Enter your email Address

  • Anasayfa
Pazar, Nisan 26, 2026
Berû Ajans
  • Analiz
  • Dijital Medya
  • Ekoloji
  • Ekonomi
  • Gençlik
    • Genç Kadın
    • Genç Kalemler
    • Üniversite
  • Güncel
  • Kültür-Sanat
  • Özel Dosya
  • Röportaj
  • Spor
  • Teknoloji
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Gör
  • Analiz
  • Dijital Medya
  • Ekoloji
  • Ekonomi
  • Gençlik
    • Genç Kadın
    • Genç Kalemler
    • Üniversite
  • Güncel
  • Kültür-Sanat
  • Özel Dosya
  • Röportaj
  • Spor
  • Teknoloji
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Gör
Berû Ajans
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Gör
Anasayfa Analiz

Ölümün Sıradanlığı

26 Nisan 2026
in Analiz, Genç Kalemler
0
Ölümün Sıradanlığı
Share on FacebookShare on Twitter

Çoğumuz nasıl öleceğimizin hayalini kurmuşuzdur. Ama nasıl bir yaşam hayali bizlerde çok soyuttur ya da çok genel geçer. Çok detay veremeyiz; planlanmış, üzerine çok düşünülmüş bir şey değildir. Çünkü yaşamla bağlarımız zayıftır. Bize reva görülen yaşam, yaşanmaya değer değildir. O yüzden epik bir ölüm bazen daha cazip gelebiliyor.

Düşündüğünü düşünebilen insan, bugün ne kadar düşünüyor acaba? Gündelik olarak kafamızı boş ve maddi şeyleri düşünerek uyuşturduğumuz zamanları 24 saatten düşersek, geriye ne kalıyor? En çok neyi düşünüyoruz? İnsanlık niçin bu hâle geldi, neden bugün bunları yaşıyor sorusunu ne kadar soruyoruz? 3. Dünya Savaşı’nın en şiddetli yaşandığı bir zaman olarak bugünlerde ölümün yaşamımızın ne kadar sıradan bir parçası olduğunu düşünelim bir an. Bunu duymaya ne kadar alıştığımızı, ölen insan topluluklarının bizim için ne kadar normalleştiğini…

Ahlak ve vicdandan kopmuş analitik akılların yönettiği bir dünyada artık sadece analitik düşünen insanlar için ölen insanların yaşamı bir sayıya indirgeniyor. Bu yüzden ha bir eksik, ha bir fazla… Ölüm, herkese eşit yağar diyen şair, fena hâlde yanılmıştır çünkü şu günlerde Ortadoğu’ya ecelle gelmiyor. Gündelik sözlerimizin arasına girecek kadar kaba bir hâl almış durumda. Gazze’de evladını bekleyen bir anneyi düşünelim, bombardımanlarda fosforun kullanıldığı Lübnan’da bir çocuğu, İran’da bir kadını, hele bir de Kürdistan’ı düşünelim.

Yaratıcı güce tanrı veya evren diyelim. ‘‘Tanrı, onun suretinde kendini görmek için insanı yaratmıştır’’ der kutsal kitaplar. Bir de ‘‘evrenin amacı kendini bilmektir’’ derler. Peki evren ya da tanrı neden anlaşılmak ister? Tanrısallığın bir yanı da sonsuzluğa ulaşmaktır. Sonsuzlaşmak ancak anlaşılmakla mümkündür. Anlaşılmayan, anlam bırakmayanın ömrü, biyolojik zamanından ibarettir. Tanrıyla insan arasındaki fark nedir sorusunun cevabı, tanrının yaratıcı oluşu değildir. İnsan, sanat yaparak yaratmış ve tanrıyla arasındaki bu farkı kapatmıştır.

