HABER MERKEZİ- Rojava ile dayanışmak için Türkiye’ye gelen ve gözaltında tecavüze uğrayan Alman Paula Maier, cinsel şiddetin siyasi baskının bir aracı olduğunu belirterek, yaşadıklarının münferit olmadığını vurguladı.
HTŞ, DAİŞ ve Türkiye’ye bağlı çete grupların Rojava’ya dönük saldırılarına karşı dayanışma amacıyla Almanya’dan Mêrdîn’e gelen 16 enternasyonalist genç, 28 Ocak’ta gözaltına alınarak, haklarında sınır dışı edilme kararı alındı. Gençler, karayoluyla 29 Ocak’ta Mêrdîn’den İstanbul’a getirildi. İstanbul Havalimanı’nda uçağa bindirilip Almanya’ya gönderilecekken, burada zorla uçaktan indirildi. Havalimanı Karakoluna götürülen gençler, uzun süre darp edildi. Gençler, 30 Ocak’ta Almanya’nın farklı kentlerine giden uçaklara bindirildi.
16 gençten biri olan Alman aktivist Paula Maier, İstanbul’da tecavüze uğradığını açıkladı. Paula Maier, “Tek kişilik hücrede kaldığım süre boyunca bir Türk memur tarafından tecavüze maruz bırakıldım” dedi.
Sınıf Mücadelesi Örgütleri Federasyonu (Föderation Klassenkämpferischer Organisationen – FKO) üyesi Alman bir sosyalist ve enternasyonalist olduğunu belirten Paula Maier, “Devrimci ve özgürleştirici hareketlerle, özellikle Rojava’daki kadın devrimi ve Kürt özgürlük mücadelesiyle dayanışma içinde siyasi çalışmalar yürütüyorum. Benim için enternasyonalizm, özgürlük, işçi hakları ve kadın özgürlüğüne dair verilen mücadele; ulusal sınırlarla sınırlı olmadığını anlamak demek. Almanya silah ihracatı, siyasi anlaşmaları ve daha geniş emperyalist çıkarları aracılığıyla bu süreçlere dahil olduğu için Kürdistan ve Türkiye’de yaşananlar Almanya’daki siyasi gelişmelerle de bağlantılı. Kendimi, bu mücadeleleri ve bundan etkilenen insanların seslerini Almanya’daki kamuoyunun gündemine taşımaya çalışan biri olarak görüyorum” dedi.
Rojava Dayanışması İçin Geldik
Türkiye’ye geliş amacına değinen Paula Maier, “Amacımız siyasi durumu belgelemek, sahada neler yaşandığını anlamak ve Almanya’daki kamuoyuna aktarmaktı. Ayrıca Rojava’daki gelişmelere ve oradaki kadın devrimi perspektifine dikkat çekmek istedik. 2012’de başlayan Rojava Devrimi, savaş ve otoriterlik yüzünden yıkıma uğramış bir bölgede tamamen farklı bir siyasi perspektif ortaya çıkardı. Halk, öz yönetim yapıları, meclisler, kadın örgütleri ve öz savunma mekanizmaları oluşturdu. Bu deneyim, başka bir toplumun mümkün olduğunu göstermesi bakımından önemli bir siyasi ilham kaynağı oldu. 2026’nın başlarında durum giderek daha tehlikeli bir hal aldı. Dolayısıyla sesimi, Rojava’nın özgürlüğü için mücadele eden insanları, özellikle de bu devrimi inşa eden ve savunan kadınları desteklemek için kullanmak istedim” diye belirtti.
Tecavüz ve Cinsel Şiddete Maruz Kaldım
Türkiye’ye geldikten sonra protesto ve basın açıklamalarına katıldıklarını dile getiren Paula Maier, “Türkiye’de Kürt halkının direnişine ilk elden tanıklık ettik. Türk polisi tarafından gözaltına alınıp sonra ağır bir baskıya maruz kaldım. Tek kişilik hücrede tutulduğum süre boyunca tecavüz de dahil olmak üzere cinsel şiddete maruz bırakıldım. Bu durum beni derinden etkiledi. Kendimi korku, utanç, izolasyon ve çaresizlik içinde hissettim. Ancak bu baskı sadece bana bireysel olarak yaşatılmış bir şey değildi. Bunu daha geniş bir siyasi bağlam içinde değerlendiriyorum. Devletlerin; gazetecilerin, aktivistlerin ve enternasyonalistlerin kendi politikalarını kamuoyuna aktarmalarını engellemek için korku yaratmaya ihtiyacı var. Baskı, yıldırma ve şiddet yalnızca insanları cezalandırmak için değil, başkalarını da oraya gitmekten, yaşananları anlatmaktan ve dayanışmayı örgütlemekten vazgeçirmek için kullanılıyor. Ben de tam bu yüzden sessiz kalmamaya karar verdim. Saf bir cesaret hikayesi anlatmak istemiyorum. Baskının beni kırabileceğini düşündüğüm anlar da oldu. Siyasi faaliyetlerimi sürdürüp sürdüremeyeceğimden şüphe ettiğim zamanlar da oldu. Bana güç veren şey Almanya’ya döndükten sonra yoldaşlarımın dayanışması oldu. Baskının yarattığı izolasyon ve yalnızlığı kırmakta yardımcı oldular. Başıma gelenlerden ibaret olmadığımı anladım. Yaşadığım şeyler hayatımın bir parçası ama bundan sonra nasıl ilerleyeceğine ben karar verebilirim” dedi.
