle sorunlar yumağına dönüşmüştür. Devletçi uygarlık ve en son biçimi kapitalist modernitenin toplum ve ekonomi üzerinde kurduğu egemenlik, toplumun sömürülmesi ve doğanın yağmalanması sonucuna yol açmaktadır. Sermaye-iktidar tekelleri, endüstriyalizm ile ekonomiyi özünden boşaltarak, ekonomi ve yaşama ait ne varsa nesneleştirmiş, kâr, sermaye, istismar ve sömürü konusu haline getirmiştir. Genelde son iki yüzyılda, özelliklede son elli-altmış yılda gerçekleşen ekolojik yıkım ve dengesizlik, toprak-hava ve sudaki geri döndürülemez kirlenme, büyük ölçekli göç ve sürgünler, yüksek düzeyde açlık, yoksulluk ve işsizlik, kültürel ve ahlâkî yozlaşma, suç oranlarının hızla tırmanması, kitlesel düzeye varan intiharlar, kanserleşme ve daha birçok tahribat, bu gerçeklikten kaynaklanmaktadır.
Kendi ekonomisi üzerinde öz-yönetimini kaybeden toplum, tüm alanlarda dağılmayla yüz yüze kalmıştır. Ortadoğu ise tarım-yerleşik yaşam devrimine önderlik ve öncülük yapmış, ekonomik toplum gerçekliğini en güçlü yaşayan Kürdistan toplumu, sermaye-iktidar tekelleri ve işgalci ulus-devlet yapılanmalarının egemenliği altında ekonomik olarak en çok dağıtılan, işsiz kalan, yoksullaşan, yer altı ve yer üstü doğal zenginlikleri talan edilen, nan’ın vatanında nansız kalan, kendi ülkesinde mülteci ve kaçak olan, her türlü güvencesiz işe en ağır koşullarda koşturulan, üstelikde kendi değerleri ve emeği üzerindeki sömürüye alet edilen bir gerçekliği ifade etmektedir.
Kapitalist modernitenin ve ulus-devlet yapılarının topluma uyguladığı kırımla birlikte gerçekleştirdiği ekonomik soykırıma karşı demokratik modernitede kendi ekonomi sistemini, örgütlenmesini ve eylemini açığa çıkarmak durumundadır. Bu temelde oluşturulacak temel örgütlenmelerden biri de kooperatiflerdir. Ancak kooperatif örgütlenmesi bir bütün olarak incelenip ahlâkî-politik toplumun gelişimini destekleyen, demokratik moderniteye özgün bir kooperatif modeline ihtiyaç vardır. Yürütülen çalışma, böyle bir kooperatifin zihniyeti, anlayışı ve ilkelerini oluşturmak, temel felsefesi ve mantığını kurma amacı taşımaktadır. Hakim kapitalist moderniteye karşı, Demokratik modernitenin bir diğer prensibi ise komünal ekonomiye dayalı ekolojik endüstri ve kooperatifler kurmaktır.
Komünal Ekonominin kendi özüne kavuşturulması
Komünal ekonomi, demokratik-ekolojik-kadın özgürlükçü toplum yapısına dayanır. Bu anlamda ekonominin kendi özüne kavuşturulması, yani tekrar toplumun doğal gelişme seyrine hizmet edebilmesi için gerçek anlamda toplumsal bir alan düzeyine getirilmesi gerekir. Ekonomi, başta onun gerçek yaratıcısı kadın-erkek, tüm işçi ve emekçiler olmak üzere ekonomiden dışlanan tüm toplumsal kesimlerin tekrar denetiminde olan, ortak bir ekonomi anlayışı ve sistemin kurulması ile ancak komünal ekonomi anlamını kazanabilir. Komünal ekonomi, toplumun ihtiyaçlarının neler olduğunu, bu ihtiyaçların miktarları ve özellikleri, bunların hangi yöntemler ve araçlarla, hangi ilke ve ölçülere göre karşılanacağına ortak, doğrudan karar veren demokratik bir sistemdir.
Ekolojik-ekonomik yaşam tarzında toplumsal üretimlerde komün – kooperatifler esas alınır ve buna yönelik toplumun aldığı kararları yine toplum kendisi uygular. Ekonominin iki temel alanı vardır. Bunlar, üretim ve tüketim alanlarıdır. Her iki alan üzerinde toplumsal bir denetim sağlandığı takdirde ekonomi tamamen kontrol altına alınmış olur. Burada kapitalist devletin hukuk ve yasalarına ihtiyaç yoktur. Komünal ekonomi demokratik bir sistem ve toplumun denetiminde olduğundan, ilke ve ölçüler, ekonomi yasaları çerçevesinde yine toplum tarafından belirlenir ve herkes bu yasa çerçevesinde komün – kooperatiflere katılır.