Felsefede tanrı, ölümsüz insanken insan; ölümlü tanrı olarak açıklanmıştır. Bu bana daha doğru bir tanımlama gibi geliyor. Tanrıyla aramızdaki fark ölümdür. Grekli filozof Epikuros, ‘‘Ben var isem ölüm yok, ölüm varsa ben yokum’’ demiştir. Varlık ve yokluk arasındaki çizgi, kalbin artık atmadığı, kan dolaşımının durduğu, nabzın düşerek birkaç dakika içinde artık durduğu o çok kısacık bir an mıdır? Felsefeye göre ölümü aşmak, tanrısallaşmaktır. Şüphesiz burada fiziki anlamda bir ölümü aşmaktan bahsedilmiyor çünkü çok klasik olacak ki her canlı ölümü tadacaktır. Bahsi geçen, ölüm korkusunu aşarak hakikate ulaşılabileceğidir.

Bunları Kürt realitesine vurduğumda hatalı bir denklem açığa çıkıyordu. Kürtlerin nasıl savaşçı bir halk olduğu, özgürlük uğruna verdikleri mücadele ve bedel olarak toprağa verdikleri canlar artık neredeyse her kitaba konu olmuştur. Yakın zamanda Tişrin Savaşı sürecinde keşif uçaklarının altında ülkesini korumak için yaşlı bir kadının -somut koşulların somut tahlili yapıldığında ölüme çok yaklaşmış olan yaşlı bir kadının- basın yoluyla tüm dünyaya duyurduğu bir cümleydi: ‘‘Em ji mirinê mezintir in’’. Şiirlerin yüreğimize en çok dokunan cümlesiydi ‘‘Kürt ölümü öldürdü’’ cümlesi. Ölüm yoksa biz var olmalıydık. Felsefede hakikate ulaşmak anlamında kullanılan tabiriyle ‘‘tanrısallaşmalıydık.’’ Ama bizim gerçekliğimizde bu denklem sonuçsuz kalıyordu, hatalı oluyordu. Sonra düşündüm; bizim bir halk olarak sorunumuz ölüm duygusunu aşmak mıydı? Eğer ölümü yendiysek, neden yeniliyorduk? Ama ölmek için, ölümü aşmak için yaşamak gerekiyordu önce, değil mi? Yaşamamış olan ölemeyeceği gibi ölümü de aşamaz. Bundan olmalı ki Kürt halk önderi Abdullah Öcalan ‘‘Siz savaşta değil, yaşamda kaybediyorsunuz’’ diyordu. Evet, savaşta kaybetmiyorduk ya da işler kötü giderse ‘‘en fazla ölürüz’’ diyorduk. Nedendi bizdeki bu yaşamın sıradanlığı? Nasıl yaşanırsa yaşansın biçiminde bir şey miydi ki bu kadar ölüm felsefesi, güzellemesi yapıyorduk? Çok uhrevi oluşumuzdan değildi tabii, yaşamamış olan için ölüm, çok da abartılacak bir şey değildi sadece. Bu kadar basitti.

Kürt Halk Önderi, Kürt gerçekliğini ‘‘yaralı bile değil, ölü bir gerçeklik’’ olarak tanımlamıştı. Mezar toplumu demişti. Mesela çoğumuz nasıl öleceğimizin hayalini kurmuşuzdur. Ama nasıl bir yaşam hayali bizlerde çok soyuttur ya da çok genel geçer. Çok detay veremeyiz; planlanmış, üzerine çok düşünülmüş bir şey değildir. Çünkü yaşamla bağlarımız zayıftır. Bize reva görülen yaşam, yaşanmaya değer değildir. O yüzden epik bir ölüm bazen daha cazip gelebiliyor.