Kadın Dayanışması Sessizliği Bozdu
Paula Maier, “Cinsel şiddete maruz kalmak benim için son derece ağır bir olaydı ve buna nasıl karşılık vereceğime karar vermek uzun zamanımı aldı. Bu süreci yalnızca hukuki bir meseleye indirgemek istemiyorum. Aylar boyunca utanç, korku ve yalnızlık duygularıyla mücadele ettim. Önce yaşadıklarımı anlatabilecek kadar yoldaşlarıma güvenebilmem, ardından da bunları kamuoyuna açıklamaya karar vermem zaman aldı. Kamuoyuyla paylaşma kararımda, cinsel şiddet ve işkence konusunda sessizliğini bozan diğer kadınların da etkisi oldu. Dünyanın farklı yerlerinden kadınlar defalarca, ‘Utanç taraf değiştirmeli’ dedi. Bu söz benim için de siyasi bir mesaja dönüştü. Yaşadıklarını kamuoyuna anlatmak, başlı başına bir direniş biçimidir. Ama aynı zamanda her mağdurun bundan sonra hangi adımları atabileceğine ve atmak isteyip istemediğine kendisinin karar vermesi gerektiğine inanıyorum. Bu kararın bana ait olması benim için önemliydi” diye kaydetti.
Yaşadıklarım Münferit Değil
Yaşadıklarını ve bunların yaşandığı siyasi bağlamı kamuoyuyla paylaşmaya devam edeceğini vurgulayan Paula Maier, “Aktivistlere ve enternasyonalistlere yönelik baskıyı görünür kılmayı ve gözaltı ve tutukluluk süreçlerindeki siyasi baskı ve cinsel işkenceye karşı yürütülen çalışmalara katkı sunmayı istiyorum. Ancak amacım kendi yaşadıklarımdan ibaret değil. Yaşadıklarımı diğer kadınların ve siyasi tutukluların yaşadıklarıyla birlikte ele almak istiyorum. Benim yaşadıklarım münferit bir olay değil. Devrimci kadınlar, bir baskı aracı olarak cinsel şiddet ve işkenceye defalarca kez maruz kaldı, kalıyor. Bu benim bireysel olarak yaşadıklarımın önemini azaltmıyor. Tam aksine, bu iki boyutu bir arada ele almamız gerektiğine inanıyorum. Kadınlara yönelik şiddeti siyasi ve yapısal boyutlarıyla anlamamız ama aynı zamanda bundan etkilenen insanların kendi yaşadıklarını, duygularını ve travmalarını ifade etmelerine de olanak tanımamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Mücadeleyi Sürdüreceğim
Paula Maier, mücadelesini sürdüreceğini aktararak, “Ayrıca Almanya’daki insanları Türkiye ve Kürdistan’da yaşananlar ve Almanya’nın kendi sorumluluğu konusunda bilgilendirmeye devam etmek istiyorum. Almanya, tarafsız bir gözlemci değil. Alman silahları ihraç ediliyor ve çatışmalarda kullanılıyor, Alman dış politikası ve ekonomik çıkarları da bölgeyle yakından bağlantılı. Enternasyonalizm, Almanya’da da buna karşı çıkmak demektir. Alman işçiler, savaşların ve siyasi anlaşmaların arkasındaki siyasi ve ekonomik çıkarları gözeten Merz ve Erdoğan gibi siyasetçilerden ziyade Kürt ve Türk işçilerle ortak noktaya sahip. Bu yüzden örgütlenmeye, insanları bilgilendirmeye, dayanışmayı büyütmeye ve baskıya karşı mücadele etmeye devam edeceğim. Siyasi tutukluların, kadınların ve Rojava’nın özgürlüğü için de mücadeleyi sürdüreceğim” ifadelerini kullandı.
Baskı Enternasyonel Dayanışmayı Durduramayacak
Paula Maier, devamla şunları kaydetti: “Evet, bunun yalnızca benim hikayem olmadığını açıkça ifade etmek istiyorum. Bu direndikleri için şiddete ve baskıya maruz kalan birçok kadının hikayesi. Benim yaşadıklarım münferit bir olay değil ve cinsel şiddet de etrafımızdaki siyasi yapılardan bağımsız bir olgu değil. Özellikle siyasi olarak aktif olan ve boyun eğmeyen kadınları yıldırmak, aşağılamak ve susturmak için bir araç olarak kullanılıyor. Ama yaşadıklarımın beni tanımlamasını da istemiyorum. Diğer kadınlara şunu söylemek istiyorum; Yalnız değilsiniz. Hazır olmadan konuşmak zorunda değilsiniz ve yaşadıklarınızı sadece belirli bir şekilde anlatmak zorunda da değilsiniz. Ama konuşmaya karar verdiğinizde, yanınızda olacak olan insanlar var. Siyasi açıdan da şunu net bir şekilde söylemek istiyorum; Baskı, enternasyonel dayanışmayı durduramayacak. Biz aktivistlerin tehdit edilmesi, tutuklanması ya da şiddete maruz bırakılması geri adım atmamız için bir neden değil. Tam aksine daha fazla örgütlenmek ve daha kararlı olmak için bir nedendir. Kürdistan’ın özgürlüğü ve Rojava’nın kazanımları saldırı altında olduğu sürece, dünyanın dört bir yanında daha fazla insanın sesini yükseltmesi, gördüklerini anlatması ve bu mücadeleye sahip çıkması gerektiğine inanıyorum.”
MA / Ömer İbrahimoğlu – Deniz Karabudak