Ekonomiyi ekonomi kılan temel ölçü, temel ihtiyaçları karşılama ve bunu yaparken de ekoloji karşıtı haline gelmemesidir. Burada önemli olan kuşkusuz ahlaki ölçülerin suistimal edilmemesidir. Ahlakın olduğu yerde ne özel mülkiyet anlayışı olur ne de, tekelci kar-sermayenin eli olur. Ahlak ve politika, komünal ekonomik yaşam tarzında olmazsa olmazıdır. Komünal ekonomide, insanlar işbölümü sayesinde ihtiyaçlarını karşılamak için imece yolunu seçerler. Herkes bu iş birliği ve iş bölümü sayesinde kendi alanında uzmanlaşır. Salt ekonomide değil, zanaat, ticaret, bilim, eğitim, yönetim, genel hizmetler gibi faaliyet alanlarıda doğar. Bu alanları kooperatif alanı altında örgütleyerek toplumun bütün ihtiyaçları karşılanabilinir. Bunun için ilk olarak kooperatifin toplumsallaştırılması ve bu toplumsal değerler doğrultusunda kendi özüne kavuşturulması gerekir.
Kooperatifin Tanımlanması
Kooperatif kavramı, latince yardımlaşma, ortaklık anlamına gelen “cooperatio”dan gelir. Bu temelde gerek toplumsal ekonomide ve gerekse de devletlerin yasalarında bu kavramdan yola çıkan ve aralarında farklılıklar olan tanımlamalar vardır.
Ekonominin, toplumun temel var oluş biçimi olduğu gerçeği düşünüldüğünde; kooperatif, özü itibariyle bir toplumsal ekonomik örgütlenmedir. Kooperatif, bir grubun veya toplumun birlikte yaşamıda içine alacak şekilde ekonomik faaliyetlerini birlikte üretim, paylaşım ve kullanım üzerinde inşa etmesidir. Bir kooperatifi oluşturacak toplulukta, toplumun doğasında var olan sevgi, saygı, paylaşım, dayanışma, ortaklaşma, yardımlaşma, empati, birbirini tamamlama gibi değerler önemli oranda korunmaktadır. Kooperatif, bu değerleri ve öz-yönetimi esas alarak ekonomik faaliyetlerin düzenlenmesi, örgütlendirilmesi ve yürütülmesidir.
Bu yönüyle aslında kooperatif, toplumun ahlaki-politik dokularının korunmasını sağlayan önemli bir sosyo-ekonomik örgütlenmedir. Kooperatif, bir topluluğun veya toplumun emeğini, yeteneklerini ve elindeki ekonomik imkanları birleştirerek yaşamsal ihtiyaçlarını temin ettiği, ürettiği; böylece kendisini devletin ve sermaye güçlerinin baskılarına ve saldırılarına karşı savunduğu bir örgütlenmedir. Bu yönüyle de kooperatif, toplumsal temelde en verimli ekonomik örgütlenmedir. Kooperatif, bir topluluğun veya toplumun kendi ekonomik faaliyetlerini demokratik öz-yönetim temelinde örgütlemesi ve düzenlemesi; ekonominin demokratik temelde inşa edilmesidir.
Devletlerin Kooperatif Tanımlamaları
Bazı devletlerin yasalarında kooperatifler şu şekilde tanımlanmaktadır; 1925 yılında çıkarılan Hollanda Kooperatifler Yasasında kooperatif; “ Ortakların girmelerinin ve çıkmalarının serbest olduğu, ortakların işlerini birleştirerek onların gereksinim duydukları maddeleri satın alan ya da kredi sağlayan, ortakların ekonomik haklarını savunan bir örgüt” olarak tanımlanır. 1942 tarihli İtalyan yurttaşlar yasasında; “ Karşılıklı yardım amacını güden, değişik sermayeli, sınırsız ortaklı, ortakların en çok payı tespit edilmiş bir örgüt” biçiminde ifade edilir. Alman yasalarında kooperatifin; ’’Ortak bir işletme aracılığıyla ortakların tarımsal ve ekonomik gereksinimlerini karşılamak üzere kurulmuş sınırsız ortaklı şirketler”dir. Fransız kooperatif yasasında ise; ”ortaklar lehine olmak üzere bazı mal ve hizmetlerin maaliyet fiyatını, gerekirse satış fiyatını ortak çabalarla düşürmek, ortaklara sağlanan ya da ortaklarca üretilip satılan mal ve hizmetlerin kalitesini düzeltecek olan şirketler” dir. Türkiye’de ise kooperatif, 1163 sayılı yasada; “ Tüzel kişiliği olan, ortakların ekonomik çıkarlarını, meslek ve geçimlerine ilişkin ihtiyaçları karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet yoluyla sağlamak, koruma amaçlarını taşıyan gerçek ve kamu tüzel kişileri, özel idareler, belediyeler, köyler, cemiyetler ve dernekler tarafından kurulan, değişir ortaklı ve sermayeli kuruluşlar” biçiminde tanımlanır.