Ama doğru soru nasıl öleceğimiz değil, nasıl yaşadığımızdı. Demek ki sorunun yanlışlığındandı cevabın yanlışlığı. Öyle ya, doğru felsefe doğru soruyla başlıyordu. O zaman daha çok sormalı: nasıl yaşamalı diye. Çünkü ölüler, ancak felsefeyle dirilebilir. Cevabı ise yaşamı en anlamlı yaşayan ve bizde de anlamlar oluşturan ‘‘Ey yaşam, ya seni özgür yaşayacağım ya hiç yaşanmamış sayacağım’’ diyen Kürt Halk Önderi veriyordu. Bu yaşam eğer yaşanacaksa özgür yaşanmalıydı, aksi takdirde hayatını kaybetmeme uğruna zaten tarihte köle olmuştuk. İnsanca duyguların ve eylemlerin hâlâ var olduğu dönemlere dönmenin anahtarı, insanlıkta ısrardı. İnsan olmak da ancak sosyalist olmakla mümkün oluyordu. İnsan, insan olmak için ya sosyalist olacak ya da insanlıktan çıkacaktı.

   Sakine Toprak

Önceki Haber

Amargî Kültür ve Sanat Derneği Açılışını Gerçekleştirdi

Berû Ajans Editor

Berû Ajans Editor

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Trend
  • Yorumlar
  • Sonuncu
Bir Yabancılaşma ve Öze Dönüş Hikâyesi

Bir Yabancılaşma ve Öze Dönüş Hikâyesi

23 Nisan 2026
Gençler İçin Alternatif Bir Kültür Sanat Merkezi: Amargî Kapılarını Açıyor

Gençler İçin Alternatif Bir Kültür Sanat Merkezi: Amargî Kapılarını Açıyor

20 Nisan 2026
TEV-KOM Kuruluş Deklarasyonunu Yarın Açıklayacak: Tüm Gençleri Bekliyoruz

TEV-KOM Kuruluş Deklarasyonunu Yarın Açıklayacak: Tüm Gençleri Bekliyoruz

17 Nisan 2026
Amargî Kültür ve Sanat Derneği Açılışını Gerçekleştirdi

Amargî Kültür ve Sanat Derneği Açılışını Gerçekleştirdi

25 Nisan 2026
Amargî Kültür ve Sanat Derneği Açılışını Gerçekleştirdi

Amargî Kültür ve Sanat Derneği Açılışını Gerçekleştirdi

0
Gençler Wan’da Tarihi ve Kültürel Hafızayı Tartıştı

Gençler Wan’da Tarihi ve Kültürel Hafızayı Tartıştı

0
Kürt Gençleri Kültür ve Sanatta Yer Almalı

Kürt Gençleri Kültür ve Sanatta Yer Almalı

0
Ölümün Sıradanlığı

Ölümün Sıradanlığı

0
Ölümün Sıradanlığı

Ölümün Sıradanlığı

26 Nisan 2026
Amargî Kültür ve Sanat Derneği Açılışını Gerçekleştirdi

Amargî Kültür ve Sanat Derneği Açılışını Gerçekleştirdi

25 Nisan 2026
Gençler Wan’da Tarihi ve Kültürel Hafızayı Tartıştı

Gençler Wan’da Tarihi ve Kültürel Hafızayı Tartıştı

25 Nisan 2026
Kürt Gençleri Kültür ve Sanatta Yer Almalı

Kürt Gençleri Kültür ve Sanatta Yer Almalı

25 Nisan 2026
Twitter Youtube Telegram Facebook Instagram

KATEGORİLER

  • Analiz
  • Anket
  • Bilim
  • Dijital Medya
  • Ekoloji
  • Ekonomi
  • Genç Kadın
  • Genç Kalemler
  • Gençlik
  • Güncel
  • Kültür-Sanat
  • Özel Dosya
  • Röportaj
  • Spor
  • Tarih
  • Teknoloji
  • Üniversite

© 2024 BERÛ AJANS - TÜM HAKLARI SAKLIDIR!.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Gör
  • Analiz
  • Dijital Medya
  • Ekoloji
  • Ekonomi
  • Gençlik
    • Genç Kadın
    • Genç Kalemler
    • Üniversite
  • Güncel
  • Kültür-Sanat
  • Özel Dosya
  • Röportaj
  • Spor
  • Teknoloji

© 2024 BERÛ AJANS - TÜM HAKLARI SAKLIDIR!.