Kooperatifin Tarihsel-Toplumsal Kökeni:
Kooperatiflerin 18.yüzyılın sonlarında Avrupa’da ortaya çıktığı ve geliştiği ileri sürülür. Ancak bu belirleme, günümüzdeki modern kooperatifleri tanımlar.
Kooperatif, esasta ahlâki-politik toplumun komünal yaşamının, ekonomik faaliyetlerin örgütlenme biçimine yansıtılmasıdır. Yani, kooperatifi ortaya çıkaran, komünal yaşam kültürü ve değerleridir. Bu yönüyle kooperatifin kökeni çok daha eskilere; toplumsallaşmanın ilk dönemlerine kadar uzanır. Kooperatif geleneği, Ortadoğu ve Kürdistan jeo-kültüründe ortaya çıkmış ve gelişim sağlamıştır. Tarım-yerleşik yaşam kültürüne geçiş, aynı zamanda ilk kooperatif örgütlenmesi; günümüzdeki kooperatiflerin de temel değerlerinin çıkış zamanı ve mekanıdır. Bu kültürle birlikte kalıcılaşan ortak üretim, ihtiyaca göre dağıtım, kendine yeterlilik, ekolojik duyarlılık, bireysel ve kolektif sorumluluk temelinde ekonomik faaliyetlerin ahenkli örgütlendirilmesi; iş bölümü, paylaşım, dayanışma, üretim sevinci, toplumsal-bilinçli ve üretici emek anlayışı, hamdetme gibi değerler olmasaydı, son iki yüz yıllık komün-kooperatif modelleri hangi değerlere dayanarak kurulabileceklerdi?
Kooperatifin temelini teşkil eden; eldeki imkanları en verimli şekilde değerlendirerek kendi ihtiyaçlarını temin etme anlayışı; bunun için kolektif çalışma, üretme ve paylaşma; dayanışma, yardımlaşma gibi temel değerler özü itibariyle tarım-yerleşik yaşam kültüründe kalıcı hale gelmiştir. Bu amaç ve değerler temelinde toplumsal iş bölümü, ekonomik faaliyetlerin düzenlenmesi, örgütlenmesi, yürütülmesi ve yönetilmesi tarihte ilk kez ve en kapsamlı biçimde bu kültürde gerçekleşmiştir. Duygusal akıl ile analitik aklın, toplumsal ve ekolojik temelde uyumunun eseri olan bu ekonomi sisteminin yarattığı değerler, günümüze kadarda komünal toplumun temel değerleri olagelmişlerdir. Kürdistan’daki Karaz ( Amed ), ÇemênHallan ve ÇemêKoteBer ( Êlih ); Anadolu’daki Çatalhöyük ve daha birçok tarihi yerleşke bu gerçeği yansıtır. Aslında devlet de bu değerleri gasp ederek ve içeriklerini boşaltarak kendisini kurumsallaştırmıştır. Kooperatifin temeli olan ekonomi ahlâkıda denebilecek olan komünal ekonomi kültürü ve değerleri, devletin kuruluşundan sonra ortadan kalkmamış, günümüze kadar yaşatılıp korunabilmişlerdir. Kooperatifin kök hücreleri ve geleneği toplumsal yaşamın tüm alanlarında, yazılı kurallara ve ekonomi yasalarına dönüştürülmemiş ama çok güçlü ahlâkî değerler ve yasalar olarak yaşatılmış ve yaşatılmaktadır. İmece geleneği, tarım-hayvancılık festivalleri, ekim ve hasat günlerindeki dağıtım etkinlikleri, dayanışma, yardımlaşma, komşu dayanışması ve daha birçok değer, özü itibariyle kooperatif kültürüyle ilişkilidir.
Kooperatif geleneği, sadece toplumsal yaşamın doğal akışı içinde ve gözeneklerinde değil; aynı zamanda örgütlü, sistemli ekonomi formları olarak da ortaya çıkarılmıştır. Demokratik modernitenin sosyo-ekonomik cephesinde köklü ve kapsamlı etkilere yol açan bu deneyimler, farklı biçimlerde günümüze kadar da taşırılmıştır.